Demografi ve bağımsızlık

Demografi ve bağımsızlık

30 Haziran 2021 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Rafael Sadi

Demografi yolu ile bağımsızlık kazanmak iki ülkemin de en önemli sorunudur. Türkler Türkiye içindeki Kürt azınlığının ve yaklaşık 25 milyon İsrailli de Arap azınlığın yaklaşık 2 milyon nüfus ile ülke egemenliğini ele geçirme hülyası içinde olduklarının bilincindedir. 

Bu konu ne kadar demokratiktir ve demokrasi nereye kadar çözümdür isterseniz birlikte irdeleyelim... 

İki ülkem aslında devlet olarak çok da yaşlı sayılmaz. Türkiye yakında 100 yıllık bir cumhuriyet olacak, İsrail ise 73 yaşında genç bir devlet. 

İki ülkemin de kurucuları oldukça zeki ve ileri görüşlü insanlardı. 

Mustafa Kemal Atatürk işi demokrasi ile çözmenin doğru olduğuna karar vermiş ve vatandaşların hepsine "Türk vatandaşısınız" diyerek hatta "Ne mutlu Türk'üm diyene" vecizesi ile aralarında fark bulunmadığını ve herkesin vatandaşlık bağı ile Türk olduklarının altını çizdi. Kimsenin köklerini silmedi ancak eşit vatandaşlar olduklarını ortaya koydu. 

Ana fikir herkesi Türk vatandaşlığı ülküsü altında toplayıp ülkenin sahipliği bağlamında da eşitlik sağlamaktı. 

Benzer bir durum İsrail devletinin kuruluşunda da mevcuttu ve İsrail sınırları içinde yaşamakta olan her din ve dilden, kültürden olan insanlar İsrail vatandaşı kabul edildiler. 

Ancak bu fiili durumda liderlerin istediği sonuç elde edilemedi. 

Türkiye’deki 25 milyon Kürt insanının kalplerinin bir yerinde kendi bağımsızlıklarını kazanmak ve bir Kürt devleti oluşturmak hülyasının halen mevcut olduğunu görememek gerçekleri inkar etmek demektir. Bu hülyanın haklı veya haksız olup olmaması çok da önemli değildir. Kişinin kendisini yeterince Türk insanı sayamaması ile ilintili bir durumdur. Ama bağımsız bir ülke kurmak için sadece bu hülya yeterli değildir, bu hülyanın gerçekleştirilebileceği bir toprak parçası da gereklidir. 

İşte sorun o zaman çıkıveriyor ve herkes kendisinin ve atalarının üzerinde yaşadığı toprağı kendi toprağı addederek hak iddia ediyor ve aynı toprağı iki devletin sahiplenmeye kalkması sonucunda kavga hasıl olabiliyor. 

Benzer bir durum İsrail’de de mevcut ve 73 yıldan sonra bile İsrail vatandaşı olan Arap nüfus bu toprakların üzerinde bir İsrail devleti olduğunu kabullenememekte ve bu toprakların kendilerine ait olduğunu iddiası ile bu toprakların sadece kendi yaşadıkları şehirler değil hatta İsrail’in tamamının imha edilerek kendi ülkelerinin kurulması gerektiğini düşünüyor. 

Türkiye’de durum henüz bu kadar vahim değildir. Toprak ve bağımsızlık konusuna çok fazla değinmeden Türkiye ve Türk insanına karşı terör ile saldırmayı tercih eden iki örgüt bu bağımsızlığın sözüm ona savaşını vermektedirler. PKK ve YPG. Kimileri bunlara "özgürlük savaşçısı" dese de gerçek bu değildir. 

Benzer durum kendilerine Filistinli diyen Arapların kurdukları terör örgütlerinde de mevcut olup marjinal farklar ile üç aşağı beş yukarı benzerdir. Hamas, İslami Cihad, Filistin Kurtuluş Örgütü ve irili ufaklı daha niceleri. 

Bunların bir kısmı Filistin Özerk Yönetimi bünyesinde olup bu yazımızın konusuna aslında girmeseler de aslında konunun tam da içindedirler. 

İsrail’in kurucu lideri bu rahatsızlığı kuruluş anından önce gözlemlemiş ve çıkabilecek sorunlara evvelce reçete hazırlamıştı. 

İsrail Kuruluş ve Bağımsızlık Beyannamesi esnasında David Ben Gurion ilk hükümeti kurarken bugün çok karşı çıkılan ve "Bu dindarlar bizi sömürüyor ve cumartesi otobüse binerek denize gidemiyoruz" diye edilen şikayetleri bile dindar toplum kesimi ile bir koalisyon kurmuş ve kurulacak olan İsrail devletinin bir Yahudi devleti olmasını temin etmiştir. 

Evet İsrail Yahudi devletinin oluşma sebebi ki aynı zamanda dini motifleri olan bir devlet olması hatta demokrasi kurallarına da biraz aykırı olarak bu devlet İnsan Hakları Beyannamesine de imza atmamayı bilerek ve isteyerek doğru bulmuştur. 

