Çerkes müziği nasıl korunacak?

Çerkes müziği nasıl korunacak?

20 Şubat 2021 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Yeni bir yazı dizisinde daha önce de yaptığımız gibi Karadeniz halklarının kaybolmakta olan kültürlerini irdelediğimiz gibi; bu kez, kültür dünyası ve müzik özelinde dostlarımızla konuşacağız. Aslında bizimki iyi niyetli bir yakıştırma da olsa; etnik müzik için, geceli gündüzlü, köy köy dolaşarak; hatta, komşu ülkelerdeki izlerini de sürerek, müzik derleyen dostlarımıza birer ‘etnomüzikolog’ gibi çalışıyor diyebiliriz… Bilindiği üzere: “Müziği kültürel bağlamında irdeleyen müzik bilimine etnomüzikoloji denir. Kültürel müzikoloji dendiği gibi "Sosyolojik ve antropolojik yaklaşımla müzik" olarak da tanımlanmaktadır. Etnomüzikologlara göre müzikbilimcisi (müzikolog) müziğin kendisi üzerine çalışırken, etnomüzikolog tıpkı kültürel müzikolojide olduğu gibi müziği daha geniş kültürel çerçevesinde inceler görüşü yaygındır. etnomüzikologların, sadece derlemeci olduğuna dair yaygın ancak ‘yanlış’ söylentiler vardır. 

Günümüzde etnomüzikologlar her ne kadar popüler kültür alanındaki ürünlere yönelmiş olsalar da, kimileri yeni notasyon teknikleri ve açıklamalı çalışmalar içerisinde yer almaktadırlar. 

Etnomüzikoloji disiplinler arası önemli bir yerde bulunmakta ve antropoloji, tarih, sosyoloji, etimoloji, semiotik, matematik ve birçok başka bilim dalından yararlanmaktadır. Bunun en büyük nedeni ise çalışılmakta olunan alan üzerinde üstünlüğün büyük ölçüde kurulabilinmesini sağlamaktır. Etnomüzikologlar ilk zamanlarında kayıtlarını işitsel olarak alıyor olsalar da günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle görsel ve işitsel kayıtları çok daha çağdaş bir biçimde kendi lehlerine çevirmektedirler.. Etnomüzikolojinin tanımına yönelik pek çok tartışma günümüzde de sürmektedir.” (*) 

Ülkemizde Adnan Saygun’la çalışan Macar araştırmacı Béla Bartók ve gene ismi ilgilenenlerce bilinen Zoltán Kodály, unutulmazlar arasındadır… 

Bizim konumuz ise Lazlar, Çerkesler, Gürcüler, Hemşetsiler ve eski Trabzon Rumlarınca kullanılan Romeika dili ve müziği üzerinden olacak. Sonuç olarak da hepsini toparlayabilmek ve bilginize sunabilmek için, akademisyen ve müzisyen dostumuz Ayşenur Kolivar ile bir değerlendirme söyleşisi de yapacağız. 

"Belki de yolun henüz başındayız..." 

Bugün Çerkes dostlarımızla konuşacağız. Çerkes müziği araştırmacısı Kuşha Doğan Özden ile konuşuyoruz…  

-Çerkes kültürü ve müziği ile ne zaman ilgilenmeye başladınız; müzik eğitiminiz var mı; özetle biraz kendinizden söz ederseniz, okurlarımıza tanıtmış olalım…  

-Kayseri’nin Pınarbaşı, ilçesi Karahalka köyünde dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de tamamladım ve 1979 yılında Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulundan mezun oldum. Çocukluğum ve gençliğimin büyük bir kısmının geçtiği Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine bağlı, Uzunyayla bölgesinde müzik ve dans ile iç içe büyüdüm. Birlikte büyüdüğüm halalarımın, dayılarımın, amcalarımın kızları çok güzel mızıka (armonika) çalarlardı. Çerkeslerin sosyal hayatında müzik ve dansın çok büyük önemi vardır. Gençlik yıllarımda dilimiz, kültürümüz, ezgilerimiz ve şarkılarımızın hızla yok olduğunu gördüm ve çok zor şartlar ve imkânsızlıklar içerisinde köy köy dolaşarak derleme yapmaya başladım. Derleme çalışmalarını yürütürken akademik anlamda bir müzik eğitimi almamış olmanın her zaman eksikliğini hissettim.

