D. Akdeniz'de statükoyu bozmanın bedeli

D. Akdeniz'de statükoyu bozmanın bedeli

8 Mart 2021 Pazartesi  |   Günlük

RSFM'de gazeteci Ceyda Karan, Türkiye'nin Doğu Akdeniz için pazarlık girişimleri, Mısır ve Yunanistan faktörleri ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun deniz yetki alanlarıyla ilgili umutlarını Medya Günlüğü yazarı Aydın Sezer ile konuştu: 

Doğu Akdeniz'in enerji kaynaklarına dair paylaşım mücadelesi devam ederken, Erdoğan yönetimi son birkaç yılda karşısında oluşan bloklaşmayı yarmak çabasında. Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır ve İsrail gibi ülkelerle, Körfez'den ortakların doğalgaz forumu eşliğinde katılmış olduğu bu blok karşısında, Ankara'nın politikaları yaklaşık iki yıl önce bölünmüş Libya'nın batısındaki hükümetle yapılmış anlaşma üzerinden yürütülüyor. Ancak hem Ankara'nın Ege'deki çekinceleri nedeniyle tarafı olmadığı BM Deniz Hukuku, hem de hasımlarının hamleleri işini zorlaştırıyor. 

Ankara'nın izlediği siyaset özellikle Yunanistan ile Mısır'ı yakınlaştırmışken iki ülkenin geçen yaz imzaladığı deniz alanlarını sınırlandıran anlaşmanın ardından Kahire yeni hidrokarbon ihalesine çıktı. Bu ihalenin ruhsat sahalarından birisinde Türkiye kıta sahanlığının güney sınırlarının dikkate alınması ise Ankara'da umut yarattı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, 'Doğu Akdeniz'de Mısır'la deniz yetki alanlarının müzakere edilebileceği ve ileride anlaşma imzalanabileceği' değerlendirmesini yaptı. 

Aydın Sezer'e göre, Çavuşoğlu'nun Mısır'ın Türkiye'nin kıta sahanlığına 'saygı duyduğu' değerlendirmesi 'yanlış bilgilendirmeden kaynaklanıyor olabilir'. Türkiye kamuoyuna Mısır ile 'arka kapı diplomasisi yürütüldüğünün' yansıdığını anımsatan Sezer, verilen mesajların uzun süredir ilişkilerin hasmane olduğu Mısır ile olası mutabakata kamuoyunu hazırlama amaçlı göründüğünü vurguladı:

“Çavuşoğlu’nun geçtiğimiz günlerdeki açıklamaları özellikle Mısır’ın Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki iddiaları, arz, talepleriyle ilgili yaptığı açıklama ‘Mısır saygı gösteriyor’ şeklinde. Büyük bir olasılıkla Çavuşoğlu yanlış bilgilendiriliyor. Bir defa her şeyden önce bunun net olarak altını çizelim. Eğer yanlış bilgilendirilmiyor ise Çavuşoğlu, Türkiye ile Mısır arasındaki arka kapı diplomasisi dediğimiz istihbarat teşkilatları arasında yürütüldüğü belirtilen Habertürk’te Çetiner Çetin’in de geçtiğimiz günlerde 'bu artık ikinci bir seviye gidiyor' şeklindeki bilgilendirmesiyle bir hareketlilik söz konusu. Ama bunun kamuoyuna anlatılması açısından yani Türkiye-Mısır yumuşamasının ya da Mısır ile varılacak mutabakatın kamuoyuna açıklanması açısından sanırım tıpkı Libya müdahalesinden önce yaptığımız deniz alanları anlaşması öncesinde kamuoyu Mısır ile ilişkileri neden düzeltmemiz gerektiği konusunda deniz alanları açısından hazırlanıyor. Bu iç politikaya yönelik bir söylem."

