Duygu durumu mutluluk

Duygu durumu mutluluk

5 Mayıs 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Bilmiyorum, gerçekten mutluluk bir duygu mu yoksa bir duygu durumu mu? Eğer mutluluk bir duygu olsaydı arka arkaya duygu yoğunluğu yaşamazdık. Duygular insan psikolojisinin belirli bir durumuna karşılık geliyor. Mutluluk bilişsel, zihinsel ve ruhsal olarak yaptığımız bir işin sonunda hissettiğimiz duygu durumu. Ama mutluluk için insanın sürekli onun arkasından koşmasının mantıklı bir tarafı yok bence. 

Hayat yaşama, mutlu olma isteğinin insandaki yansıması; yaşamda açık seçik var olma görünümü. Her şeyin, herhangi bir şeyin ve bir bütün olarak evrenin ortaya çıkmasının, varlık kazanmasının sebebinin bu hayatta mutlu olmak zannediyoruz. Oysa ki insan içerisindeki mutlu olma duygusu ve bu isteği nesnelleştirmeye çalışması doğadaki hiçbir canlıda bu kadar üst seviyede değil. Hiçbir canlı mutlu olmak için yemek yemez, kendisine kalacak, korunacak bir yer aramaz ya da hiçbir kuş sürüsü mutlu olmak için uçmaz. Hayvandaki bu dürtünün amacı sadece hayatta kalabilmektir. Çünkü bütün hayvanlar içgüdüsel davranışları ile yaşamda kalmayı kendilerince mutluluk olarak anlarlar. Hayvanların yaşam ile ilgili herhangi bir bilgisi olmadığı, içgüdülerle hareket ettikleri için mükemmel bir yapıya sahipler. Belki bir çoğunuz hayvanlardaki annelik olgusunu ele alarak çeşitli düşünceler öne süreceksiniz. Takdir edersiniz ki bilinçli, farkında olunan bir annelik duygusu ile içgüdüsel bir annelik arasında çok büyük fark var. Yani demem o ki insan hariç diğer canlı türleri hayatta kalabilmek için beslenme, koruma, saldırma gibi eğilimleri tamamı ile içgüdüsel yaptıkları için herhangi bir kaygı durumu taşımazlar. Böylesi bir kaygıyı içinde barındırmayan canlının açlık hissiyle ortaya çıkan beslenme içgüdüsü ve devamında avlanma ihtiyacı duymasının amacı elbette mutlu olmak değildir. Bu onlar için doğal ve olağan bir davranıştır. İnsan ise ne yaparsa yapsın kendisini ,başkalarını mutlu etmenin çabası içindedir. Canlıların bilinçsiz sahip oldukları içgüdüsel davranışlara karşılık insan bilinçli olarak mutluluğa ulaşma çabası içindedir. Yani insan içgüdülerini mutlu olma yönünde kullanmaya çalışır… 

Mutluluk ya da öznel iyi olma durumu, bireyin yaşamına dair olumlu düşünce ve duygularının azami oranda çokluğudur. İnsan yaşamında aldığı doyuma, olumlu duygulara göre mutlu olur. Mutluluğun daha çok, mantıklı, anlaşılır, insanın kendi kendisiyle , nesnel dünya ile ilgilenmesi, mantıklı dünya görüşlerinden, düzenli ahlak kurallarından, doğru yaşama alışkanlıklarından geldiğine inanıyorum. Belki de yeni bir telefon, yeni bir araba, diz üstü bir bilgisayar, bir kolye, belki bir elbise, kısaca hayalini kurduğumuz herhangi bir şeye sahip olmak bizi ne kadar mutlu ediyor. Peki bu mutluluk ne kadar sürüyor? Bilmem fark ettiniz mi, sahip olduktan sonra o şey kıymetini yitiriyor. Hiçbir canlı insan kadar mutlu olma düşüncesi ile hareket etmiyordur. İnsan mutlu olabilmek için, diğer canlı türleri ise sadece hayatta kalabilmenin umuduyla yaşıyorlar. Yani diğer canlı türleri için yaşamak, hayatta kalabilmek zaten en büyük mutluluk olmalı. 

Size naçizane tavsiyem, mutluluk bir gölge gibi, boşuna yakalamaya çalışmayın; kovaladıkça  sizden kaçar; malum, "gölgeyi yakalamak için rüzgarı kovalamalısın" derler. Yaşam hava ve rüzgar gibidir. Sanki bütün canlıların solunumuna yarayan renksiz, kokusuz, akışkan mutluluk gibi görünmeyendir. Evreni, yaşamı doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen esintidir. Yaşadığımız her yer belirleyici rol oynuyor hayatımızda, hayata dair düşünce ve duygularımız üzerinde bile... 