1976- 1977 yıllarından beri Kafkas Halk Şarkıları, Dünyaca ünlü Nart Destanları, atasözleri, söylenceler, hikâyeler ve Çerkes kültürüne ait bulabildiğim her şeyi derledim ve bu çalışmalarım bugün de devam etmektedir.

Derlediğim ezgiler,  şarkılar ve anlatılar içerisinde yüz yıldan fazla süren Çerkes – Rus savaşlarında bestelenen kahramanlık şarkıları, ağıtlar ve Çerkesler zorla vatanlarından sürülürken yakılmış ezgi ve şarkılar büyük bir yer tutmaktadır.

Kayseri'de ve İstanbul’da Çerkes halk şarkıları söyleyen korolar ve halk dansları grupları yetiştirdim.

Kayseri Kafkas Kültür Derneğinde eğittiğim 40 kişilik koro ve halk dansları topluluğu olarak 1992 yılında Rusya Federasyonu-Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik'te yapılan 1. Dünya Çerkes Festivaline katıldık ve Türkiye’de derlediğim şarkıları söyledik. Bu grup diyasporadan Çerkeslerin ana vatanlarına giden ilk koro ve halk dansları grubudur.

Uzun yıllar süren derlemelerimde toparlamış olduğum Çerkes halk şarkılarından bir bölümünü 2002 ve 2008 yıllarında Wered-1 ve Wered-2 adlı iki albüm yayınlayarak Çerkeslerle buluşturdum. Bu albümlerdeki şarkılar sadece Türkiye’de yaşayan Çerkesler arasında değil, Kafkasya, Ürdün, Suriye, Amerika gibi Çerkeslerin yaşadığı ülkelerde de büyük ses getirdi. Bu albümlerdeki şarkılar bu gün bile Kafkasya’daki radyo ve televizyonlarda en çok yayınlanan şarkılar arasında.

Kafkasya’da, Kabardey Balkar Cumhuriyetinde değişik şehirlerde, Almanya’da, Hollanda’da ve Türkiye’de,  Ürdün’de konserler verdim.

İstanbul Kafkas Kültür Derneğinin organizasyonu ile Cemal Reşit Rey Konser salonunda verdiğim konser TRT3 tarafından kayda alındı ve birçok kez yayınlandı.

Çerkes müziğine ve kültürüne yapmış olduğum katkılardan dolayı, 2009 yılında Rusya Federasyonu Kabardey Balkar Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanlığı ve Kültür Bakanlığı tarafından devlet sanatçısı unvanı verildi.

Yine tarafıma 2012 tarihinde Çerkes kültürüne katkılarımdan dolayı Kabardey Balkar Cumhuriyeti Üniversitesi tarafından "Fahri Profesör" unvanı verildi. İyi derecede Çerkesce ve İngilizce bilirim. İstanbul’da yaşamaktayım ve ticaretle uğraşıyorum. 

-Galiba Çerkes müziği epeydir araştırmacı ve müzisyen dostlar sayesinde irdeleniyor ve kamuoyuna kalıcı biçimde aktarılıyor. Siz, bu bağlamda yola çıkarken; kimleri örnek aldınız ve/veya öğrenme sürecini nasıl geliştirdiniz?  

-Evet, haklısınız, son yıllarda önceki dönemlere kıyasla araştırmacı ve müzisyenlerimiz Çerkes müziği ile de ilgileniyorlar. Dijital platformlar ve sosyal medya sayesinde kalıcı oluyor ve ilgilenmek isteyen diğer insanlara da çok daha rahat bir şekilde aktarılabiliyor. Bu büyük bir nimet.

Tabii iki benim yetişmemde ailemin, doğup büyüdüğüm köyün ve çevrenin büyük bir etkisi oldu. İlkokula gittiğim zaman tek kelime Türkçe bilmezdim. Sadece ben değil, Uzunyayla'daki tüm Çerkes köylerindeki çocukların durumu da benim gibiydi. Türkiye’de henüz o zamanlar hızlı kentleşme başlamamıştı ve Çerkeslerin çok büyük bir bölümü de köylerde yaşıyordu. Bu nedenle Kafkasya’dan gelirken getirdikleri dilleri, otantik müzik ve kültürleri çok iyi korunmuştu. 1960'lı yıllardan sonraki hızlı kentleşme dönemi ile birlikte dil, müzik ve kültürde çok hızlı bir şekilde erozyona uğradı.

