Duyguların farklılığı ve cinsiyeti

Duyguların farklılığı ve cinsiyeti

26 Mayıs 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Seni gördüğüm ilk gün... Her yeni gün aşkın, sevginin yaşanış biçimini, rengini anlatır bize. Aşk her gün farklı tatlarla yaşanır içimizde, yüreğimizde… İnsanın yüreğinin derin dehlizlerinde saklı duygu dünyası, içinden çıkılamayacak kadar hapsetmiştir. Bu duygular, insanın ruhuna, bedenine, davranışlarına yansır. Sevgide aşırılık, sevdiğine insani duygularla, düşüncelerle üryan gitmesi gibi bir şey. Sevdiğini hatırlatır bir söz, bir şarkı, bir yer...   

İnsan, bir hüzün gemisi, karamsarlaşır, üzülür... Ama nafile ağlayamaz. İşte benimkisi böyle bir sevgi. Bir sıkıntı alır, bağırmak istersin... Ama içinde kalıverir her şey, içinde! Bağırır durur, dile gelir hasretler. Şöyle derim; seni düşündüm kendimden geçtim. Yine düşüncelerime gem vurdum. Yüreğimin en derin yerinde sadece seni seviyorum! Bilemezsin seni ne kadar sevdiğimi, yüreğimin en derin yerinde mahkûmsun. Ruhunu değil, bedenini değil, tenini hiç değil, seni seviyorum sadece.   

Aklım durdu. Çıplak değil düşünceler, duygular.  

Bilmezdim insan, sevgisiz meğer çıplak olurmuş. Pişman olup sevgisiz doyuma ulaşmamış duygularım. Yüreğimdeki sevgi, sağanak yağmur gibi düşsün yüreğindeki toprağa. İçimdeki her şey, yansıyan yüzümde. Seni sevmek dünyanın en güzel düşüncesidir. Senin sevip sevmediğini değil de seni severken sevdiğini, sevildiğini bilmek. Sevmek bu kadar güzel olsa gerek sevdiğim. Sevdiğini sevenin sen, sevilenin sen olduğunu bildiğin sürece mutlu olursun, bilirim. Gönlündeki hevesimi, yüreğimi, renklerde gizlenmemiş, bu hissedilen şey içine saçılan sevginin rengi. Hele bir gör düşsün özlemin ateşi. Aşk duygusunun ruhundaki renkleri unutma, yüreğimdeki sevgiyi! İşte ben de böyle içimden gelen duyguları yazarak başlamak istedim. İnsan duygularına göre mutlu olur ya da acı çeker. İnsan duyguları ile yaşayan bir varlık. 

Günlük hayatta herkes duygular hakkında pek çok şey söylüyor. Herkes bu hayatın çıkılmaz girdaplarında olumlu, olumsuz hâllerinde hissettiği çok çeşitli duygularını öyle veya böyle dile getiriyor bir şekilde. 

Hep merak etmişimdir; neden insanlar duyguları aynı güçte, tonda, ağırlıkta ve hızda yaşamazlar? İnsanların fiziksel, düşünsel, duygusal, bilişsel, algı yapıları birbirine benzemediği gibi duyguları da birbirine benzememektedir. Biliyorum ki birçok kişi benim gibi merak etmekte duyguların cinsiyeti, kökeni, şiddeti içinde kaybolmanın, çaresizliğin, anlamsızlığın, susmanın, ağlamanın, gülmenin, suskunluğun, bunların rengi var mı? Bu saydıklarımın hepsinin ortak bir rengi olsaydı bu kesinlikle beyaz olurdu. huzur ve sakinlik, rahatlık ve umut duygusu sunan, koruma, cesaretin bozulmamış, değerini kaybetmemiş ve kutsal sayılan her şeyin rengi beyaz tüm renklerin karışımıdır. Duygular da renkler gibi bir çok olup; genellikle saf olmayıp karışımlar şeklinde insan beyninde görülmektedir. 

insanın biyo-psiko-sosyal bir varlık olması gerçekliği, duygularının değerlendirilme sürecinin de çok boyutlu yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. İnsanlar arasında, sergiledikleri duygu ve hisler bakımından karşılaştırıldıklarında gözle görülür bariz farklılıklar bulunduğu bilinmektedir. Bu iki farklı cinsiyetin sadece davranışlarında değil, değerlerinde de bazı farklılıklar bulunmaktadır.

