Dünyada 2021'e bakış

Dünyada 2021'e bakış

29 Aralık 2020 Salı  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Bitimine artık saatler kala, herkes 2020 yılından kurtulacağı için sevinirken 2021 yılından nasıl bu kadar umutlu olunabiliyor?.. 

Gerçekten bir takvim yaprağının daha düşmesiyle insanoğlunun bizzat yarattığı ve/veya yaşadığı, yaşattığı trajedilerin sonunun geleceğini ummak ne kadar akılcı? İyimser, umutlu olmak iyidir de gerçekçi olmak daha iyi değil mi? 

Örneğin, Covid-19 salgınını ele alalım: Alelacele geliştirilmiş aşılarla herkese umut pompalanmaya çalışılırken, sadece iki hafta içinde virüsün değişime uğramış (biri İngiltere’de biri Güney Afrika’da peydahlanmış) iki çeşidinin yeniden panik yaratmasına ne buyrulur? En azından birinin bulaşıcılığının daha yüksek olduğu kesin olarak saptanan bu değişime uğramış virüs versiyonlarının yenilerinin, aylarca süreceği kesin olan aşılama sürecinde ortaya çıkmayacağının garantisi var mı? Geliştirilmiş olan aşıların bu yeni versiyonlara karşı koruyuculuğu garanti edilebilecek mi? 

Zaten yangından mal kaçırır gibi bir yıldan kısa bir süre içinde kitlesel üretimine geçilmiş olan bu aşılara duyulan güvensizlik ortadayken, virüsün mutasyon geçirmiş yeni türleri sınırların kapatılmasına, karantina uygulamalarının güçlendirilmesine yol açarken 2021’de bu süreçlerin sihirli bir şekilde olumluya döneceğinden emin olunabilir mi? 

Bırakalım salgını bir yana, küresel ısınma ve doğa tahribatı, özellikle rant yağmasının sınır tanımadığı Türkiye’de, geri dönüşü olmayan bir facia noktasına hızla yaklaşmışken, 2021’de bu gidişatın değişebileceğini beklemek gerçekçi mi? Evet, ABD’de Joe Biden’ın başkanlığa seçilmesiyle bu ülkenin doğayı kurtarma çabalarına öncülük etmesi umutları yeşerdi; pek çok ülke de bu yüzyılın ortalarında küresel ısınmaya yol can gazların sıfırlanacağı gibi sözler verdiler ama bu sözler ne kadar tutuldu? Türkiye’de ise bu konuya teğet bile geçmeyen bir iktidar var. Kuraklık, susuzluk ve açlık artık ciddi bir olasılık olarak gündeme gelmişken işlerin düzeleceği beklentisi ne kadar akılcı?

İtiraf: Yeni yıla girilirken çizilen tabloların karamsar olmaması gerekir diye düşünülür. Ama koşullar bu derecede olumsuz seyrederken pembe bir geleceği düşlemek doğru mu? 

Ne yazık ki, uluslararası ilişkiler ve ekonominin durumuna küresel düzeyde bir bakış var olan olumsuzlukların düzeleceğine ilişkin olarak fazla ipucu vermiyor. Bunlara kısaca ana hatlarıyla değinecek olursak:

*2021’de reel ekonomiyle finansal ekonomi arasındaki makas daha da açılmaya devam edecek. 2020 yılında, merkez bankalarının Covid’in yarattığı ekonomik daralmaya karşı çare diye piyasaları nakite boğmalarının kaçınılmaz sonucu olarak, reel ekonomi daralırken hisse senedi ve bono piyasaları rekor üstüne rekor kırmakla kalmadı, ayrıca 1 trilyon dolarlık yeni menkul kıymet yaratıldı. Covid-19 salgını ABD’nin en zengin yüzde 1’lik kesiminin servetlerinin yaklaşık üçte bir oranında artmasıyla sonuçlandı. Buna karşılık yoksulluk bütün dünyada büyük bir tırmanışa geçti. Hizmet sektöründe, özellikle turizm ve gıda işletmelerinde milyonlarca çalışan işsiz kaldı. Ekonomistler pandemi nedeniyle iflas eden işletmelerin büyük bir çoğunluğunun yeniden istihdam yaratacak bir ölçekte faaliyete geçmesinin çok zor olduğunda birleşiyorlar. Salgın nedeniyle başvurulan kapanma sırasında işletmelerini açık tutmayı başaran işverenler ise, iş yerlerini daha az çalışanla ayakta tutmaya devam ettiklerinden, salgın sonrasında da yeni istihdam yaratma konusunda istekli olmayacaklar. Özetle, kaybedilen milyonlarca iş geri kazanılamayacak. Bunun sonucu olarak, Marx’ın daha 19 yüzyılda öngördüğü, kapitalizmin istihdam yaratma potansiyelinin tükenişi yolunda önemli bir noktaya gelinmiş olacak. 

