Demokrasi nereye kadar?

Demokrasi nereye kadar?

2 Ağustos 2021 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Rafael Sadi

İsrail Parlamentosundaki rezaleti veya benim tabirimle "darülbedayi tiyatrosu"nu izlemiş olabilirsiniz...

İsrailli bir milletvekilinin, geçici Meclis başkanlığı makamında oturan Arap Milletvekili Ahmed Tibi'nin, "Bana efendim diye hitap edeceksin" uyarısına karşılık, "Sen benim için teröristsin ve benim efendim değilsin" demesi üzerine olay çığrından çıktı. Tibi'nin dindar Siyonizm Partisi milletvekili avukat  İtamar Ben Gvir'i kürsünden inmesi için uyarmadan Meclis güvenlik görevlilerine "Bunu  zor kullanarak indirin" diyerek kürsüden indirmeye çalışması karşısında Ben Gvir direndi. Kilosunun da sayesinde görevliler kendisini zor kullanarak bile kürsüden indiremedi. (Alttaki fotoğraf) Ta ki görevliler o sırada salon dışında bulunan gerçek Meclis Başkanı Mickey Levi’yi Tibi'nin yardımına çağırana kadar. Levi Ben Gvir’den kürsüden inmesini rica etti ve olay bu şekilde son buldu.

Aslında olay sona erdi mi ermedi mi göreceğiz. Çünkü bana göre bu orta oyunundan iki taraf da oldukça büyük prim yaptı ve kendi seçmenlerinden tebriklerle gelecek seçimler için şimdiden oy taahhütleri aldı. 

Kim kime karşı henüz bilemiyorum. Ama şurası bir gerçek ki İsrail Parlamentosunda, İsrail demokrasisi kullanılarak başka ülkelerde pek örneğine rastlanmayacak olan hukuk dışı durumlar yaşanmakta. 

Mesela Ahmed Tibi, İsrail’in en büyük düşmanlarından biri olan Yaser Arafat'ın danışmanıydı uzun yıllar boyunca. Hatta kendisi ile 2003 yılında Arafat’ın Mukataa-Ramallah’taki ofisinde Sayın Cüneyt Ülsever ile birlikte görüşme için beklerken Ahmed Tibi ve Hannan Ashrawi ile tanışma fırsatı bulduk. 

Ahmed Tibi oldukça iyi eğitimli, İbraniceyi birçok İsrailliden daha iyi konuşan yazan ve edebiyatını bilen bir kadın doğum doktoru. En önemlisi oldukça zeki ve akıllı. Tibi kendisini "Filistinli" olarak tanımlıyor ve İsrail vatandaşı olmanın verdiği bütün haklardan yararlanmayı sonuna kadar istediğini de açıkça beyan ediyor. 

 

 

Ancak İsrail demokrasisinin bütün açık kapılarını nasıl kullanacağını ve ne şekilde yasal olarak zarar görmeden bu kapılardan geçebileceğini de çok iyi biliyor. Örneğin İsrail Parlamento kürsüsünden İsrail ordusu askerlerine "katil" diyebilmekte ve askerlerin uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanmalarını talep edebilmektedir. Bu yasalar çerçevesinde suç sayılmıyor. Hatta sadece erlerin değil komutanların ve genelkurmay başkanları ile savunma bakanlarının da  yargılanmaları gerektiğini her fırsatta dile getirebiliyor. 

İlginçtir ki İsrail ve İsrailli sivillerin üzerine binlerce bomba atmakta olan Hamas ve diğer Filistinli örgütler hakkında tek bir söz söylemiyor. Aksine, İsrailli sivilleri öldürmek suçlarından hapis yatmakta olan Marwan Barguti'yi kahraman sayıyor ve kendisine "kardeşim" diyor. 

Bütün İsrailli Arap milletvekilleri İsrail bayrağına saygı duymamakta, İsrail Milli Marşı çalınırken ayağa kalkmamakta ve marşı söylememekte. Bununla yetinmeyip milletvekili seçildiklerinde İsrail devletine sadakat yemini etmemek için bin bir dereden su getirerek metni değiştirerek yemin etmeyi denemekteler. Ancak bütün meclis başkanları bu tuzağa düşmeyip yeminleri geçersiz sayarak yemin etmemiş milletvekillerinin maaş alamayacaklarını beyan etmiştir.

Eski milletvekillerinden Hanin Zoabi İsrail yasalarını yok sayarak Gazze’ye girmek üzere hareket eden Mavi Marmara gemisinin yolcusu olmuş ve milletvekili dokunulmazlığından yararlanarak bütün yolcular sorguya alınırken Bayan Zoabi yolcu salonundan valizini alarak çıkmıştır. 

Eski Arap Milletvekili Azmi Bishara ise Suriye lehine casusluk yaparken yakalanmış, suçu tespit edilmiş ancak kendisi Suriye’ye iltica ederek hapisten kurtulmuştur. Azmi Bishara, Ahmed Tibi’nin aksine Filistinli olduğunu ret etmekte ve kendisinin Arap olduğunu, Filistinli diye bir milletin bulunmadığının altını çizmektedir.

Tevrat söylemi ile belirtmek gerekirse, Tanrı Yahudileri diğer milletlere ışık versin diye seçmiştir. Bir arkadaşım şu şekilde bir cümle uyarladı: "Işık olmaya evet ancak salak olmaya hayır…"

Toplumun büyük bir kısmı İsrail demokrasisinin bu şekilde kullanılmasını ve İsrail devletinin yok olması gerektiğini parlamento kürsüsünden dile getirebilmenin resmen salaklık olduğunu ve bu demokrasi kurallarının gözden geçirilerek sınırlarının belirlenmesi gerektiğini düşünmektedir.

Demokrasi sınırsız bir şey değildir.

Winston Churchill, 11 Kasım 1947’deki Avam Kamarası (House of Commons) konuşmasında, “Demokrasi en kötü yönetim biçimidir” der ve sonrasında ekler: "Bugüne kadar denenen diğer bütün yönetim şekilleri hariç tutulursa.”

Yani şimdiye değin ortaya konmuş yönetim biçimleri arasında demokrasi en iyisidir ancak kendi içinde çok büyük sorunlara, çelişkilere ve açmazlara da sahiptir. Dolayısıyla demokrasinin işleyişinde sınırların belirlenmesi gerekmektedir.

Etiketler:  Rafael Sadi