Dostoyevski hakkında ilginç gerçekler

Dostoyevski hakkında ilginç gerçekler

6 Ağustos 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

1. Dostoyevski dünyada en çok tanınan romancılardan biri ve adı Rusya ile özdeşlemiş bir yazar. Hatta kimileri ona yazarların en Rus’u diyor. Ünlü romanları yanı sıra Slavcı fikirleri, Ortodoks inancına bağlılığı, ülke sorunlarına olan duyarlılığı gibi konular Rusya açısından farklı bir yere koymuştu onu. Öyle ki Dostoyevski bir ara gazeteci kimliğiyle milliyetçi, muhafazakar ve dini çevrelerin sözcüsü konumuna gelmişti. Özellikle 8 Temmuz 1880 tarihinde Puşkin üzerine yaptığı konuşmada onu peygamber mertebesine çıkarırken kendisi de kalabalığın gözünde aynı konuma yükselmişti.  

2. Dostoyevki’nin bu Slavcı ve Ortodoksçu bakış açısı, ayrıca Rus ruhunun gizemlerine olan vurguları farklı bir yere koysa da kimi yazarlar onu en “uluslararası” ve en “insani” yazar kategorisine koyuyor. Bu tarz görüşlere göre Dostoyevski insan doğası ile çok yakından ilgilenmişti. İnsanın içindeki iyilik-kötülük, özgürlük-zorunluluk gibi ikili çekişmelerin dinamik ilişkisine çokça değiniyor ve insan ruhunun derinliklerine ışık tutmayı başarıyordu. 

3. Moskova’da 1821 yılında doğan Dostoyevski 59 yıllık ömrüne 12 roman, 4 novella (*), 16 kısa öykü ve diğer çalışmaları sığdırdı. Fakat bütün bunları epilepsi hastası olarak, maddi sorunlar içinde boğuşarak, rahat yüzü görmeden başarmıştı.  

4. Gerçekten zor bir hayatı olmuştu. Belki de bu yüzden fevriydi ve ateşli fikirler ileri sürüyordu. Dönemin savaş koşulları gereği Türklerden pek haz etmezdi. Ama bir Türk atasözünü rehber edinmişti. Kendi ifadesiyle elinden geldiği kadarıyla bağlı kaldığı söz şu şekilde:

“Eğer hedefine doğru giderken yolda durup sana her havlayan köpeğe taş atarsan hiçbir zaman hedefine ulaşamazsın.” 

5. Dostoyevski edebiyatla erken yaşta tanıştı. Dört yaşındayken annesi ona okuma yazma öğretmek için İncil'i kullandı. Buna ilave olarak ailesi onu Karamzin ve Puşkin gibi Rus yazarlar, Schiller, Goethe, Cervantes ve Homeros gibi diğer yazarlarla da tanıştırmıştı. Dostoyevski’nin özellikle Gogol'un eserlerinden etkilendiği bilinmektedir. Babasının eğitime yaklaşımı katı olarak tanımlansa da Dostoyevski ebeveynlerinin gece okumalarının hayal gücüne büyük etkisi olduğunu söylemiştir. 

6. Dostoyevski’nin babası bir devlet hastanesinde doktordu. Sert ve etrafına katı biriydi. Babasının çalıştığı, Moskova’nın fakir bir semtinde yer alan hastane çevresindeki ortam Dostoyevski’nin çocukluğunda önemli bir etki yaratmıştı. Dostoyevski 16 yaşındayken annesini veremden kaybetti. Babası ise o 18 yaşındayken ölmüştü. Ölümüne kötü davrandığı bir serfin neden olduğu sanılıyor. Dostoyevski’nin ise, “Onun ölümünde hiç bir sorumluluğum yok ama ölümünün günahını taşımaya hazırım, çünkü onu ben de öldürmek istedim” dediği söylenmektedir. 

7. Dostoyevski askeri mühendislik alanında eğitim görse de asıl merakı edebiyat oldu. Bir süre mesleği ile ilgili bir alanda çalıştı ama kısa süre sonra istifa etti. İlk romanı “İnsancıklar”ı 25 yaşında yazmıştı. Ünlü eleştirmen Belinski bu roman üzerine yeni bir Gogol doğuyor, demişti. Bununla birlikte Dostoyevski’nin ikinci romanı “Öteki” Belinski’yi hayal kırıklığına uğratmıştı. 

