Dedikodu ve yeni yıl programı

Dedikodu ve yeni yıl programı

26 Aralık 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Baştan söyleyeyim dedikoduya bayılırım, hiç sevmem diyene de inanmam. Dedikodu meselesini fal meselesine benzetiyorum biraz. Hani fala inanma, falsız da kalma diye bir laf var ya, o kapsamda. Çünkü biliyorum ki ben hiç dedikodu yapmam diyenler de en alasından birer dedikoducudur. Hadi bu eğlenceli konuya olta atalım.  

Önce tanımda anlaşmamız lazım. O ona öyle demiş, bu buna böyle yapmış, gibisinden laflarla kafamızı karıştırmadan basitçe adını koyalım. O anda orada olmayan bir kişi hakkında konuşuluyorsa bunun adı dedikodudur bence. “O” kişi hakkında kötü şeyler söylenmiyorsa dedikodu sayılmaz, diye düşünenler yanılıyor. İyi ya da kötü kavramı görecedir çünkü. Üstelik en iyi niyetli kişilerin en iyi niyetle söyleyeceği en iyi lafların bile kötü amaçlara hizmet edebileceğini de unutmamak gerekir. Dedikodu, iyi kötü kavramlarına sığmayacak genişliktedir üstelik.  

Bu tanımda anlaşabildiysek hâlâ "ben dedikodu sevmem ve yapmam" diyeniniz var mı?  

Hangimiz o anda aramıza olmayan biri hakkında konuşmamışızdır, hem de çok kere, hem de şevkle. Bu hali ahval altında, itirazdan geçip itirafa gelmeli ve neden dedikodu yaptığımızı konuşmalıyız. Bence asıl belirleyici neden meraktır. Çünkü dedikoduyu başlatan kişi karşı tarafının o konuya merakı olmasa devam edemez. Kuantum fiziği anlatmaya başlasan kaç kişi dinlemeye gönüllü olur da sürdürebilirsin. Ancak “biliyor musun X , Z’ye ..” diye başladın mı karşındakinin kulağını kaptın gitti demektir. (Anlatan ile dinleyen arasında önemli farklar da vardır ama bugün dinleyici olan yarın anlatıcı olabildiğinden bu farkı es geçiyorum) Dedikoduyu başlatan meraktır, sürdüren meraktır, bunca yaygın oluşunu sağlayan da meraktır. Hepimiz ötekini ve öteki hayatları merak edenleriz. Ben en çok merak edenlerdenim. O yüzden başta da itiraf ettiğim gibi dedikoduya bayılırım.

Sizi de itirafa davet ediyorum. Işıkları yanmış ama perdesi kapatılmamış bir pencereye denk geldiğinizde, çaktırmadan içeriye bakmadınız mı hiç? Başkalarının mahallesinde gezerken açık bırakılmış bir kapıdan içeri kaçamak bakışlar da mı atmadınız? Yabancı âlemlerde gezerken keşke oralı biriyle tanışsam da evine davet etse, hayatının bir kesiti görüversem, diye heveslenmediniz mi? Bu ve benzeri davranışlarınızın hiç olmadığına inanmamı beklemeyin. Ötekini ve ötekinin yaşamını merak etmek en yaygın huyumuzdur çünkü. Aslında bizzat görmek isteriz ama göremediğimizde de hakkında anlatılanları dinleriz çünkü anlamak isteriz.  

Merak, anlama yani öğrenme isteğidir. Çocukta çokça olan ve hemen her konuya yönelik olan merak erişkinleştikçe belirli konulara sınırlanarak azalır. Merakını kasten artıran ise bilgisini de kasten arttırmaktadır. Merak konularını geniş hatta gepgeniş tutanlar her gün yeni bir şeyler öğrenir. Tersine, bildiklerini yeterli bulan ve yeniye kapılarını kapatanlar ise öğrenmedikçe güdükleşen beyinleriyle ölüme koşar; yeni şeyler öğrenmeyen beyin aşama aşama ölür. Hayatın bütün kapıları yaşama açılmak içindir. Merak bütün kapıların anahtarıdır. Biz fark ederek ya da farkına bile varmadan merak kapılarımızı kapatsak da beynimiz bu gidişata direnir, ölüm yolculuğuna çıkmış bile olsak merakımız sürer. Dedikodu bu merakın en yaygın dışa vurumudur. (Bu arada erkeklerin dedikodu yapmadığı da şehir efsanesidir.) 