Doğduğumuz yer içinde bulunduğumuz toplum, aile, kültür, inanç, gelenek ,görenekler, bireysel bilinç düzeyimiz, bilişsel, zihinsel, ruhsal şuur gibi unsurlar dış ve iç uyaran tarafından etkileşime geçerek kararlarımıza, düşüncelerimize, duygularımıza şekil vererek mutlu olabilmemizde rol oynuyor. Yaşamak zorunda olduğumuz ülkenin coğrafi konumu, kanunları, ülkenin yönetim şekli, kanun yapıcılar, devlet hiyerarşisi içerisindeki düzensizlik ya da düzenli olması insanın kendisini mutlu ya da mutsuz hissedebilmesine sebep oluyor. İnsan doğup büyüdüğü çevre, ailesiyle içinde bulunduğu toplumun örf, adet ve göreneklerine yabancı hissediyor; kendini o topluma ait hissetmiyorsa mutlu olmuyor. Eğer içindeki insanlar birbirlerini anlamıyorsa toplum mutsuz ve huzursuz olur. Artık bu bir zincirin halkası gibi çocukluktan başlayıp ömrü boyunca insanı hep mutsuz edecektir. Mutsuz bir birey toplumu meydana getiren en küçük yapı ise doğal olarak toplum içerisinde sıkıntılara sebep olacaktır. 

Kimisi için bir ev, bir arsa, araba sahibi olmak, kimisi için dünyayı bir seyyah olarak keşfetmek, düşünmek, üretmek, kimisi içinse sadece ayakta kalmak mutluluk. Herkes yaptığı şeyden zevk almak, mutlu olmak istiyor. Hiç düşündünüz mü, mutluluk ya bu saydığım şeyler değilse? İnsan şunu bir öğrenemedi gitti: Hayattaki mutluluk misafirlikte yenen yemek gibidir. Misafir umduğunu değil bulduğunu yer düşüncesi ile büyüttüler buna inanmamızı öğrettiler. Sanki mutluluk dışarıdan gelen bir duyguymuş gibi... Evet doğru, mutluluk herkesin arzuladığı bir amaçtır. İnsan amacının mutluluk olduğu, bütün insanların, mutluluğu gönülden istediği, arzu ve tercih ettiği, ona ulaşmaya çabaladığı bir duygu durumudur. Mutluluk insanın hem erdemli bir tercihi hem de erdemli bir eylemidir. İnsanlar mutluluğun nedenlerini zihinlerinin içinde değil, dış dünyada   olduğunu sanıyor. Oysaki mutluluk bizim içimizde.

Benim en çok kızdığım "küçük şeylerle mutlu ol" mantığı. Çünkü küçük şeylerle mutlu olabilen insan aynı zamanda küçük şeyler yüzünden üzülebiliyor. Tabii ki "küçük şeyler"den maddiyatı kastetmiyorum, daha basit şeyler, mesela her sabah uyanmak. Küçük gibi görünen ama çok büyük bir şey aslında. 

Demiyorum ki mutluluk, huzur dışarıdan gelmez. Uçarken kanadı kırılan bir kuşun iyileşip hayata tutunması için verdiği çaba gibidir bu hayatta mutlu olmak. Yüzyıllardır insanın dostu olan, sıcaklığı ve varlıklarıyla kötü enerjiyi uzaklaştırmayı sağlayan bir kedinin, bir köpeğin sadakatinin verdiği huzurdur. Ona sevginizi verdiğinizde insanın neşesini neşe katar. Yalnızlığımıza ortak olur, en yakın arkadaş gibi halden anlar. Bu dışarıdan gelen bir mutluluktur. Ya da sevdiğinden gelen bir çiçek, bir hediye, bir mesaj mutluluk verir. Mutluluk ilk kez anne ve baba olan insanlar için çok değerli bir söz olan, önce hangimizin ismini söyleyecek diye çocuğun gözünün içine bakmaktır… 

Ben huzur yani kalıcı mutluluk dışarıdan gelmez diyenlerdenim. Mutluluğu yaşam koşullarımıza, ekonomik gücümüze, iyi bir iş hayatına bağlarsak asla mutlu olamayız. Bunlar bize sadece geçici mutluluklar verir. Kalıcı mutluluklar için kendimizi sevmeyi, kendimize değer vermeyi öğrenmeliyiz. Romantik Alman şair  Goethe'ye şiir severler, ”Mutlu bir hayat yaşadınız mı” diye sormuş. Duygusal bir yapıya sahip şairin cevabı ”Evet!” olmuş, ”Çok, çok mutlu bir hayat yaşadım akla hayale gelmeyecek kadar." Daha sonra şair kısa bir süre durup "Ama" diye eklemiş hemen ardından, ”İşin en kötü tarafı mutlu olduğum tek bir günümü, mutlu olduğum bir haftayı hatırlamıyorum” demiş. Bence, "ne küçük şeylerle mutlu ol ne de mutlu olmak için büyük hedeflerin  olsun" demek istemiş.

Son olarak mutluluk bir hedef değil; içinde bulunduğumuz koşullarla iyi geçinmeyi bilmek, yaşadıklarımız karşısında hissettiğimiz bu duyguyu sürekli dinamik tutmak. Karar sizin!..