Can çekişen basın

Can çekişen basın

2 Ağustos 2012 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Bir buçuk saat süren ve daha çok soru-yanıt biçiminde geçen konferansta salondaki gençler hem gelecekteki mesleklerine hem de Türkiye'nin sorunlarına duyarlı olduklarını hissettirdi. Sorular Rusya ağırlıklıydı, üstelik hepsi iyi hazırlanmış, üzerinde düşünülmüş sorulardı; ayrıca Türkiye ile Rusya arasındaki benzerlikler de, "Arap Baharı" ve Ortadoğu'daki durum da, medyanın sorunları da ve gazeteciler Nedim Şener'le Ahmet Şık'la ilgili gelişmeler de konuşuldu.

 Konferansı düzenleyen İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü İletişim Sosyolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Nurdoğan Rigel, toplantının ardından sohbet ederken, bir süre önce yayımlanan ve çok ses getiren uluslararası bir rapora atıfta bulunarak basınla ilgili çarpıcı değerlendirmeler yapıyor. "International Newsmedia Marketing Association" tarafından hazırlanan rapor, 2017, yani bundan sadece beş yıl sonrasından başlayarak 2040'a kadar uzanacak süreçte gazetelerin ortadan kalkacağı görüşünü ileri sürüyor. Tahminlere göre, önce ABD'de gazeteler artık basılmayacak, Türkiye'nin gazeteleriyle vedalaşması ise 2036 yılını bulacak. Öyleyse, Türk basınının önünde en fazla 25 yıllık bir süre var demektir...

 Rigel, hiçbir ülkede basının internetle baş edemediğini, hatta bazı yerlerde artık gazetecilik fakültelerinin kapanmaya başladığını ve "görselleşme"adı altında yeni derslerin ortaya çıktığını anlatıyor. Profesör Rigel ayrıca, yeni kuşağın gazete ve yorum okuma alışkanlığı, yani medya bağımlılığı olmadan yetiştiğini, dolayısıyla bir süre sonra bu kişiler için gazetenin hiçbir anlam ifade etmeyeceğini söylüyor.

Konuya medyanın içinden bakış açısı getirmesi amacıyla deneyimli bir meslektaşımla, Mustafa Kemal Eriç'le konuşuyorum. Çeşitli ülkelerde gazetecilik ve medya danışmanlığı yapmış Eriç, "Hızla gelişen sayısal iletişim teknolojisinin bugün bildiğimiz anlamıyla hem elektronik hem de yazılı medya icin ana taşıyıcı platforma dönüşmesinin artık önlenemez bir süreç olduğu açık. Şimdiden hem BBC, CNN ve benzeri küresel yayın kuruluşları hem de cok sayıda gazete ve haber dergisi, içeriklerini cep telefonlarından tablet bilgisayarlara çeşitli cihazlarda kullanıcılara sunabilmek için sürekli yeni progamlar veya eski programların yeni sürümlerini üretiyorlar"diyor.

Ama Eriç, yakın geleceği sanıldığı kadar karanlık olmayan bir grup matbaa gazetesi bulunduğunu söylüyor ve şu örneği veriyor:

"Türkiye'de önemli bir varlık gösteremese de, kasaba gazeteleri özellikle Kuzey Amerika'da önemli bir ekonomik sektör oluşturmakla kalmıyor, küçük yerleşim birimlerinin insanlarını komşularının yaşamlarından haberdar ederek önemli bir boşluğu dolduruyor. Dünyanın bir çok ülkesinde bu tür yerel basının Türkiye'nin tersine, habercilikte işlevsel bir konuma sahip olduğu düşünülürse, internetin küresel haber/bilgi akışı sürecini tamamen kapsadığını söyleyebileceğimiz günlerin cok yakın olmadığı görülebilir."  

Eriç'in, özellikle Kuzey Amerika'daki yerel basına yönelik değerlendirmesinden Türkiye'de gazetelerin 2036 yılında tarihe karışacağı varsayımına dönecek olursak...

 Aslında ortada garip bir durum var: Ölüm tarihi için bundan 24 yıl sonrası işaret edilen Türk basını gerçekte uzun süredir komada. 1990'lı yılların başında teknolojik atılım yapan basın yatırımının meyvesini alamadan özel televizyonlarla rekabete girmek zorunda kaldı. Mücadele uzun sürmedi, özellikle magazin ağırlıklı kanalların suya yazı yazan, hava kabarcığı ömürlü haberciliğine karşı benzer silahlar kullanmaya çalışan gazeteler teslim bayrağını çabuk çekti. 2000'li yıllarda ise internetle değil basın, televizyonlar bile yarışamadı. Bir zamanlar geniş kitlelerce öğrenilmesi günler, hatta haftalar alabilen olaylar akıllı telefonların yaygınlaşması sayesinde artık 24 saat baskı yapan gazetelere benzeyen Facebook ve Twitter'la anında milyonlara ulaşmaya başladı.

 Tamam, televizyonla rakebet etmek zor, internetin hızıyla yarışmak olanaksız ama  Türk basını bu sürece gerçekten direndi mi?

 Gazeteler, televizyonla da, internetle de kendi kurallarıyla değil, onların kurallarıyla mücadele etti ve doğal olarak kaybetti. Köklü bir geçmişi ve olağanüstü deneyimi bulunan gazeteler rekabetten rakiplerine benzemeyi, daha doğrusu taklit etmeyi anladı.

 Eskiden gazeteler arasındaki şiddetli rekabetin tam ortasında "özel haber" vardı; bir gazete üstün ve farklı olduğunu kanıtlamak için başkalarında olmayan haberlerin peşinde koşardı. Kimi zaman abartılı boyuta varsa da özel haber rekabeti gazeteciliğin itici gücüydü.

Mehmet Ali Birand'ın bugünkü ününü 32. Gün'e borçlu olduğunu herhalde artık çok fazla kişi hatırlamıyordur. Oysa 32. Gün, ulaşılmaz sanılan dünya liderlerini özel röportajlarla herkesin oturma odasına konuk ederek dış haberlere ilgi duymadığı varsayılan halkı 1990'larda ekran başına çivilemişti.

  Doğru internet hızlı, evet internette hemen hemen herşeyi bulmak mümkün ama ya sınıflandırılmış, kaliteli bilgi?

 Kaliteli bilgiyi gazeteler verebilirdi ama yapmadılar. Yapmadıkları gibi bu konudaki geleneklerine sırt çevirdiler. Örneğin eskiden hemen hemen bütün gazetelerde "yazı dizisi" sayfası olur buralarda kimi zaman 7-10 gün süreyle değişik konularda röportajlara, söyleşilere verilirdi. Sonuçta seçme özgürlüğü vardı: Şimdi ilgi çekmeyen haberin tıklanmaması gibi, istemeyen yazı dizisi sayfasını çevirir geçerdi.

Türk gazetelerinin televizyon ve internetle mücadeleyi kaybetmesini sadece kendi hatalarına bağlamak elbette basit ve yanıltıcı bir değerlendirme olur. Ama basının kendisini yolun sonuna getiren bu süreçte savaşmadan teslim olduğu gerçeğini değiştirmez.

Etiketler:  Eleştiri Medya