Bugünlerde, korona bahanesinin de katkısıyla, yaş almış dostlarımda yaygın olarak gözlemlediğim bir şey çok içimi acıtıyor. Dizi bağımlısı olmuş durumdalar çünkü. Hangi türüyle olursa olsun, ekran bağımlılığı psikolojik olduğu kadar fiziksel bir sorundur. Fiziksel sorundur çünkü insan bedeni oturmak üzere üretilmediği için oturdukça çürür. İnsan beyni de değişik girdilerle beslenmek zorundadır, tek tip girdiye maruz kaldığında güdükleşir yani o da çürür. O nedenle dizi müdavimi olmakla oyun bağımlısı olmak arasında pek de fark yoktur. İkisi de salgılattığı beyin kimyasalları üstünden bizi tatmin ederek kendine mahkûm eder. Bu bağımlılıklar devam etme isteği ile (ah dopamin ahhh) bizi güdüler. Dünyada en değerli şeyimiz olan ama Karun da olsak Harun da olsak bir zerreciğini satın alamayacağımız en büyük hazinemizi yani zamanımızı çalarak da ömrümüzün törpüsü olur.  

Dizi izlemek ile dedikodu yapmak aynı gerçeğin farklı yüzleridir. Çünkü ikisinin de nedeni ötekini merak etmektir. Merak etmek, en güzel, en anlamlı, en yararlı huyumuzdur. Merak isteğimiz doyuruldukça daha da acıkan bir canavardır. O canavarı ne kadar beslersek beynimizi de o kadar beslemiş oluruz. Ancak beslenme işinde bir giz saklıdır. Beslenmek doyunmak demek değildir. Beslenmek midemiz ya da gözümüz için değil bütün bedenimiz ve de beynimiz içindir. Tek tip yiyecekle açlığımızı yatıştırma yoluna gidersek, beslenmiş değil doyunmuş oluruz... 

Her yerde önümüze beyne iyi gelen yiyecekler listesi çıkar. Beynimize gereken gıdalar o söylenenlerden ibaret değildir. Her türden gıdanın ayrı ayrı yararı var. Şeker ve unlu şeylerle beslenmek çok hoşumuza gider, zararını bilsek de sevmeyi sürdürürüz çünkü sevmenin sadece alışmak olduğunu unutuveririz. Oysa sevdiğimiz o lüzumsuz ve zararlı şeyleri kesip yediklerimizi çeşitlemek aklımızı da vücudumuza da iyi gelir. Alışkanlıklarımızı seviyorum diye gerekçelendirmek yerine kesip atmak ve merak alanlarımızı çeşitlendirmek hem aklımıza hem de vücudumuza iyi gelir, hem de çok iyi gelir.   

Körleşse de her daim varlığını sürdüren merakımızı tatmin eden dedikodu ve diziler alışkanlıklarımız ve sevdiklerimizdir. Oysa onlar da tıpkı sigara ve alkol gibi, tıpkı şeker ve un gibi birer kapandır, cazibesi ile bizi içine çekerek yutar, yavaş yavaş yok ederler. Dumana/ zehre, pastaya/böreğe, dedikoduya/ dizilere bayılmaktan vazgeçmek gerekir.  

Beden ve beyin sağlığı hepimizin ama en çok da yaş almışların farkındalığı ve isteğidir. Bu istek doktor ve ilaçla karşılanır. Oysa doktor da ilaç da sadece bir bastondur. Aksama varsa baston gereklidir ama yürümeyeni baston yürütmez. Bedeni sağlam kalsın isteyenin bol bulamacından hareket etmesi gerekir. Bunun için de ekran karşısından kalkıp sokağa taşması lazımdır. Beyni yok olmasın isteyenin yeninin peşine takılması şarttır. Hele hele yaş alanların, ağzına emzik tıkılan bebeler gibi çakma avuntularla yetinmemesi, bol hareket ve bol yenilik peşinde seyirtmesi gerekir.  

Yaşasın merak ve yaşasın bilmekten gelen bilincimiz. 

Yaşasın hangi yaşta olursa olsun öğrenme ve gelişme kapasitesi sonsuz olan beynimiz.  

Yaşasın yeni yıl için yeni planlar yapabilme ve yeni huylar edinebilme yetimiz.