Çevrim içi yaşam

Çevrim içi yaşam

19 Ağustos 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Son yıllarda akıl almaz ölçüde ilerleyen iletişim teknolojisinin sunduğu çeşitli ağlar ve sosyal medya platformları bizleri öylesine kendisine çekmekte ve bağlamakta ki, çevrim içi yaşam, normal hayatımız dışında adeta ikinci bir yaşamımız haline geldi. 

Yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline gelerek, birçok insanın gittikçe daha fazla zamanını orada geçirdiği çevrimiçi yaşam, alanını normal yaşam aleyhine sürekli genişletme eğiliminde oluşuyla da, hayatı kişi için iki boyutlu yapıya büründürmüş oldu. 

Dahil olması son derece kolay olan çevrim içi yaşam, bireylerin kendilerini normal yaşam alanlarına kıyasla çok daha rahat hissetmesi ve oldukça güvenli bir ortam sunmasından ötürü insanlar için vazgeçilmez olmaya başladı. 

Öte yandan, mevcut ekonomik sistemin bizzat kendisine ve topluma yabancılaştırdığı, yalnızlaştırdığı ve içine kapattığı günümüz bireyi için çevrim içi ortam; tanıdıklarıyla bir araya gelebileceği, yeni insanlarla tanışabileceği, onlarla bir şeyler paylaşabileceği yani sanal bir ortamda da olsa sosyalleşip, yalnızlığından bir nebze olsun sıyrılabilmesine imkan tanıyan bir dünya olması açısından çok çok önemli bir mecra aslında. 

Yine sistemin kendilerini yeterince ifade etmelerine ve de kendilerini gerçekleştirmelerine izin vermediği birçok insan, çevrim içi ortamda kendilerini anlatmaya ve kendilerini gerçekleştirmeye çalışmakta. Söz konusu bireyler için böylesine bir kanal açmış olan çevrim içi dünya, bu açıdan da çok değerli esasında.  

Gerçek yaşamın boğuculuğundan uzak ve eğlenceli olan çevrim içi yaşam, sürekli bir yerlerde dolaşıp bir şeylerin izini sürmekle, avcıya avını sürerken yaşadığına benzer bir keyif de vermekte insanlara. 

Çevrim içi yaşamın bahsettiğimiz bütün bu olumlu yanlarının yanında büyük bir dezavantajı da var esasında. Şöyle ki: Herkes çoğunlukla kendi meşrebine uygun ve kendisi gibi düşünüp yaşayan insanların girdikleri ve adına "yankı odaları" ya da "aynalı salonlar" denen mecralarda zaman geçirdiği için, hep kendi düşüncelerinin benzeri düşüncelerle karşılaşmakta, adeta kendi sesinin yankılarını dinleyip durmaktadır. 

Çoğu zaman duymak istediklerinin söylendiği, görmek istediklerinin sunulduğu söz konusu ortamlarda bulunan birey, içinde yaşadığı toplumu yeterince tanıyamamakta, doğru bir biçimde kavrayamamakta ve toplumsal gerçekliğin küçük bir bölümünü net olarak görebilirken, çoğu olguyu çarpıtılmış olarak görmekte ve sonuçta eksik ya da yanlış algılamaktadır. 

Yaşama sadece kendi penceresinden baktığı için olanı olduğu gibi görmekte zorlanan, yaşananların sadece kendi duyduğu ve de gördüğü gibi oldukları yanılsamasına düşen kişi, görüş açısının darlığından ötürü yaşamın gerçekleri karşısında sık sık şaşırmakta ve hayal kırıklığına uğramakta ne yazık ki…