Bu durumun yegane sebebi Arap vatandaşların demografik olarak çoğalıp devlet yönetimini çoğunlukla ele geçirmelerini önlemekti. Kurulan bağımsız Yahudi devleti İsrail 1950 yılında çıkardığı yasa ile her Yahudi'nin İsrail’e geri dönüş hakkı bulunduğunu ve İsrail vatandaşı olma hakkı taşıdığını hükme bağladı ve bu yasanın sadece Yahudi olanlar için geçerli olduğunun da altını çizdi. (1)

Arap nüfusu ve hatta İsrail vatandaşı olmayan Araplar dahi bu yasadan yararlanarak İsrail’e göç etmek için çok çaba harcadılar ve halen de harcamaya devam ediyorlar. Ama bu çabalar sonuçsuz kalmaktadır ve sonuçsuz kalmaya da devam edecektir. Tıpkı Türkiye'deki Kürt toplumunun Türkiye'den bir kısım toprak talep etme hülyalarının sonuçsuz kalacağı gibi. 

2003 yılında Oslo Anlaşması çerçevesinde "aile birleşmesi" adı altında bir İsrail vatandaşı ile evli olanın da vatandaş olma hakkı verildi ve bunun İsrail’deki Arap nüfusunun patlatabileceğine dikkat çekildi. Yılda 150.000 civarında Arap'ın bu yolla İsrail’e giriş yapma ihtimali doğdu. İlk iş olarak bu yasa ile Arapların vatandaş olmalarını engelleyen bir yasa yapıldı ve parlamentodan geçti. Ancak Bagats Yüksek Mahkemesi bu yasanın yeterince demokratik olmadığını ve İnsan haklarına uygun olmadığının iddia ederek iptalini istediyse de sonuçta yasa iptal edilmedi ancak zorlaştırılarak sadece bir yıl için geçerli sayıldı. Her yıl bu yasanın geçerlilik süresi uzatılarak Arap nüfusun yurda girişi engellendi. 

Bu yasanın tam manası ile demokratik olmadığını herkes biliyor tabii ki. Ancak konu İsrail devletinin varoluşu olunca ve 20 sene sonra burada 5 milyon daha Arap nüfusu ve bir anlamda demografi bir çoğunluk istenmemesi gerektiği fiili bir durum olunca demokrasinin bir kısmı rafta bekleyebilirdi. Hem İsrail devletinin İnsan Hakları Beyannamesi'nde imzası yoktu ve bu konuda kimseye de bir borcu yoktu. 

Unutmamak gerekir ki 3 yıl önce tesis edilen ve İsrail’in bir ulus devlet olduğunu teyit eden yasanın esası da bu demografik konuya açıklık getirebilmek adına yapılmıştı. (2)

Şimdi yıl 2021 ve İsrail’de karmaşık bir koalisyon var; bu koalisyonun bir ayağı ve anahtar partisi de Ra’am Arap Partisi, lideri de Mansour Abbas. Ra’am bu yasanın 2021 yılında süresinin uzatılmasını istemiyor, "Bu yasa bir daha geçerse ben yokum" diyor ve hükümeti düşürme tehdidi ile daha 1-2 haftalık koalisyonu korkutuyor. 

Aslında bu yasanın önemli olduğunu ve aksinin yapılmasının tehlikeli olduğunu söyleyen ana muhalefet partisi Likud ve lideri Binyamin Natanyahu, yasanın süresinin bir sene daha uzatılmaması için Ra’am Partisi ile birlikte karşı oy kullanacağını ve mümkünse bu koalisyonun düşmesini sağlamaya çalışacağını beyan etti. Ana muhalefet ittifakı olan ve Likud partisi +Şas +Yahadut Hatora +Dindar Siyonizm partileri son yaptıkları bir toplantıda hepsinin yasanın uzatılmaması istikametinde ve hükümeti düşürmek için oy kullanacaklarını yaptıkları bir müşterek toplantıda canlı olarak beyan ettiler. (3)

Karşı teklif ise bu oylamanın 2 ay tehir edilmesi ve bu süre zarfında da bu yasa yerine herkesi memnun edecek (Ra’am hariç) bir yasayı hazırlayacaklarını ve bu şekilde durumu kurtaracaklarını belirttiler. 

Programa göre oylama günü 01.07.2021 Perşembe günü (yarın); halihazırda koalisyon hükümetinin çoğunluğu yok. Bu halde beklenen oylamanın ertelenmesi olacaktır yoksa hükümet düşer. 

Sabırla bekleyip olacakları hep birlikte göreceğiz...

(1) https://www.knesset.gov.il/laws/special/eng/return.htm 

(2) https://main.knesset.gov.il/en/News/PressReleases/Pages/Pr13978_pg.asp 

(3) https://www.facebook.com/Netanyahu/videos/201007768596202