*Gelecek yıl Asya’da istikrarın mumla aranacağı bir dönem olmaya aday: Çin’in artmaya devam eden askeri, teknolojik ve ekonomik güç ve nüfuzu 2021’de çok yönlü olarak kuşatma altına alınacak. Japonya Savunma Bakanlığı geçen hafta yaptığı açıklamada Tayvan’ın Pekin’e karşı korunmasını “kırmızı çizgi” sayması için ABD’ye çağrıda bulundu. Güney Çin Denizi’ndeki şu yollarının kontrolü, başta Japonya olmak üzere tüm Güneydoğu Asya ülkelerinin ticareti açısından hayati önem taşıyor. Joe Biden yönetiminin hem bölgedeki ABD müttefikleri, hem de NATO üyesi ülkelerin desteğiyle Çin’in bölgedeki emellerini boşa çıkarmaya niyetli olduğu anlaşılıyor. Bunun yanı sıra Çin’in ekonomik ve teknolojik atılımı da ABD yönetiminin hedef tahtasında. Hindistan ise popülist Hindu başbakan Narendra Modi’nin maceracı politikaları nedeniyle büyük bir kaosa düşebilir. Modi, geçen yıl Müslümanları hedef alan ayrımcılığı anayasaya dahil ettikten sonra baş gösteren protesto eylemlerini güvenlik güçlerinin acımasız müdahalesiyle önleyebilmişti. Ancak bir kaç hafta önce açıklanan tarımsal "reform" tasarıları, ülke nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan küçük çiftçilerin geçimini resmen tehdit eden düzenlemeler içeriyor. Küçük çiftçilerin ürünlerini kamu kooperatiflerine değil aracı kabzımallara satmalarını fiilen zorunlu hale getiren yasal düzenleme, her etnik ve dinsel gruptan yüzbinlerce çiftçinin başkent Delhi’de çadır kentler kurup açlık grevlerine başlamalarına neden oldu. Halen hükümetle çiftçiler arasında bir uzlaşmaya varılması amacıyla yapılmakta olan görüşmeler anlaşmazlıkla sonuçlanırsa, hükümet aleyhtarı bir protesto kampanyası başlayabilir. 

*Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2020 yılı boyunca sessiz sedasız bir diplomasiyle yapmayı en iyi bildiği şeyi sürdürdü: Nüfuz alanını genişletip güçlendirdi. ABD’nin burnunun dibindeki Venezuela’da, Trump yönetiminin tüm çabalarına karşın iktidarını koruyan Nicholas Maduro’nun en önemli destekçisi olan Rusya açısından bu diğer liderlere verilmiş bir mesaj oluşturdu: “Benim kayığıma binmeyi kabul ederseniz, boğulmazsınız.” Rusya geçen yıl içinde özellikle Afrika kıtasındaki ilişkiler ağını güçlendirirken, Çin’le birlikte kıtayı ABD nüfuzuna kapatmayı amaçlıyordu. 2020’nin son günlerinde ABD’nin devlet ve dijital güvenlik kuruluşlarına düzenlenen siber saldırı nedeniyle suçlanan Rusya’nın bu olayın gerçek faili olup olmadığı henüz kesinleşmedi. Eğer söylendiği gibi saldırı Rusya’dan geldiyse, 2021’de ABD’nin buna karşılık vermeye çalışacağı akılda tutulmalı. Saldırıyı düzenleyen her kimse, misillemeye karşı hazırlıksız olduğu düşünülemez. Acaba bu alanda Çin-Rus ittifakı olasılığı düşünülebilir mi? Neden olmasın? 