Yazılan çizilen bir çok araştırma erkek ve kadın genetik kodlarının %99’dan fazlasının aynı olduğunu söylüyor. İnsan genomundaki otuz bin genin %1’inden daha azı cinsiyetler arasında değişiklik gösterir. Ancak bu matematiksel olarak küçük denebilecek farkın vücudumuzdaki bütün hücreleri etkilediği ifade edilmektedir. Bu farklılık işte insanlar arasındaki genel olan duygunun özelde farklı farklı yaşanmasına, hissedilmesine sebep olmaktadır. Bunun en büyük sebebi erkeklik hormonu ile kadın hormonları arasındaki farlılıktan kaynaklanıyor. Testosteron hormonu, erkeklerin eylemlere, nesnelere ve rekabete daha meraklı olmasını, üç boyutlu görme, yön duygusu ve de matematik konularında daha iyi olmalarını sağlamaktadır. Östrojen hormonu kadınların beyninin sağ kısmı gelişerek duygu, heyecan, müzik, sanat gibi estetik algıları ön plana çıkarmış. Ve bu duygu ile kadınlar birçok eser üretmiştir. Düşünceler dilin, duygular bedenin, davranışlar ise psikolojik anlamda canlıların dış dünyaya karşı gösterdikleri her türlü bilişsel, duyuşsal ve psikomotor (bedensel-fiziksel) tepkileri ifade eder. 

Benim düşünceme göre sosyal bir varlık olarak insanın duyguları asındaki yapısal farklılıkların ve özelliklerin sadece biyolojik, fizyolojik veya psikolojik değil, aynı zamanda kültürel ve sosyolojik açıdan ele alınması gerekiyor. Duygular, çevremizde olup bitenlere verdiğimiz anlamlı veya anlamsız tepkilerdir. Düşündüğümüz ve yaptığımız her şeyin sonucunda bir duygu hisseder ve bu duygunun sonucunda bir davranış sergileriz. Düşünceler değiştikçe duygular buna bağlı olarak davranışlarda değişir. 

İnsanlar arasındaki algı ve düşünce yapısı üzerine yapılan çalışmalara göre, çocukluktan ergenliğe ve ergenlikten yetişkinliğe, olgunlaştığı yaşlılığa geçtiği süre içinde fiziksel büyümenin yanında duygular hep çocuk kalır. Yani çocukluk dönemindeki duygular sadece saf ve temiz kalır Daha sonra ise insanın düşünce kapasitesi geliştikçe duyguları mutasyona uğramaktadır. Şu anlaşılıyor ki duygular hayatımızın önemli bir parçası, bizimle yok olup gidecekler. Edindiğim tecrübe ile duygular her ne kadar genel olarak anlaşılsa da gerçekten kişiye özel olarak varlıklarını sürdürüyor. İnsanların yaşadığı duygu herkeste farklı farklı kendini göstermektedir. Burada bizi ifade eden duyguların nitelik ya da nicelik olarak etkisi kesinlikle farklıdır. Benim kanaatime göre duyguların cinsiyeti içinde doğup büyüdüğü insana göre cinsiyet oluşturmaktadır. İddiam şudur ki zihnin zenginleşmesiyle ve kavramsal düşüncenin gelişmesiyle duygu önce bedende olur, daha biz  duygunun ortaya çıktığını fark etmeden önce duygu insan bedeni üzerinde hakim kurar. Anlayacağınız duygular bir virüs gibi  vücuda burun, ağız veya gözlerden girer, daha sonra bir protein üreten hava yollarımızdaki hücrelere tutunarak girmez. Bilinçli bir farkındalığa sahip olan bireyler duygusal olarak güçlü, kendini yargılamayan, kendine saygı duyan, şefkat gösteren ve deneyimlerini hayata aktarabilenlerdir. Kendini, deneyimini, hayatın anlamını sorgulayan, hayatla birleştiğin noktayı kabul ettikçe yaşadığı çatışmayı bilen hem kendisine hem de etrafındaki herkese yol ışık olabilen insan duyguları içine sindirir.

Duyguları insan bilincinin varoluş biçimi olarak ele aldığımızda, onlar sadece hisseden yapılar değil, aynı zamanda ontolojik olarak insan varlığının delilidir.

Bu, duyguları davranışa dönüştürür. Davranış ve düşünce üzerine yoğunlaştığımızda insanın varoluşunu olgulara bakarak verdiği emeği, mücadeleyi anlayabiliriz. Ben biraz varoluşsal açıdan baktığımda duyguların insanın gerçekliliğini anlamlandırdığını düşünüyorum. Duygunun kendinde varlığı insana var olma duygusu verir; çünkü var olmak yani duygular davranışa dönüşünceye kadar öylece ve anlamsız bir şekilde  bir yerde dururlar. Yaşamın değeri, insanın amaçlarından beslenir. Bu duygu ve düşünceler, insanın amaçlarına ulaşma isteği, hayata karşı motivasyonunu artırır. Unutmayalım!..