Çocuklarda kültürü ve dil çeşitliliğini korumak

Çocuklarda kültürü ve dil çeşitliliğini korumak

31 Temmuz 2021 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Tüm canlı türlerinin kendi iletişim yolları vardır ancak bir tek insan bilişsel dil iletişimini geliştirmiştir. Dil, en karmaşık duygu ve düşünceleri çerçeveleyip, başkalarıyla paylaşmaya izin verir. Dil aynı zamanda, kültür bileşenlerinin korunmasına ve aktarılmasına yardımcı olur.  

Dünyanın birçok ülkesinde insanlar farklı etkenlere bağlı olarak birden fazla dil konuşabilmektedir. Farklı ırk, etnik köken ve kültürlere ait grupların oluşturduğu topluluklar giderek daha fazla dilsel ve kültürel çeşitlilik ile karakterize edilmekte. Öyle ki, dünya nüfusunun %75'i iki veya daha fazla dil konuşuyor.  

Örneğin ABD, Kanada, Hindistan, Güney Afrika, Singapur, İsviçre, Belçika gibi ülkeler çok dilli ve çok kültürlü toplumlar olarak bilinmektedir. Bazı Orta Afrika ülkeleri de yüksek kültürel çeşitlilik göstermekte. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Kuzey Kore kültürel çeşitlilik listesinde en altta yer alıyor. 

Çok dilli çocuklar yetiştirmek, bireysel ve toplumsal empati gelişimi bağlamında avantajlar sağlarken, etkin sosyal iletişim kurabilen barışçıl kuşaklar yetişmesi adına tüm dünya için stratejik bir kazanımdır. Değişik dilleri ve kültürleri tanıyan gençler, dünyaya daha duyarlı yaklaşma ve farklılıkları önyargısız yorumlama becerisini geliştirir.  

Geleneksel olarak farklı dillerin konuşulduğu bir ev ortamında büyüyen çocuklar, kendiliğinden çoklu dil deneyimi kazanma şansına sahip olur. Aile dışı ortamdaki yaşıtlarla kurulan oyun iletişimi de çocuğun kültür dünyasını besler, dil deneyimini zenginleştirir.  

Çok kültürlü ortamlarda yetişen çocuklar, toplumu oluşturan tüm grupları ve sosyokültürel farklılıkları daha kolay benimseyen bir bilinç geliştirir. Bu bilinçle büyüyen çocukların ortak yaşama ilişkin sosyal normlara uyum ve katkı sağlamaları beklenen bir durumdur.  

Toplum ve dil karşılıklı olarak vazgeçilmezdir, biri olmadan diğeri olmaz. Başka bir dille etkileşime girdiğimizde, kaçınılmaz olarak o dilin konuşulduğu kültürle de etkileşime gireriz. Bireysel kimliklerin belirleyici paydaşı olan kültür, sosyal gruplarca yaratılarak kuşaktan kuşağa aktarılan inançların ve yaşam formlarının toplamı olarak tanımlanabilir. 

Diller zayıfladığında, dünyamızın kültürel çeşitliliğinin dokusu ve kültürlerin kendilerini dışa vurma yeteneği de zayıflar. Böylece toplumun paylaştığı inançlar, değerler ve gelenek gibi birikimleri aktarma görevi yerine tam getirilemez. Oysa geleneksel kültürlerin özgün belleği ancak çok dilli ve çok kültürlü bir sosyal yapıda sürdürülebilir biçimde korunur. 

Çok kültürlülük kavramı, yerleşik olan kültürü geriletmek pahasına yenilerine etki alanı açmak anlamına gelmez. Tam tersine, sırf yeni bir kültür geldi diye eski kültür önemini yitirmek zorunda kalmamalı, uyum ve kaynaşmanın yollarını aramalı.

Arap göçmenlerin Stuttgart'ta işlek bir meydanda toplu cuma namazı kılmaları, çok kültürlülüğü yanlış yorumlayan ve yerleşik olanı değiştirmeye kalkan bir eylemdir. Aynı şekilde IŞİD gibi terör örgütlerinin Avrupa'da gerçekleştirdiği hain saldırılar çok kültürlü sosyal yapının çöküşü olarak görmek de bu yapıyı yanlış yorumlamak olur.  

Yasalarla uyumlu orta yol bulma konusunda Kanada ilginç uygulamaların görüldüğü bir toplumdur. Kanada'da genç Hintli Sih göçmenlerin geleneksel kolye hançerini taşımalarına izin verilmiyor çünkü yasalar okullara her tür silahın getirilmesini açıkça yasaklıyor. Sihler geleneklerini esnetip kolyeye karton hançer takınca sorun çözülmüş oldu. 

Kültürel çeşitliliğin avantajlarını keşfetmek, üstüncülük, ırkçılık, bölücülük ve yabancı düşmanlığına karşı koymanın etkili bir yolu olabilir. Anne babalar “farklılıklar bizi ayırır” yerine, “kültürel çeşitlilik bizi birleştirir” formatında bir önermeyi benimseyebilirler. 

Tarih öncesi çağlardan beri göçlerin geçiş yol olan Anadolu toprakları, özünde kültürel ve dilsel çeşitliliğin simge coğrafyalarından biri olmuştur. Farklı kültürden insanları sarmalamak bu toprakların DNA'sında var.  

Geleceği kurgularken, önceki dönemlerde görülen kültürel çeşitliliği baskılama hatalarından ders alabiliriz. Kıtaların köprüsü İstanbul yeniden bir hoşgörü deryasına dönüşüp kültürlerin, dillerin ve dinlerin başkenti olabilir. Ortak uygarlık geçmişimiz çerçevesinde antik Anadolu'nun zengin kültürel mirasını sahiplenmeyi çocuklarımıza öğretebiliriz.  

Farklılıklarımızı onaylamadan, ortak yanlarımızın değerini bilemeyiz. "Farklılık zenginliktir" vizyonu ile bu topraklarda yeniden çok kültürlü bir gelecek yaratmayı başarabiliriz. Kültürün ve dil çeşitliliğinin korunduğu toplumda, vatandaşlar asimile olmadan toplumla ve dünyayla bütünleşebilir. Bizim çocuklarımız dünyayla bütünleşmeyi hak etmiyor mu?