Çok dilli Karadeniz müziği

Çok dilli Karadeniz müziği

22 Şubat 2021 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Yeni bir yazı dizisinde daha önce de yaptığımız gibi Karadeniz halklarının kaybolmakta olan kültürlerini irdelediğimiz gibi; bu kez, kültür dünyası ve müzik özelinde dostlarımızla konuşacağız. Aslında bizimki iyi niyetli bir yakıştırma da olsa; etnik müzik için, geceli gündüzlü, köy köy dolaşarak; hatta, komşu ülkelerdeki izlerini de sürerek, müzik derleyen dostlarımıza birer ‘etnomüzikolog’ gibi çalışıyor diyebiliriz… Bilindiği üzere: “Müziği kültürel bağlamında irdeleyen müzik bilimine etnomüzikoloji denir. Kültürel müzikoloji dendiği gibi "Sosyolojik ve antropolojik yaklaşımla müzik" olarak da tanımlanmaktadır. Etnomüzikologlara göre müzikbilimcisi (müzikolog) müziğin kendisi üzerine çalışırken, etnomüzikolog tıpkı kültürel müzikolojide olduğu gibi müziği daha geniş kültürel çerçevesinde inceler görüşü yaygındır. etnomüzikologların, sadece derlemeci olduğuna dair yaygın ancak ‘yanlış’ söylentiler vardır. 

Günümüzde etnomüzikologlar her ne kadar popüler kültür alanındaki ürünlere yönelmiş olsalar da, kimileri yeni notasyon teknikleri ve açıklamalı çalışmalar içerisinde yer almaktadırlar. 

Etnomüzikoloji disiplinler arası önemli bir yerde bulunmakta ve antropoloji, tarih, sosyoloji, etimoloji, semiotik, matematik ve birçok başka bilim dalından yararlanmaktadır. Bunun en büyük nedeni ise çalışılmakta olunan alan üzerinde üstünlüğün büyük ölçüde kurulabilinmesini sağlamaktır. Etnomüzikologlar ilk zamanlarında kayıtlarını işitsel olarak alıyor olsalar da günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle görsel ve işitsel kayıtları çok daha çağdaş bir biçimde kendi lehlerine çevirmektedirler.. Etnomüzikolojinin tanımına yönelik pek çok tartışma günümüzde de sürmektedir.” (*) 

Ülkemizde Adnan Saygun’la çalışan Macar araştırmacı Béla Bartók ve gene ismi ilgilenenlerce bilinen Zoltán Kodály, unutulmazlar arasındadır… 

Bizim konumuz ise Lazlar, Çerkesler, Gürcüler, Hemşetsiler ve eski Trabzon Rumlarınca kullanılan Romeika dili ve müziği üzerinden olacak. Sonuç olarak da hepsini toparlayabilmek ve bilginize sunabilmek için, akademisyen ve müzisyen dostumuz Ayşenur Kolivar ile son bir değerlendirme söyleşisi yapıyoruz. 

“Belki de henüz yolun başındayız..." 

Bugün de Karadeniz müziği yapan; araştırmaları için yurt içinde ve yurt dışında gezilere çıkan; hayli özgün sesi ve yorumlarıyla tanıdığımız, hatta bu yorumlarındaki titizliği örnek alınan akademisyen, müzisyen ve araştırmacı Ayşenur Kolivar ile konuşacağız. Amacımız yayınlanan bölümler üzerine genel bir değerlendirme sohbeti yapmak…  

-Karadeniz müziği ile ne zaman ilgilenmeye başladınız; müzik eğitiminiz var mı; özetle biraz kendinizden söz ederseniz, okurlarımıza tanıtmış olalım… 2 albümünüz olduğunu biliyoruz; rica etsem adlarıyla birlikte yapılmalarına ilişkin özgün öykülerini, kısaca anlatabilir misiniz? 