8. Dostoyevski 1849 yılında bir yer altı hareketinin üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Suçu eleştirmen Belinski’nin Gogol’e yazdığı mektubu okumaktı. Bu mektupta din eleştirisi ve sosyal reform çağrısı yer alıyordu. Dostoyevski bu suçtan giydiği idam cezasının infazını beklerken son anda affa uğradı ve cezasında indirime gidildi. Stefan Zweig’in “Yıldızın Parladığı Anlar” adlı kitabındaki “Bir yiğitlik anı” başlıklı şiirsel anlatım bu olayın konu edildiği ilginç bir çalışmadır. 

9. Dostoyevski Sibirya’da uzun bir sürgün hayatı yaşadı. Sonrasında da askerlik hizmetinde bulundu. Bu dönemi Rus halkını ve köylüsünü tanımak için bir fırsat olarak görmüş ve bu yılları “boşa geçirilmiş zaman değildi” diye nitelemiştir. Ayrıca siyasi görüşlerinde de önemli değişimler meydana gelmişti. 

10. Ömrü boyunca parasızlık çekti. Çoğu zaman da para için yazdı. Vladimir Nabokov’a göre önemli eserlerinin tümü sürekli böyle bir gerilim içinde yazıldı. Hatta bir romanını 26 günde yazmıştı. 

11. İki kez evlendi. İlk karısı ile evliyken romantik başka ilişkileri de olmuştu. İkinci karısı Kumarbaz adlı romanına stenograflık yapan 21 yaşındaki Anna Grigoryevna’ydı. 

12. Ünlü Rusya uzmanı Orlando Figes’e göre Dostoyevski’nin romanları akıl ve inanç arasındaki bir tartışma gibidir ve bu ikisi arasındaki gerilim hiçbir zaman tam olarak çözülemez. Dostoyevski’ye göre gerçek inançsa gerçek aklın dikkate alınmasıyla sürdürülmelidir.

13. Kafka, Joyce, Hemingway gibi ustalar onu idollerinden biri olarak görmüştür. Nietzsche ve Freud da dahildir bunlara. Ama farklı bakanlar da oldu. Örneğin Vladimir Nabokov Dostoyevski hakkında sıra dışı bir yorumda bulunmuştur. Şöyle diyor: "Uzun ömürlü sanat ve bireysel deha açısından bakılınca Dostoyevski büyük bir yazar değildir. Mükemmel mizah parıltıları vardır ama bu parıltılar arasında yavanlıklarla dolu çorak araziler uzanır." 

14. Nietzsche ise yazar hakkında şu yorumda bulunuyor: ”Dostoyevski’yi bulmak benim için Stendhal’i keşfetmekten daha önemli oldu; ruhbilim konusunda bana bir şeyler öğretmiş olan tek kişi o.” 

15. Dostoyevski Hristiyan erdemlerinin ve İsa’nın yalnızca Ortodokslukta korunduğunu söylüyordu. Ona göre Rus köylü sınıfının özünde Hristiyanlığın da temelinde yer alan alçakgönüllülük ve acıya karşı manevi kapasite vardı. Dostoyevski “Bir Yazarın Günlüğü” adlı dergisinde toplum sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklıyor, sert polemik yazılarına da yer veriyordu. 

16. Karen Haddad Wotling’in aktardığına göre Dostoyevski öldükten bir müddet sonra Tolstoy şu yargıda bulunmuştur: “İyi ile kötü arasındaki içsel çatışmanın en hararetli safhasında ölen bir adamı peygamber ve aziz mertebesine çıkardılar. Evet, heyecan ve ilgi uyandırıyor, ama hayatı sırf kavgadan ibaret olan bir adamın heykelini dikemez, gelecek nesillere örnek gösteremezsiniz.” 

17. Neticede diğer büyük yazar ve şairler gibi Dostoyevski de sıra dışı ve zor bir hayat yaşadı. Ruhundaki fırtınayı yazmak dışında dindiremezdi muhtemelen.

(*) Uzun öykü, kısa roman.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın

Etiketler:  Rus Edebiyatı