Cin şişeden çıktı bir kere

Cin şişeden çıktı bir kere

16 Nisan 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Aydın Sezer

Hafta başında Libya Başbakanı Abdülhamid Dibeybe’nin 14 bakanıyla Türkiye'ye gelmesi ve özellikle yapılan resmi karşılama töreni kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

Oysa, Libya Yürütme Konseyi Başkanı el-Menfi’nin 26 Mart günü ülkemizi ziyareti sırasında resmi bir karşılama töreni düzenlenmediği gibi, ziyaret medya tarafından da "görülmedi." Halbuki, el-Menfi bir anlamda cumhurbaşkanı statüsünde ve 5+5 ateşkes anlaşması uyarınca Doğu’dan seçilmiş bulunuyor. Libya’daki yasama organının başında ise Agila Saleh var. Bu üç ismin öncelikli görevi Libya’yı 24 Aralık 2021‘de yapılması beklenen seçimlere kazasız belasız götürmek ve yeni anayasayı hazırlamak. 

Libya'da Dibeybe'nin başında bulunduğu geçici hükümet ülkeyi tek başına yönetmiyor. Yürütme Konseyi Başkanı el-Menfi ve HoR (Temsilciler Meclisi) Başkanı Agila Saleh'le ortak yetkiyi “geçici” olarak kullanıyor. 

Dieybe’nin Ankara’da Türkiye–Libya deniz alanları anlaşmasıyla ilgili sarf ettiği sözleri anlamlandırırken, daha doğrusu bu açıklamalara anlam yüklerken ihtiyatlı davranmak gerekiyor. 

Şöyle ki: Yunanistan Başbakanı Miçotakis 6 Nisan’da Libya’ya yaptığı ziyarette, “Türkiye'nin 2019 yılında Libya ile imzaladığı deniz yetki alanlarını belirleyen mutabakatın Yunanistan tarafından tanınmadığını ve yok hükmünde olduğunu” belirtmişti. Mitçotakis ayrıca, Yürütme Konseyi Başkanı el-Menfi ile iki ülke arasındaki deniz yetki alanlarını belirleyecek ortak bir heyet oluşturulması konusunda mutabık kalındığını vurgulamıştı.  

Dibeybe’nin 12 Nisan’da Ankara’ya yaptığı ziyarete paralel olarak aynı gün Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias’ın  Doğu Libya’ya, Bingazi'ye ani ziyaretinde de, Türkiye–Libya Deniz Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması ile ilgili temaslar yaptığı biliniyor. Hatırlanacağı üzere, Dendias Libya Başbakan Yardımcısı ve Temsilciler Meclisi Başkanı Saleh ile de görüşmüştü. 

Öte yandan, Libya Yürütme Konseyi Başkanı el-Menfi’nin adeta hem Türkiye’ye hem de Dibeybe’ye nispet yaparcasına gerçekleştirdiği Atina ziyaretinde de (14 Nisan), iki ülke arasında deniz alanları konusunda komisyon kurulması ve görüşmelere başlanması kararı alındı. 

Öncelikle belirtmeliyiz ki, Yunanistan–Libya deniz alanları sınırlama anlaşması, sadece bizim Libya ile yapmış olduğumuz yaklaşık 20 millik sınır çizgisini kapsamıyor. Çok daha uzun bir sınır çizgisini ve sahayı kapsıyor. 
 


Yukarıdaki haritanın incelenmesinden de görüleceği üzere, Yunanistan, Mısır ile yaptığı anlaşmanın batıdaki ucu ile İtalya ile yaptığı anlaşmanın güneydeki ucunu birleştirme peşinde. 