-Müzik, hayatımda her zaman çok özel bir yere sahip oldu; ancak üniversite yıllarıma dek müzikle ciddi anlamda ilgilenme olanağı bulamamıştım. Boğaziçi Üniversitesi’ne başladığım yıl aynı zamanda Kardeş Türküler projesine de katıldım. Repertuarımızda Megrelce, Gürcüce parçalar vardı ancak albüm repertuarı için Golas Empula Yulun adlı Lazca parçayı çalışma sürecimi başlangıç olarak kabul ederim hep çünkü ilk defa Lazca nedir, Lazlar kimdir sorularını kendime sordum. Bu sorular beni Karadeniz coğrafyasındaki halkların kültürleri ve özelde müzikleri konusunda çalışmaya yöneltti. Pek çok müzisyen arkadaşın projelerinde yer alma şansım oldu. Her biri benim için Karadeniz müziğine dair farklı tarzları, repertuarları öğrenme fırsatı sundu.  2001 yılında Helesa adlı eğitim-araştırma projesini oluşturduk. 2012 yılında ilk solo albüm projem olan Bahçeye Hanımeli’ni de yine Helesa projesinden arkadaşlarımla hazırladım. Bu albümde Karadeniz coğrafyasındaki çok kültürlülüğü kadın perspektifinden yansıtmaya çalıştım. 2020 yılında da Onur Şentürk’le beraber Heyamoli, Karadeniz dillerinde çocuk şarkıları projemizi yayınladık. Bu projede Doğu Karadeniz’de kullanılan Lazca, Hemşince, Karadeniz Rumcası, Gürcüce ve Çerkesce dillerinin eğitimine katkı sunmayı hedefledik.  

-Galiba Karadeniz müziği epeydir araştırmacı ve müzisyen dostlar sayesinde irdeleniyor ve kamuoyuna kalıcı biçimde aktarılıyor. Siz, bu bağlamda yola çıkarken; kimleri örnek aldınız ve/veya öğrenme sürecini nasıl geliştirdiniz?  

-Benim Karadeniz müziği ile ilgilenmeye başladığım dönem maalesef örnek alabileceğim kimse yoktu. Elbette önemli çalışmalar yapmış yöresel sanatçılar, TRT’de yetişmiş çok kıymetli müzisyenler vardı. Daha sonraki dönem ben dönüp onların çalışmalarını elimden geldiğince anlama çabasına girdim. Ama yola çıkarken derdim görünür olmayan, yok sayılan diller, kültürel yapıyı bana anlatacak hikâyeler ve şarkılardı. Bunun yolu alan çalışmasından geçiyordu. Ben de farklı köylerde o müziği bizzat üreten insanlarla birlikte çalıştım.

-Peki, bu noktada Karadeniz müziğinin geldiği aşama; tatmin edici noktada mıdır; eksiklerin neler olduğunu söyleyebilirsiniz?

-Müziğin Karadenizlilerin kültüründe ve gündelik hayatındaki yeri aslında sürekli bir değişim gösteriyor. Bunların bir kısmı tıpkı coğrafya gibi neredeyse hiç değişmiyormuş gibi görünen çok uzun vadeli değişimler. Bir kısmı orta vadede bir insan ömrü içinde tanık olunabilecek değişimlerken bir kısmı da sezonluk, kısa dönemli değişimlerdir. İlki ‘Yapısal’ antropologların değerlendirebileceği bir alan, sonuncusu da popüler kültür alanına girer. Ben iki alanda da kendimi yetkili hissetmediğim için orta vadede kendi tanık olduğum değişimlerden bahsetmek isterim. Önceleri TRT’nin müzik politikalarıyla, ardından İMÇ’den çıkan kasetlerin yaygın olarak dinlenmesiyle şekillenen Karadeniz müziği, müziğin yeniden tanımlanan kimliklerin ifade araçlarından biri haline geldiği 90’larda ciddi bir değişime uğradı. Bu eğilim 200’lerde giderek popülerleşti ve popüler kültürün önemli unsurlarından biri haline geldi. Bu popülerleşme Karadeniz müziğinin tanınırlığına bir katkıda bulunmakla birlikte kültürlerin gelişimine katkının ne olduğu tartışma konusudur. 2010 sonrasında icracı sayısındaki artışa rağmen tarzdaki tekdüzeleşme Karadeniz müziğinin gerek popülerliğini gerekse bir kimlik ifadesi olarak etkinliğini azaltmıştır. Peki, bu 30 yıl zarfında Karadeniz müziğinde tanık olduğumuz önemli yenilikler nelerdi? Kısaca bir iki gözlemimi aktarmak isterim.  İlk olarak bu müziğin hem icracısı hem dinleyicisi gençleşti. Geleneksel enstrümanların çeşitlendiğini, ön plana çıktığını, yeni bir orkestrasyonun şekillendiğini, geleneksel enstrümanların özel eğitimini veren kurumlarda genç kadınların ve çocukların sayılarının arttığını da söyleyebilirim. 90’larda nasıl farklı kültürler görünür hale geldiyse bugün de bu kültürlerin içindeki farklı unsurların görünür hale geldiğini görüyoruz. Farklı kültürler arasındaki iletişim ve etkiletişimin arttığı ve müziğin burada önemli bir rol oynadığı da görülmektedir.  