*Avrupa’da da 2021 sarsıntılı geçecek. İngiltere’nin son dakika anlaşmasıyla sonuçlandırdığı Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma süreci, taraflara yeni yılda ne gibi zorluk ve fırsatlar getirecek? Örneğin Londra Avrupa’nın finansal başkenti olma konumunu Frankfurt’a kaptıracak mı? Ama daha önemlisi AB’nin siyasal istikrarını nasıl koruyacağı sorusu olacak. Angela Merkel, AB’nin en güçlü ülkesi Almanya’nın lideri konumuyla birliğin çıpası olarak görülüyordu. Merkel 2021’de siyasi hayattan çekilecek. Bu adımı 2020 yılında atacaktı ama yerine onun kadar güçlü bir lider bulunamadığı için ayrılışını erteledi. AB’nin ikinci güçlü ülkesi Fransa’nın lideri Emmanuel Macron ise, iç politikadaki zayıf tabanını dengelemek için dış politikada maceracı adımlara yönelmek zorunda hissediyor kendini. Merkel’in dengeleyici sağduyusundan yoksun bir AB’nin yeni yörüngesi, özellikle de Joe Biden’ın yeni yönetimiyle nasıl bir ilişki içinde olacağı izlenmeyi hak edecek. 

*Orta Doğu’da Donald Trump’ın giderayak becerdiği diplomatik manevralarla eli güçlenen İsrail’de yeni yılın ilk aylarında yapılacak seçim Knesset’de nasıl bir denge oluşturacak? Netanyahu, hakkındaki yolsuzluk dosyalarına karşın yeniden başbakanlık koltuğuna oturursa, siyasi hayatının bir numaralı takıntısı olan İran düşmanlığını bu kez Joe Biden yönetimini de kullanmaya çalışarak tırmandıracak. Körfez Araplarının İran karşıtı blokunda tek fire olan Katar’ın da saflara dahil edilmesi için sürdürülen çabalar da sonuç verirse, İran rejimini çok zorlayacak bir 2021 beklenmeli. Burada İran’ın tek umudu, Rusya ve Avrupa ülkelerinin de zorlamasıyla Biden’ın İran’la, nükleer silah programını sınırlayan anlaşmaya dönmesi için masaya oturma niyetinde ısrarlı olması. Suriye’de Esad yönetimi kontrolü büyük ölçüde yeniden ele almış durumda olduğu için bu ülkedeki İran ve Rusya nüfuzu şimdilik sağlam duruyor görünse de ABD’nin YPG’yi bölgede bir Kürt devleti kurdurmak için kullanmaya devam etme politikası yeni istikrarsızlık tohumları ekecek gibi görünüyor. 

*ABD’de Joe Biden’in seçimi kazanmasından sonra istikrarlı bir düzene dönüş bekleyişi başlamış olmasına karşın koşulların buna ne kadar izin vereceği belirsizliğini koruyor. Öncelikle ocak ayının ilk haftasında Georgia eyaletinin iki Senato sandalyesi için yapılacak seçimin sonucu, Biden’ın vaat ettiği programını ne ölçüde uygulayabileceğine karar verecek. Eğer seçimi Cumhuriyetçi senatörler kazanırsa, Senato Cumhuriyetçilerin kontrolüne girecek ve Biden’ın istediği yasaların kabulü engellenebilecek. Covid-19 salgınından en çok etkilenen ABD’de, milyonlarca kişinin işlerini kaybetmesi ve 100 binden fazla küçük ölçekli işletmenin iflasıyla reel ekonominin aldığı darbe, finans ekonomisinin hisse senedi ve bono piyasalarında yol açtığı rekorlarla onarılabilecek gibi değil. Fed ve Hazine yeniden parasal genişleme ve mali destek paketleri açacaklar mı? Biden vaat ettiği gibi büyük bir alt yapı seferberliğine başlayıp 1930’lardaki gibi devlet eliyle istihdam yaratma çabasına girişecek mi? Öte yandan, Trump’ın yükselttiği aşırı sağ/popülist akımlar yatışıp kaybolmaya mı başlayacaklar, yoksa işsizlik ve yoksulluğun pompalayacağı öfke, bu eğilimlerin kabaran bir dalgaya dönüşmesine mi neden olacak?

*Türkiye’ye gelince... Sürekli değişen gündemiyle, tüm komşularıyla yaşadığı sorunlarla, dibe gitmeye devam eden ekonomisiyle bir paragrafa sığdırılamayacak kadar çok soru işaretine ev sahibi ülkemizin durumunu belki de, hata olmayacağını genellikle kabul ettiğimiz teşbihlere yaslanarak özetleyebiliriz.

Şu andaki durumumuzu, “ne sen sor, ne de ben söyleyeyim” olarak kabul edersek, 2021’den umudumuz “doktor ne yerse yesin dedi” durumuna gelmeden atlatmamız. 2022 ve ötesi için de “Allah kerim”.