Derbinin şifreleri...

Derbinin şifreleri...

8 Mayıs 2021 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

Bülent Kaan Köse

Uzun ve zorlu bir sezonun ardından heyecanın doruk yaptığı noktaya gelmiş bulunmaktayız. Bir tarafta ligin en çok gol atan, en çok asist yapan 81 puanlı lideri Beşiktaş, diğer tarafta ise gösterdiği çaba ile takdiri hak eden, vazgeçmeyen 76 puanlı Galatasaray… Tarihteki 349. randevu… Ligin sükse yapan teknik direktörü Sergen Yalçın, hocası Fatih Terim’e karşı şampiyonluğu kazanabilecek mi? Galatasaray, bu maçtan üç puan çıkarıp son topa kadar savaşa devam mı edecek? Siz değerli okurlarım için her iki takımın da ayrı ayrı teknik analizini yaparak derbi sabahında sizleri maç havasına sokmak istedim. Hep beraber bir bakalım, neler varmış… 

Yazımın girişinde de bahsettiğim gibi ligin lideri olan Beşiktaş, hem puan olarak hem de istatistiksel olarak rekordan rekora koşuyor. Sezon başındaki ilk yedi haftalık süreçte ağır eleştirilerin ve baskının altında kalan Sergen Yalçın, bir oyun şablonu oturtmak için çok uğraştı. 7. maç bittiğinde ise 13 puana sahip olan Beşiktaş, puandan çok yapılan transferler ve oyun stili olarak eleştiri alıyordu. 

Taraftarlar tarafından en ağır eleştirilere maruz kalan Wellington ve Sakala, Sergen Yalçın’ın en kilit oyuncuları. Gazişehir Gaziantep deplasmanında alınan yenilgiden sonra ise takımda oluşan büyük değişim ile beraber Beşiktaş, galibiyet serisinin ilk etabına başlıyor ve sırasıyla oynadığı Başakşehir, Fenerbahçe ve Kasımpaşa maçlarından dokuz puan alarak ligde iddialı bir konuma geliyordu.  

Kasımpaşa galibiyetinden sonra ligde topa sahip olma yüzdesi en fazla olan takım olan Aytemiz Alanyaspor’a yenilen Yalçın’ın öğrencileri yine de herkes tarafından yenilse bile takdir edilen bir takım olmayı başarmıştı. Son beş ayda oynadığı maçlarda sadece iki kere mağlup olan siyah-beyazlı ekibin oyun şablonunu sizlere anlatmak istiyorum.

Sağ gösterip sol vurmak:

Bir sakatlık ve ceza olmadığı sürece büyük ölçüde nasıl bir kadro oluşturduğu ile başlamak istiyorum. Kalede henüz alt yapıdan çiçeği burnunda çıkan Ersin Destanoğlu, sağ bek pozisyonunda adını duymadığımız Rosier, sağ stoper tercihi sıkça eleştiri alan Wellington, sol stoper ise sezon başında satışı gündemde olan Domagoj Vida, sol tarafta Nsakala, önlerinde "bitmiş" denilen Josef sağ kanatta Ghezzal, sağ iç Atiba, sol iç pozisyonda değişimli oynayan Oğuzhan, Ljajic, son tercih ise Bernand Mensah, sol kanatta Larin ve ileri uçta Aboubakar…  

Beşiktaş ligde en çok topla oynayan takım olmasına rağmen aynı zamanda en çok top kaybı yapan takımlardan bir tanesi Kulağa garip geliyor değil mi?  

Bu istatistiklere rağmen Beşiktaş’ın oyun biçimi topun kıymetini bilmeden yüksek tempoda oynamak üzerine kurulu. Geçen haftalarda Beşiktaş ve Galatasaray aynı gün, aynı saatte ikişer maç oynadılar. 

İki maçı da farklı ekranlardan aynı anda izledim. Maçın belli bölümlerinde öyle bir denk geliyordu ki, televizyonun bir tarafında Ersin, diğer tarafında ise Fernando Muslera ile karşılaşıyordum. 

Rizespor karşısındaki Beşiktaş top ile oyun kurup iyi ya da kötü bir şekilde sonlandırırken, Galatasaray ise aynı zaman diliminde geriden oyun kurmaya çalışıyordu. Az önce bahsettiğim "tempo" sözcüğünün karşılığı tam olarak bu. Beşiktaş, var gücü ile saldırarak bu noktaya geldi. Rakibinizin sizi analiz ederken hazırlıklı olduğu şey topun arkasına geçmek. Top rakipteyken kurulan şema ister istemez bozuluyor.

A planı

Beşiktaş, oyunu sağa yıkarak ve ileride oynayarak rakibinin o bölgede çoğalmasını sağlayarak ters toplar ile sırtı dönük savunma hattına karşı kendini unutturan Larin ile bu sezon bir oyuncusundan 23 gollük direkt katkı aldı… Bu takıma karşı yapmanız gereken tek şey ise zaaflardan faydalanmak. 

Zaaflardan yararlanmak:  

Galatasaray sezon başında tek paslar ile oyuna beklerini katarak tempolu bir oyunla sahada olurken koşu mesafesini kısaltarak ortaya dinamik bir takım çıkarmıştı. Sezon genelinde kullanılan 4-1-4-1 varyasyonunda oyun kurucu rolünde oynayan Feghouli ismine bu maçta büyük iş düşüyor. Bana soracak olursanız kilit nokta bu maç için ikinci bölge olacak.  

Galatasaray’ın topa sahip olabilmesi için Göztepe deplasmanında sahaya çıkan Taylan-Gedson-Emre üçlüsüne ihtiyacı var. Takımın kompakt bir şekilde oynayarak rakibini bunaltması gerekiyor.  

Son zamanlarda süre aldığı maçlarda Emre Kılınç 8 numara rolünü çok rahat üstleniyor. Gedson Fernandes ise alan kapatan ve yorulmak bilmez bir oyuncu. Anahtar ismin ise Taylan Antalyalı olacağını düşünüyorum. Pas dağıtımında oyunu açmak için ise Feghouli'ye ihtiyaç var. 

Yıldız oyuncunun Çaykur Rizespor deplasmanı performansı hâlâ akıllarda. Beşiktaş’ın oyunu sağ tarafa yığdığından bahsettik. Bu noktada sarı-kırmızılılar için yapılması gereken en önemli şey rakibin sol tarafını kullanması.  

Hızlı kanatlar… Bu mevkide sayıca çoğalarak hücum varyasyonunu genişletmek gerek. Halil Dervişoğlu ve Kerem Aktürkoğlu isminin stoperlerin arasına kaçması en doğru seçenek olacaktır diye düşünüyorum.  

Sol stoperde oynayan Wellington ikili mücadeleler de takımın başını en fazla yakan isim. Söylemiş olduğum iki oyuncunun bu isme "şok baskı" yapması gerek. Bu kadroya takımda en çok şut çeken oyuncu olan Ryan Babel ismini de eklemek lazım. Temel amaç, rakibin kafasını karıştırmak.  

Bakalım, bu taktik savaşını kim kazanacak… Defans hattında yalnız kalan bir Nsakala'nın ise dönüşlerde zaman zaman sıkıntı yaşadığını biliyoruz.  

Bana soracak olursanız pozisyonu bol, harika bir maç izleyeceğiz. Hak edenin kazandığı, adına yakışır bir derbi olmasını temenni ediyorum. Sizce, bu kritik maçı kim kazanacak?

Etiketler:  Futbol