Durun bakalım daha neler olacak!

Durun bakalım daha neler olacak!

1 Mayıs 2021 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Perde gerisinde neler olduğunu bilmiyoruz tabii... Ama sahnede yaşananlar bile kafamızı karıştırmaya yetiyor.

Kafalarının karıştığını göstermekten korkanlar eski ezberlerini tekrar edip dursalar bile ortada anlamakta zorlandığımız şeyler dönüyor: Cenevre’deki Kıbrıs konulu gayrı resmi konferansta “müzakerelere başlamak için ortak zemin” bulunamadı ama artık yeni “ortak tartışma konuları” var. Kıbrıs sorununun çözümü için temel teşkil ettiği varsayılan “BM parametreleri” tartışmaya açıldı.

Kıbrıs sorununa hangi temelde çözüm bulabiliriz? Bundan böyle bu soru biraz daha fazla gündemde olacak.

Cenevre’de 27-29 Nisan tarihlerinde toplanan gayrı resmi konferans, aslında bir arama konferansıydı. Buna karşın Rum tarafı, yeni görüşler ortaya konmasını engellemeye çalıştı ama başarılı olamadı. Türk tarafı, Kıbrıs sorununa “egemen eşitlik temelli yeni bir çözüm süreci” başlatılmasını öngören altı maddelik önerisini masaya koydu ve tartışma da başlamış oldu.  

Elbette bunu, bir “başarı” saymak gerekiyor. Çünkü bu tutum, ne BM Genel Sekreteri ne de masada bulunan BM Güvenlik Konseyi Üyesi İngiltere tarafından tepki ile karşılandı. Genel Sekreter, konferans sonrasındaki basın toplantısında ilgili bir soruya konferansın “gayrı resmi” niteliğine ve her türlü fikrin masaya konulabileceğine dikkat çekerek yanıt verdi.

Bu konferansın 2-3 ay sonra yenilenecek olması ise tartışmanın devam edeceğini gösteriyor. Bu bakımdan “yeni fikirler aramak” ile birlikte Türk tarafının parametreleri değiştirmek çabası da meşrulaştırılmış oldu. 

Değişir mi değişmez mi?

Ortada bir “parametre kavgası” olduğu çok açık... İsterseniz bunu “vizyon çatışması” olarak da niteleyebilirsiniz. Kıbrıs Rum tarafının müzakereleri bir an önce ve eski zeminde başlatmak çabası ile Türk tarafının müzakere zeminini değiştirme gayretleri daha uzun bir süre devam edecek gibi görünüyor. 

Bu durumda parametreleri değiştirecek veya eski haline getirecek yeni müdahalelere veya oldubittilere ihtiyaç duyulacaktır.  

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü, Genel Sekreter göre Kıbrıs dosyasının “pen holder”i ve BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri olan İngiltere’nin bu süreçteki rolü, biraz daha ön plana çıkacak gibi görünüyor. İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Cenevre toplantısı sırasında iki farklı öneriyi Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının dikkatine getirdi. Bunlardan biri ademi merkeziyetçi (decentralized) bir federasyon oluşturulmasını öngörüyor. İkinci öneri ise Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk taraflarının karşılıklı olarak birbirlerinin varlıklarını tanımalarını içeriyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bunları, “ilginç” ama “egemen eşitlik beklentilerini karşılamadıkları için Kıbrıslı Türklerin 1960 anlaşmasıyla elde ettiği statü ve egemenlik beklentilerini karşılamayan öneriler” olarak niteledi. 

Sürece daha başka müdahaleler de olacak elbette. Avrupa Birliği, Haziran ayındaki AB Konseyi toplantısında nasıl davranacak, göreceğiz. Amerika Birleşik Devletleri, vekaletini İngiltere’ye vermiş gibi duruyor olsa bile süreç ilerledikçe doğrudan devreye girmek durumunda kalacak. 

BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olarak Rusya, Fransa ve Çin’in Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin nüfuz alanına girmesini onaylaması elbette beklenemez. 

Üstelik, sorunla ilgisiz gibi duran bölgesel güçler de var: Türkiye, Mısır ile ilişkilerini düzeltmek için can atıyor… Libya, bütün zorlamalara karşın Türkiye’den kopmak istemiyor. İsrail ile Türkiye yeniden flört ediyorlar galiba… 

İş büyüdükçe, Kıbrıs sorunu önemini yitiriyor ve her türlü fikir tartışmaya açık hale geliyor. 

Pazarlık başladı işte! 

Türk tarafının istediği tam da buydu, diye düşünüyorum. Eski parametrelerle yeni bir müzakere süreci başlatmamak ve bölgesel sorunları masaya bir bütün olarak koymak…

Genel Sekreter, önümüzdeki 2-3 ay içinde bu sorunu ele almak için başka bir yol keşfetmek zorunda kalacak. Bu keşif çabaları içinde yeni pazarlıklar olacak; Doğu Akdeniz’deki paylaşım veya bölgesel güç olma iddiaları sürekli tartışılır hale gelecek. 

Kıbrıs sorunu, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk kamuoyu için “değeri tükenmeyen bir siyasi bir oyun” olarak düşünülebilir. Bazı siyasi aktörler, alışageldiğimiz söylemlerine devam ederek oyunda kalmaya çalışıyor da olabilirler. Bu bizi yanıltmamalıdır. Türk tarafı, oyunu büyük ölçüde değiştirmiş görünüyor. Ne olduğunu anlayabilmek için daha çok şey görmemiz, çok şey yaşamamız gerekecek. Kim bilir daha neler olacak, neler!