Mısır'ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle yıllar önce 2003'teki deniz alanları anlaşmasının Kıbrıs açısından sonuçlar doğuran yeni bir realite ortaya koyduğunu belirten Sezer, Ankara'nın ta o zamandan KKTC'nin hak ve iddialarını korumak için bu anlaşmaya karşı çıkmış olduğunu anımsattı. Sezer bu bölgedeki parsellerde Türkiye'nin Mısır ile çakışan sahası bulunmadığını vurgularken, buna karşılık aradan geçen yıllarda Kahire'nin bir anlaşmaya ikna edilemediğinin belirtti. Sezer'e göre gelişmeleri Türkiye'nin aleyhinde tetikleyen asıl mesele ise Ankara'nın Doğu Akdeniz'de lehine olan statükoyu kendi eliyle bozarak Libya ile yaptığı anlaşma oldu. Seçer Yunanistan ile Mısır'ı işbirliğine bu anlaşmanın ittiğini belirtirken, Türkiye'nin ise Kahire açısından anlaşabileceği sınırları 28 ve 30'uncu boylamlarla sınırladığının altını çizdi. 

 



Sezer'e göre Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de taşındığı yer Mısır 'anlaşma imzalayalım' diye yalvarsa dahi Ankara'nın kabul etmemesi gereken bir nokta. Gelinen koşullarda böyle bir anlaşmanın Türkiye açısından Libya ile yapılan anlaşmadan bile daha facia sonuçlar yaratacağını belirten Sezer, böylelikle akademik açıdan hazırlanmış ve sadece hak iddialarına yer veren Sevilla haritasını böylelikle Ankara'nın kendi kendine hayata geçireceği sonuçlar ortaya çıkacağına dikkat çekti.

Mısır ile Yunanistan'ın 28 derece boylamının doğusu için zaten 2003'te bulundukları anlaşmazlık pozisyonunun değişmediğini anımsatan Sezer, tartışmaların taşıdığı uzlaşmazlığın uluslararası hukuk açısından uygun zeminler de yarattığına atıf yaptı. İki ülkenin anlaşmayla çözemedikleri sorunu Uluslararası Adalet Divanı'na ve BM Deniz Hukuku Mahkemesi'ne de taşıyabileceklerini anımsatan Sezer, buradan çıkacakların ise Türkiye açısından son derece riskli sonuçlar olacağına dikkat çekti. Sezer bu sonuçların ise Yunanistan'ın 28 boylamının doğusunda da hak iddia edebilmesi ve/veyahut Türkiye'nin 28 boylamının doğusunda Atina'ya 'dur' derken, batısına geçemez hale getirilmesi olduğunu vurguladı.

Sezer, Türkiye'nin uzun yıllardan beri tesis edilmiş statükoyu siyasi ve askeri varlığıyla bozarak tetiklediği sonuçların realitesiyle karşı karşıya olduğu görüşünde. Türkiye için 'başarı' kriterinin bu noktadan sonra ancak Yunanistan ile yapmış olduğu tüm anlaşmaları bozması olacağını dile getiren Sezer, ancak meseleyi uluslararası mahkemeye taşıyacak böylesi bir sürecin Kahire'de işletilmesinin olanaksızlığına dikkat çekti. Sezer, bunun Ankara'nın müttefiki olan İhvancı Mursi döneminde bile yapılamadığını da anımsattı.

Bölgenin diğer kilit ülkesi İsrail'in ise Türkiye ile ilişkilerinin ideolojik ve siyasi boyutlarından bağımsız olarak enerji kaynakları temelinde Ankara'yı hep gözetmeye çalıştığına dikkat çekti. İsrail'in bu yolda Kıbrıslı Rumlarla uzun süre anlaşmadığını anımsatan Sezer, İsrail örneğinin dış politikanın çıkarlar temelinde gerçekçi biçimde yürütülmesinin gerekliliğini sergilediğini belirtti. Sezer, Mısır konusunda da iç siyasette deniz alanları üzerinden 'pazarlanmasına' gerek olmadığı ve ulusal çıkarların gereklerinin yerine getirilmesinin zorunluluğuna atıfta bulundu.

Söyleşinin tamamı için tıklayın

 

Etiketler:  Diplomasi