Libya ile imzaladığımız Deniz Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması'ndan sonra Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki statükonun bozulmasını fırsat bilip, komşu ülkelerle deniz alanları anlaşmaları imzalamaya yöneldiğini biliyoruz. Nitekim, İtalya ile yaklaşık 50 yıldan beri sürüncemede kalan kıta sahanlığı sorununun da çözülmesiyle birlikte sıranın Mısır’a geldiğini ifade etmiştik. 12 Haziran 2020 günü, Medya Günlüğü’nde kaleme aldığım, “Doğu Akdeniz'de 'casus belli' başlıklı yazımda (*) özetle, “Madem Doğu Akdeniz’de cini şişeden çıkarttık, madem haklı taleplerimizi uluslararası hukuk(!) temelinde savunmaya başladık, o halde bu bölgede neler olup bittiğini daha objektif bir şekilde değerlendirip, yaklaşmakta olan yeni anlaşmalara (Yunanistan-Mısır, Yunanistan-KRY ve Suriye–KRY) karşı harekete geçmeliyiz… Doğu Akdeniz’de kendi ellerimizle yarattığımız statükoyu, sanal tehditlerle ve olmayan, yaratılmış haritalarla kamuoyunu yanıltarak yine kendi ellerimizle bozduktan sonra, bugün atılması gereken adım bu maalesef…" demiş ve Türkiye’nin tıpkı, Ege’de olduğu gibi Doğu Akdeniz’de de yeni oldubittilere yol açılmaması için, Yunanistan’ın atacağı adımlarını “savaş nedeni” sayacağını belirtmesi gerektiğine vurgu yapmıştım. 

Bu yazıyı kaleme aldığım dönem, Doğu Akdeniz’deki gerginliğin tırmandığı döneme ve hemen öncesine denk gelmektedir. Avrupa Birliği’nin Kazım 2020 zirvesinde sonra, Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere paralel olarak ve özellikle, Mısır– Yunanistan anlaşmasından sonra bu önerinin bir anlamı kalmadığını  belirtmek isterim.  

Yaklaşmakta olan, Yunanistan – Libya deniz alanları görüşmeleri dikkate alındığında ne yapılması gerektiği konusuna gelince... Öncelikle, Libya’da hangi yönetim iş başında olursa olsun, bizim Libya ile imzaladığımız anlaşmanın Doğu’daki Temsilciler Meclisi’nce onaylanmadığı gerçeğiyle birlikte şunu kabul etmemiz gerekiyor ki, Yunanistan er ya da geç Libya ile kapsamlı bir anlaşma için ısrarlı olacak. Ülkede iç savaş olmasaydı da, Libya ile bu anlaşmayı imzalamış olsaydık, Yunanistan’ın itirazları ve hak iddiası devam edecekti. Yunanistan, müzakere masasında çözüme ulaşılamadığı takdirde, konuyu uluslararası Adalet Divanı’na götürecek. Malum, Libya’nın sorunlarını mahkeme yoluyla çözme pratiği var, Tunus ve Malta ile deniz alanları sınırları bu şekilde belirledi. 

Türkiye acilen Akdeniz’deki karasularının uzunluğunu net bir şekilde BM’ye iletmeli, bunun için gerekli hukuki düzenlemeleri yaparak Ege–Akdeniz sınırını siyasi olarak belirlemeli: Eğer BM’ye Mart 2020’de ilettiğimiz haritayı esas alacaksak, o sınırdan itibaren 12 millik karasularını ilan etmeli, gerçek "Mavi Vatan"ımız olan karasularımızı gösterir haritayı üretmelidir. Hatta, karasuları açısından yeni bir “casus belli” (savaş nedeni) ilanı aksi takdirde, Libya sahillerindeki hak arayışımız, Anadolu’nun denizle birleştiği yerlerde alan savunmasına dönecek. Korkarım Seville Üniversitesi haritasını kendi ellerimizle gerçek kılacağız. Oysa, o harita, Yunanistan’ın maksimalist tezlerinin “tek taraflı ve üzerinde mutabakata varılmayan sınırlar” olduğunun altını çiziyordu. İnşallah, Doğu Akdeniz’deki tezlerimizi savunurken, Seville Üniversitesi haritasını kullanmak durumunda kalacak kadar geri adım atmayız.

(*) https://medyagunlugu.com/haber/dogu-akdenizde-casus-belli-47316 

Etiketler:  Diplomasi