Dilin evriminde seslerin önemi

Dilin evriminde seslerin önemi

4 Eylül 2021 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Eski Çağ düşünürlerinin üzerinde durduğu dil ve ses ilişkisi, günümüzde de bilim çevrelerinin ilgisini çekmeye devam ediyor. Dil biliminin kurucusu sayılan Hintli bilge Pānini M.Ö. 6. yüzyılda Vedik ilahilerde seslerin önemine ve yarattığı titreşim gücüne vurgu yapıyor. 

İnsan primatlar arasında ortaya çıkan en eski sesli iletişim modeli içgüdüseldi. Büyük olasılıkla temel içgüdüleri doyurmakla ilgili bir takım istemsiz homurtu, mırıltı ve çığlıklardan oluşuyordu. Soyutlamadan yoksun, tekrarlayıcı ve yalnızca "gördüğümü söylerim" şeklinde betimleyiciydi.  

Bir tür ses kodlama sistemi olan dillerde, ses dağarcığının özgünlüğü doğa olayları ile çevre koşullarına göre değişim gösterir. Bununla birlikte, çığlıklarla oluşan ses çatlamalarının fonolojik çeşitliliği artırmada ve konuşma yeterliliğini geliştirmede dinamik bir rol oynadığı düşünülmekte. 

İlk insanların belirli olayları duyurmak amacıyla çeşitli nesneleri ve göğüslerini davul gibi kullandıkları varsayılmakta. Günümüz Orta Doğu Afrika'sında yaşayan erkek goriller, tehlike veya tehdit algıladıklarında genellikle göğüslerini döver. Göğüs darbeleri, "birazdan burada işler karışabilir" şeklinde bir uyarıdır.  

Vuruşlarla üretilen seslerin, konuşma öncesi dönemde bilişsel bir frekans üzerinden iletişimi kavramsallaştırmaya yardımcı olduğuna inanıyoruz. Bu gelişmenin beden dili ve konuşma dilinin tetikleyici etkenlerden biri olabileceği farz edilmekte. 

Dilin ve konuşmanın biyolojik ve bilişsel evriminde homurdanma, mırıltı, hırlama ve çığlık seslerinin özel bir yere sahip gibi görünüyor. Mimik, duruş, yüz ve el hareketleri gibi sözel olmayan sinyallerin, akustik sinyallere eşlik ederek iletişimi kolaylaştırdığı tahmin edilmekte.  

Sık kullanılan nesne ve araçlara kısa adlar verildiğine, bu davranışın yüz binlerce yıl içinde yaygınlaşarak dilin başlangıcına katkı sağladığına inanıyoruz. Kaldı ki, düşünme mekanizmamızın çabayı azaltmak için kolay tekrarlanabilir adları yeğlediğini zaten biliyoruz. 

İnsanların tek bir mimik ya da el-kol hareketi yapmadan konuşması neredeyse olanaksızdır. Görme engellilerin de konuşurken el hareketleri yaptıklarını biliyoruz. Elleri dolu değilse, sanırım yol tarif ederken ellerini kullanmayan kimse yoktur. Doğrusu, birçokları gibi ben de cep telefonunda konuşurken bile el hareketleri yapıyorum.  

Evrimsel kökeni olan ve doğuştan görme engelli kişilerde de görülen davranışlarımız vardır. Düşünme belirtisi olarak başı kaşımak ya da çeneyi tutmak, şaşkınlık belirtisi olarak gözleri ve ağzı açmak, güç belirtisi olarak elleri bele koymak ve neşelenince alkışla tempo tutmak. 

Ayrıca üşüme belirtisi olarak omuzlar yukarı çekilir ve tüyler dikleşir. Belli ki, eskiden üşüdüğümüzde adrenalin salgısıyla ürperen tüyler kabarır ve yalıtkan bir tabaka oluşturarak ısı kaybını engellerdi. 

Şimdi artık 'o kadar' kıllı değiliz ve normalde omuzları kaldırmak veya tüylerin dikleşmesi soğuğa korumaz ama bunlar evrimsel belleğe kaydedilmiş reflekslerdir. Bu tür davranışlar, bilişsel evrimin ilk aşamalarından beri bedenimizi iletişimde kullanmayı öğrendiğimizin kanıtlamaktadır. 