Benim yetiştiğim dönemde dil ve kültürümüz henüz büyük bir erozyona uğramamıştı. Bu nedenle kendimi şanslı hissediyorum. Köylerimizde bütün çocuklar Xabze dediğimiz geleneklerimize sıkı sıkıya bağlı olarak yetiştirilirdi. Yukarıda da belirttiğim gibi müziğin çok yoğun olduğu bir ortamda yetiştim. Belki daha sonraki yıllarda müzikle ilgilenmiş olmamın başlıca etkenlerinden biri de budur.

Lise yıllarında gitmeye başladığım Kayseri Kafkas Kültür Derneği ve yüksekokulda sürekli gittiğim Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneğinin derleme çalışmalarımda pozitif anlamda itici bir güç olduğunu söyleyebilirim.

Çerkes müziğini ağızdan ağıza aktararak bize kadar ulaştıran Çerkesçe Ceguak’ue dediğimiz ve bugün hiçbiri hayatta olmayan ozanlarımız ile tanışma, görüşme ve seslerini kaydetme şansım oldu.  Ozanların dışında Nart Destanlarını, eski savaş ve kahramanlık şarkılarını, ağıtların söyleyen büyüklerimizin bu şarkıları ve destanları söyledikleri sofralarda oturma ve söylediklerini derleme şansım oldu.

-Peki, bu noktada Çerkes müziğinin geldiği aşama; tatmin edici noktada mıdır; eksiklerin neler olduğunu söyleyebilirsiniz? Çerkes müziği için; örneğin Kafkasya’ya gidip Hristiyan (bu tanım genel anlamıyla kullanarak söylüyorum) Çerkeslerle görüştünüz mü? Başka hangi ülkelerde Çerkes müziği yapılıyor? Özgün bir fark görebildiniz mi?

-Tabii ki tatmin edici noktada değil. 100 yıldan fazla süren Kafkas-Rus savaşlarının sonunda Rus Çarlığı Kafkasya’yı işgal etti. Savaşlardan sağ kalanların büyük kesimi Osmanlı topraklarına sürüldü. Bu tarihin gördüğü en büyük katliamlardan ve sürgünlerden biridir. Osmanlı topraklarına sürülen Çerkesler 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde Balkanlar'da ve doğu cephesinde Ruslara karşı savaşırken de büyük kayıplar verdiler. Peşinden 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı derken kimsenin müzikle uğraşacak vakti ve hali olmadı.

Türkiye’de Çerkes müziği uzun yıllar Kafkasya’dan getirdikleri düğünlerde çalınan ezgiler ve yaşlıların sofralarında söylenen savaş ve kahramanlık şarkılarından ibaret kaldı. 1. Dünya sSvaşında ve Sarıkamış harekâtında şehit düşen Çerkes atlıları için yakılan birkaç şarkıyı ve bazı dans müziklerini de bunlara ilave edebiliriz. Ancak son yıllarda yapılan yetersiz çalışmalarla toparlanmaya çalışılmaktadır.

Kafkasya’daki durum ise farklıdır. 1917 yılındaki Sovyet Devriminden sonra Rusya’da yaşayan küçük halklara verilen özerklikler sayesinde Kafkasya’da çok ciddi derlemeler yapılmış ve müzik de oldukça gelişmiştir. Müzisyenler akademik anlamda eğitilmiş ve Çerkes müziği büyük bir gelişme kaydetmiştir.

Kafkasya’da hemen hemen Çerkeslerin yaşadıkları bütün bölgeleri ve cumhuriyetleri gezdim. Bu bölgelere Hristiyan Abhazların ve Hristiyan Kabardey’lerin ve Osetlerin yaşadığı yerler de dahildir. Din hiç bir zaman Çerkesler arasında ayrıştırıcı bir öge olmamıştır. Çerkesler en son İslamiyet'i kabul eden toplumlardan birisidir ve Klasik Çerkes müziğinde kilise müziklerinin etkisi bugün bile derin bir şekilde hissedilmektedir.