-Karadeniz müziği için; örneğin yurt dışına çıkıp Hıristiyan (bu tanım genel anlamıyla kullanarak söylüyorum) müzisyenlerle görüştünüz mü? Başka hangi ülkelerde Karadeniz müziği yapılıyor? Özgün bir fark görebildiniz mi? 

-Dünyanın değişik yerlerindeki müzisyenler bazen repertuarlarında Karadeniz şarkılarına da yer veriyorlar ama sizin sorduğunuz sanıyorum özellikle Karadeniz halklarının diasporaları. Örneğin Yunanistan’da yaşayan Pontuslular ya da Abhazya’da yaşayan Hemşinliler gibi. Benim özellikle Pontuslu müzisyenlerle birebir çalışma şansım oldu. Onun dışında özellikle son dönem gelişen sosyal medya araçlarıyla farklı diasporaların müzikal üretimlerini de eskiye oranla daha çok takip edebiliyorum. Genel yapıya baktığımızda kimi kültürel öğelerin yeni coğrafyanın kültürel ortamının,  hâkim kültürün etkisine daha açık olduğunu ama bazı yapıların da çok iyi muhafaza edildiğini görüyoruz. Mesela 2015 yılında, Sapanca’daki Laz göçmenlerin yaşadığı bir köy düğünü deneyimimden bahsetmek isterim. Düğünün Lazca destanla açılması ya da düğünde destan okunmasının eski Laz düğünlerinin önemli bir geleneği olduğu bana aktarılmıştı ancak Doğu Karadeniz’de gittiğim düğünlerde böyle bir performansla hiç karşılaşmamıştım. Sapanca’daki düğün geleneksel bir tavırla okunan Lazca destanla açıldı, bana gençlerin Lazcaya hâkim olduğu söylendi. Ancak düğün sırasında oynanan horon Doğu Karadeniz’deki Laz köylerinde gördüğümüzden farklıydı. Bu farklılığı köyden insanlar komşu köylerin dans kültürüyle zamanla gelişen etkileşimle açıklıyorlardı.

Yunanistan’da da hâkim standart Yunan dili karşısında Pontuscanın kullanımı ile ilgili sıkıntıları gözlemlemiştik. Maalesef bu diyalekt genç kuşaklara aktarım sorunu yaşıyordu. Ama orada da dans tıpkı Anadolu’daki Çerkeslerde olduğu gibi kimlik için önemli bir öğeydi. Gençler derneklerde horon öğreniyor, horon edebilecekleri özel eğlence mekânları açılıyor, yazın köy panayırlarında saatlerce Pontus müziği dinleyip horon oynuyorlardı. Ama şarkılar yaylalardan, dumandan, hamsiden, yani Karadeniz coğrafyasındaki onlara yabancı bir yaşamdan bahsediyor. Dedeleri, babaları için bu şarkılar çok kıymetli, memleket özlemini dile getiriyor ve onlara kim olduklarını anlatıyor bir yanıyla. Ancak gençler için bu şarkıların büyük kısmı yeterince eğlenceli değil. Ancak milliyetçi gençler bu konuda daha farklı yorumlarda bulunabiliyor. Buna bir çözüm arayan müzisyen dostlarımız Selanik’te yaşayan genç bir Pontuslunun yaşamında aşkın nasıl bir yeri olabileceği üzerinden sözler yazıp besteler yapmaya çalışıyorlardı. 

