Dedikodu, iftira ve can sıkıntısı

Dedikodu, iftira ve can sıkıntısı

25 Ağustos 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Günümüzde gitgide yaygınlaşan, insanlar arasındaki ilişkileri baltalayan davranışlardan biri de başkası hakkında konuşmak ya da iftira atmak diyebilirim. 

Rübaileri ile meşhur Ömer Hayyam'ın dediği gibi;  

Varlığın sırları saklı senden, benden; 

Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin ne ben. 

Bizimki perde arkasında dedikodu: 

Bir indi mi perde, ne sen kalırsın ne ben. 

Tam da bugün yaşananları çok güzel bir şekilde özetliyor. Siyasetinden, mafyasından, sanatçısından, akademisyeninden, sporcusundan, vatandaşından tutun herkes bir şekilde birileri hakkında doğru ya da yanlış konuşuyor. Dedikodu ve iftira tarihinin başlangıcından beri iletişim sürecinin ayrılmaz bir parçası  olmuş. Dedikodu aynı zamanda insanlar arasındaki en eski bilgi paylaşım yollarından biri.  

İnsanlar hakkında duyduğumuz dedikodu, bizim gerçek anlamda onlara bakış açımızı değiştirebilir. Yapılan birçok araştırmaya göre, bir kişi hakkında negatif bilgi aldığımızda görme duyumuzun o yüze karşı gösterdiği tepki olumlu iken olumsuz hale gelebiliyor. İnsan yaşamıyla iç içe bir hal alan dedikodu ve iftira her yerde ve her anda karşımıza çıkabilmekte. Bu yüzden dedikodu ve iftira hem sosyolojik hem de psikolojik bir süreç olarak toplumları ve bireyleri ilgilendiren önemli bir mesele. Çünkü bu davranış tarzını bilimler hiçbir toplumun beklentisine uymayan, temel özelliği başkasının kişiliğine, özlük hakkına saldırmak olarak görüyor. Uzmanlar, bireysel egoları için sosyal kuralları, etik normları çiğneyen, toplum içinde yıkıcı, ayrıştırıcı sonuçlara sebep olan dedikodu ve iftirayı davranış bozuklukları içerisinde değerlendiriyorlar. 

Kişi dedikodu yaparken hakkında konuştuğu kişiden nefret edebilir, kin besleyebilir. O kişiye karşı duyulan öç alma amacı güden gizli düşmanlık besleyebilir ve intikam duygularını tatmin etmek için de dedikodu yapabilir. Bazen de savunma mekanizmalarından yansıtma metodu ile kendi kusurlarını örtebilmek için başkalarının kusurlarını öne sürmek, başkalarının eksiklerini açığa çıkararak kendi üstünlüğünü göstermek isteyebilir. Farkındaysanız son dönemlerde Türkiye dahil birçok yerde bu tür olumsuz davranışlarla sosyal medya, yazılı ya da görsel basında karşılaşıyoruz ve ne yazık ki bu kişiler gündemi belirliyor. 

İnsanları küçük görmek, küçük göstermek, kişi kıskançlık duyduğu için de olabilir ya da artık yol arkadaşlığını bıraktığı için de. Hep derim, bir kötülük varsa bu kötülüğe, haksızlığa herkes ortak olmuştur. 

Yine de hepimizin kaçırdığı en önemli nokta hiç kimsenin mükemmel olmaması. Böyle düşünürsek insanları daha iyi anlar, onlara ruhen ve psikolojik zarar vermemiş oluruz.  

Kişiyi benzerlerinden ayırt etmeye yarayan karakter, öz yapı, yaradılış ve huydur. Bunlar bizi başkalarından ayıran temel özelliğimiz ve davranış biçimlerimizi belirleyen en üstün özelliğimizdir. Kişinin kendi kendisine egemen olması, kendi kendisiyle uyum içinde bulunmasıdır. Kişinin hareketlerinde tutarlı, sağlam kalabilmesini sağlayan özellikler bütünüdür. Dedikodu yapan, iftira atan kişide bunları bulamazsınız. Eğer iyi bir kişilik yapısına sahipse, bu onu başkalarından ayıran bir olgu, ruhunda bıraktığı izdir. Bu tutum, davranış bir bütünü oluşturan, birimlerden her birini içeren tüm ruhsal özellikler anlaşılır. İnsanın, diğer insanlarla benzerlik, bağlılık, ilişki, yeteneklerinin, konuşma biçiminin, tavırlarının, görünüşünün, zihnin algıladığı ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar. İftira atan kişi genelde yukarıda saydığım bu davranışları olumsuz yönde insanlara karşı kullanır. İşte bu da insan kişiliğinin kişinin kendi dışında hoş görülen ya da hoş görülmeyen karakterini ortaya koyar. Kişiliğin dışa yansıyan bu yönü objektif yanını oluşturur. Kişiliğin başka insanların ruhunda bıraktığı izlenim, tutum ve davranışına, eylemlerine yön veren düşünme biçimi gibi içsel etkinliktir. 

Hiç kimse kendisi hakkında dedikodu yapılmasından hoşlanmaz. Bu yüzden insanlar arasında tartışma, kavga, dargınlık, düşmanlık, ön yargı, kuşku tohumlarının ekilmesi, kin, öfke, nefret  gibi duyguların şiddetli bir şekilde yaşanmasına neden olur . Dedikodu, insanın iç dünyasını yıkan, iyi olan değer yargılarını sevgiyi, saygıyı, gibi duyguları toplum içindeki huzuru ortadan kaldıran, güveni zedeleyen, toplumsal ruhun renk ve ahengini  bozan bir olgudur. Bu olgu sosyal, siyasal ,kültürel ekonomik hayata, kişisel sağlığa zarar verir. Aslında emek harcanmadan iletişimin en kolay, en popüler, en basit yolu birisinin yüzüne söylenmesinden hoşlanmadığı şeyleri arkasından söylemektir. O kimse söylenen şeyi gerçekten yapmış ise bu dedikodu, yapmamış ise bir adım ileri giderek iftira atmış oluruz. 

Sonuç olarak dedikodu her yerde, her zaman ve her koşulda yapılabilmektedir. Sebebi ise tek bir nedene indirgenemeyecek kadar fazladır. Ancak dedikodu bireyselden ziyade toplumsal bir hastalıktır. Birçok kez iletişim ortamında kurduğumuz cümlelerin dedikodu içerip içermediğini bile düşünmüyoruz. Hakkında, arkasından konuştuğumuz kişinin yüzüne söyleyemediğimiz olumsuz, kötüleyici, hor gören, aşağılayan, eleştiren cümleler, ifadeler kullanıyoruz. İlişkide, iletişimde bulunduğumuz insanlara karşı sevgi ,saygı ve derin güzel duygular hissedebiliyor sevebiliyorsak insani, vicdani bir davranışta bulunuyoruz demektir. İnsanlardan illa ki söz edeceksek, onların iyi yönlerini görüp olumlu taraflarından bahsetmeliyiz. Eğer bunu beceremiyorsak en azından susmayı denemeliyiz. Bence bu herkesin hayrına olabilecek bir davranış olur.