İnsanlar gündüz saatlerinde haberleşirken hem birbirlerinin sesini duyabiliyor hem de yüz ifadesi ve jestlerini görebiliyorlardı. Ancak gece iletişiminde ciddi bir sorun vardı; Akustik sinyallere eşlik eden mimikler, jestler ve el-kol hareketleri karanlıkta görülemiyordu. Dolayısıyla hangi ses ve hareketin hangi durumla ilişkili olduğu belirsizdi. Buradan yola çıkarak, farklı olay ve durumlara bağlı olarak farklı mesaj tonları üretme ihtiyacının gece iletişimi çerçevesinde kendiliğinden ortaya çıktığını söyleyebiliriz. 

Şöyle bir senaryo düşünelim: Savana ekosisteminde yaşamını sürdüren bir klan var. Bu klan gece uyurken iki gözcü zıt yönlerde nöbet tutuyor. Nöbetçilerin tehlike anında uyuyanları çeşitli sesler çıkarak uyarmaları gerekiyor.   

İyi güzel ama her zaman sırtlan sürüsü gelmiyor, bazen de yırtıcı kuşlar ya da yılan geliyordu. Sırtlan, vahşi kedi, yırtıcı kuş ya da düşman bir klan yaklaştığında, gözcüler tehlikenin türüne göre farklı uyarı sesleri çıkarmak zorundadır. Aksi durumda bir kaos yaşanır, herkes farklı yöne koşar. 

Böyle bir durumda, tehlikenin türüne göre, hem iki gözcü hangi sesleri çıkarmak gerektiğini bilmek zorunda hem de diğerleri bunun ne anlama geldiğini bilmek zorundadır. Örneğin, uyarıya göre "yılan geliyor, yükseğe kaç", "kartal geliyor, ağacın altına kaç" vb. Demek ki, klan üyeleri hangi tehlikeye karşı nasıl pozisyon alacaklarını biliyor ve sesli uyarıyla birlikte harekete geçiyordu. Bu senaryonun geçmişte bir yerlerde yaşanmış olması olasıdır.  

Bulgulara göre, iklimi değişen Afrika otlaklarında barınma olanakları ve yiyecek arzı sorunluydu, yaşam kısa ve kırılgandı. Tehlikelere karşı direnmeye çalışan iki ayaklı, tüysüz atalar belki güçsüz  ve zayıftı fakat asıl güçleri zihinlerinde yatıyordu.  

Onlar basit bazı seslerden yola çıkarak, hem geçmişe ve geleceğe dair düşünceler tasarlayabilen hem de gerçekte olmayanı yaratıcı biçimde formüle edebilen komplike diller geliştirdi. İnsan türünün içgüdüsel davranışlar üzerinden ses birimlerini türleştirmeyi akıl etmesi, dil evrimini başlatan etkenlerden biri olabilir. 

Gerek dilin kendisinin gerekse onu üretmek için gerekli olan bilişsel kapasitenin insanda paralel gerçekleşmiş olduğu anlaşılıyor. Dil, belirli jestler, homurtu, hırıltı, mırıltı gibi seslerden, anlamı olan sınırlı bir semboller kümesine ve daha karmaşık söz dağarcığına ve ayrıntılı dilbilgisi kurallarına doğru genişledi.  

İnsanlar konuşma yeteneği ile doğarlar ancak işitme duyusu işlevsel değilse konuşma eylemi gerçekleşemez. Doğuştan işitme engelli olan ve hiç ses işitmemiş birisinin konuşma seslerini belirgin biçimde üretmesi yani artiküle etmesi beklenemez.  

İnsan iletişiminde işitsel uyaranlar esastır. Sesler ve görsel uyaranların bir arada işlenmesi ve anlamlı iletişime dönüştürülmesi, uzun bir yolculuğun sonunda kazanıldı. Bu yolculukta eğer sosyal organizasyona ihtiyaç duyulmasaydı, iletişim kurma yeteneğimiz gelişmezdi.