-Bilemeyen dostlarımız için eski ve yeni kuşak Karadeniz müziğinin araştırmacı ve müzisyenlerini bize anlatır mısınız? Hem anmış hem de duyurmuş olalım… 

-Bu soru çok kapsamlı, müsaadenizle ben burada özellikle ilk aklıma gelen, kıymetli bulduğum bazı müzisyenlerden bahsetmek isterim. Biz Zuğaşi Berepe ile Lazca ve Lazca müzik üzerine düşünmeye başladık. Sonrasında geleneksel Laz müziği konusunda ise Birol Topaloğlu’nun yaptığı derlemeler ve albümler geldi. Ve biz yıllarca bize Karadeniz müziği diye sunulan tek dilli müziği de sorgulamaya başladık. Benzer bir çabayı Hemşin müziği konusunda Hikmet Akçiçek gösterdi. Bu çabaların Karadeniz müzik tarihi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Karadeniz halklarının müziklerinde yeni toplumsal olaylara, yeni duygulara hitap eden geleneksel formda eserlerin hala yapılabiliyor olması çok kıymetli. Bu üretkenliği girdiğiniz bir horon halkasında söylenen türküde hemen görebilirsiniz zaten. Özellikle isimlerini burada da anmak istediğim halk ozanı olarak gördüğüm bazı müzisyenler var: Adem Ekiz, İlknur Yakupoğlu, Şenol Topaloğlu, Ahmet Yıldırım (Fadime Hala). Hem araştırmacı hem icracı olarak Tahsin Terzi’nin Karadeniz müziğine kattığı çok şey olduğunu düşünüyorum. Genç kuşak araştırmacılardan iki Onur’dan bahsetmek isterim. Onur Kahveci’nin Laz müziği konusundaki belgeseli, çalışmaları önemli. Onur Şentürk de kemençe üzerine yaptığı doktora tezinde Yunanistan’daki ve Türkiye’deki farklı kemençe tavırlarını karşılaştıran bir çalışma yapıyor. Yakın zamanda tamamlanacak bu çalışma, sanıyorum bize önemli yeni bakış açıları sunacak.

-Bir kültürün var olabilmesi için en önemli unsurların başında dili gelir. Dil çalışmaları ve bağlı olarak müzikli işler hangi düzeydedir. Hem bu genel haliyle hem de kendi gelişim seyriniz için önümüzdeki yolu biraz anlatabilir misiniz? Neler yapılmalı?

-Karadeniz’de kullanılan dillerle ilgili son yıllarda çok kıymetli çalışmalar yapıldı ancak hâlâ yapılması gereken çok şey var. Henüz yazılı kültürleri gelişmemiş bu dillerin hemen hepsi aynı zamanda yok olma tehlikesi altında olduğu için bu çalışmaların eğitim odaklı ve daha kurumsal olması gerektiği düşünüyorum.

-Teşekkürler. Kolay gelsin ve sağlığınıza özellikle dikkat edin… 

(*)  Kaynak: https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/404546-etnomuzikoloji-nedir.html#ixzz6geChAkza

İlgili yazılar:

https://medyagunlugu.com/haber/romeikayi-yasatmak-48793

https://medyagunlugu.com/haber/yolun-basindayiz-henuz-48827

https://medyagunlugu.com/haber/tarihten-bugune-laz-muzigi-48846

https://medyagunlugu.com/haber/cerkes-muzigi-nasil-korunacak-48871