Sovyetler birliğinin yıkılmasından sonra Kafkasya’da yaşayan Çerkesler ile Kafkasya dışında yaşayan Çerkesler arasında ilişkiler hızla gelişmiş ve her iki tarafta büyük bir hasretle kucaklaşmışlardır. Bu kucaklaşma kültürel anlamda çok güçlü bir etkileşimi de beraberinde getirmiştir. Kafkasya‘da kaybolmuş, Türkiye’de ise korunmuş olan otantik müzikler, otantik Çerkes dansları Kafkasya’ya taşınmış, aynı zamanda gelişmiş müzikler ve birçok Çerkesce şarkılar da Türkiye’ye taşınmıştır. İki taraf arasındaki bu ilişkiler gelişmeye devam etmektedir.

Türkiye dışında Suriye, Ürdün, ülkelerde yaşayan Çerkesler de Kafkasya’dan getirdikleri otantik müziklerini korumuşlardır. Eskiden Osmanlı İmparatorluğu’na dahil olan bu ülkelerdeki Çerkesler ile Türkiye Çerkeslerinin müziklerinin oldukça benzeştiklerini daha çok Kafkasya’dan getirdikleri ezgi ve tınılarını korumaya çalıştıklarını ve benzer etkiler altında kaldıklarını söyleyebiliriz.

-Bilemeyen dostlarımız için eski ve yeni kuşak Çerkes müziğinin araştırmacı ve müzisyenlerini bize anlatır mısınız? Hem anmış hem de duyurmuş olalım…

-Benim yaptığım derleme çalışmalarının dışında bugüne kadar derleme ve araştırma anlamında Çerkes müziği ile ilgili ciddi bir çalışmanın yapılmadığını söyleyebilirim. Şarkı seslendirme veya albüm çıkarma konusunda ilk akla gelen Mansur Özen, Azmi Toğuzata, Havva Karadaş, Hayri Kazbek gibi emektarlarımızın yanında derneklerimizde yapılan müzik ve koro çalışmaları ve yayınlanan birkaç albüm, Gökhan Şen’in yayınladığı Çerkes Ezgileri ve yakınlarda yayınlanan Perıt Jan Aydemir öncülüğünde yayınlanan Kafkasya'dan ve Türkiye’den Çerkes müziklerinin yer aldığı Lhemıj (köprü) adlı albümleri sayabilirim.

Söyledikleri şarkıları derlediğim, bugün hiçbiri hayatta olmayan rahmet ve saygıyla andığım büyüklerimizden, Awenis Muradin, Duman Kemal, L’ığur Zeki, Bırs Davut, F’eşhmıkhu Kuşuk, Jetger Yetek, Şığelığue Sami, Mesey Berd gibi isimleri sayabilirim.

-Bir kültürün var olabilmesi için en önemli unsurların başında dili gelir. Dil çalışmaları ve bağlı olarak müzikli işler hangi düzeydedir. Hem bu genel haliyle hem de kendi gelişim seyriniz için önümüzdeki yolu biraz anlatabilir misiniz? Neler yapılmalı? 

-Kesinlikle doğru, katılıyorum. Kültürün korunabilmesi için dilin yaşaması gerekir. Bir Çerkes atasözü şöyle der: "Dilsiz ulus ölüdür." Dilini kaybeden halkların kültürlerini yaşatması mümkün değildir. Bugün dillerini yitirmiş ve beraberinde kültürleri de yok olmuş yüzlerce halk sayabiliriz. Bugün Türkiye’deki Çerkesler hızla asimile olmakta, dillerini beraberinde de kültürlerini kaybetmektedir. Kafkas ve Çerkes kültür dernekleri etrafındaki örgütlenmeleri ile asimilasyona direnmeye çalışmakta iseler de bu çabalar yetersiz kalmaktadır. Devletin Çerkes kültürünün korunması için hiçbir desteği yoktur. Çerkes dili Unesco’nun kaybolma tehlikesi içerisindeki diller listesindedir. Bu antik halkın, dilinin, kültürünün, müziğinin kaybolup gitmesinin kimseye bir yararı olmadığı gibi insanlık için de büyük bir kayıptır.

-Teşekkürler. Kolay gelsin ve sağlığınıza özellikle dikkat edin… 

(*)  Kaynak: https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/404546-etnomuzikoloji-nedir.html#ixzz6geChAkza 

İlgili yazılar:

https://medyagunlugu.com/haber/romeikayi-yasatmak-48793

https://medyagunlugu.com/haber/yolun-basindayiz-henuz-48827

https://medyagunlugu.com/haber/tarihten-bugune-laz-muzigi-48846