'Büyüme' ile söyleşi

'Büyüme' ile söyleşi

29 Ekim 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

-Sayın büyüme, ulusal kalkınmada ve ilerlemede dünyanın en güçlü istatistiksel göstergesi olarak biliniyorsunuz. Bugün sizinle dobra dobra bir söyleşi yapmak istiyoruz. Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz öncelikle. 

-İmkan verdiğiniz için ben teşekkür ederim. 

-Kendinizden bahseder misiniz öncelikle? Kimdir büyüme? 

-Aslına bakarsanız siz kimseniz ben de oyum. Yani çabalarınızın, acılarınızın, zayıflıklarınızın, daha bir çok özelliğinizin ifadesiyim. Bir sonucum yani. 

-Teknik bir tanım verseniz? 

-Peki öyle yapalım. Ekonomi kitaplarında büyüme reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’daki (GSYİH) artış oranı olarak tanımlanıyor malum. GSYİH ise belirli bir zaman diliminde (yıl ya da çeyrek yıl) üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin parasal ölçüsü. Tabii bunların piyasaya konu olması lazım. Piyasalarda satılmayan mal ve hizmetler GSYİH’nin kapsamına girmez. Ev içi kadın emeği, gönüllü faaliyetler vb. piyasada satılmadığı için ya da piyasada satılmadığı takdirde hesaba dahil edilmez. 

-Peki bir toplumun kalkınma göstergesi olarak büyüme tek başına yeterli midir? 

-Hayır değildir elbette. Yani insani gelişme göstergelerine de bakmak lazım. Özellikle eğitim ve hayat standardı ile ilgili göstergelere. 

-Türkiye için tarihsel bir arka plan verebilir misiniz? Yani geçmişten bugüne nasıl geldiniz? 

-Size Dünya Bankasının veri sisteminden bazı rakamlar aktarayım öyleyse. Türkiye’de mesela son 60 yılın ortalama büyümesi yüzde 4,6. İşin ilginç yanı da bu süreye 10’ar yıllık dönemler halinde baksanız da benzer bir durum var. Yani genelde yüzde 4-5 oranında bir ortalama büyüme söz konusu. 

-Peki bu rakamlar kabaca ne söylüyor bize? 

-İki şey söylüyor. Bunlardan biri genelde büyüme dengesiz. Yani kimi zaman yüksek büyüme oranları kimi zaman da eksilere varan düşük büyüme oranları söz konusu. Bu da çoğu zaman ekonomik istikrarsızlık ve krizler yaşandığı anlamına geliyor. Teknik tabirle büyümenin standart sapması yüksek. 

-İkinci özellik neydi? 

-Tarihsel büyüme oranları Atatürk dönemi hariç önemli bir kalkınma sıçraması olmadığına işaret ediyor. 

-Biraz açar mısınız nasıl olmalıydı mesela? 

-Size Güney Kore ve Çin’den örnek vereyim. Örneğin Güney Kore 1961-2019 arasındaki 51 yılda ortalama yüzde 7,4 büyüme sağlamış. 1961-70 arasında yüzde 9,5, 1971-80 arasında yüzde 9,3, 1981-90 arasında ise yüzde 10 büyüme başarısı göstermiş. 

-Peki ya Çin? 

-1970’lerde yıllık ortalama yüzde 7,3, 1980’lerde yüzde 9,7, 1990’larda yüzde 9,9, 2000’lerde yüzde 10, 2010’larda ise yüzde 7,6 büyüme sağlamış. Yalnız şunu da söylemeliyim ki Kore ve Çin kalkınması kendi zamanlarının bir ürünüydü. Bugünkü dünya daha farklı. Ama başkalarının neyi nasıl yaptığını iyi analiz etmek çok önemli. Carl Sagan'ın şöyle bir sözü var: “Sıfırdan elmalı turta yapmak istiyorsanız, önce evreni icat etmelisiniz." 

-Bu ülkeler ne yapmış da başarılı olmuş? 

-Kore için planlama, seçilmiş endüstrilerin korunması, ölçek yaratılması, ihracatın teşviki, Ar-ge harcamaları, bilim ve eğitim politikası en önemli unsurlar. Kore’nin en büyük kaynağı insan kaynağı aslında. Çin’de de benzer şeyler var. Yani planlama, yerli üretimin ve ihracatın teşviki, eğitim ve üniversiteler önemli. Çin yabancı sermayeden de çok akıllıca faydalandı. 

Aslına bakarsanız bütün ülkeler için ortak bir yol da yok. Her ülkenin koşulları farklı. Zamanın gerçekleri de hep değişiyor. Önemli olan kararlı olmak. 

Gelişmiş ülkelerin bugün önerdikleri aşırı piyasacı ve serbestleştirici politikalar kendileri gelişme yolunda iken uyguladıkları politikalar değildi. Örneğin gelişmiş ülkeler bebek sanayi koruması, tarife koruması, sanayi ve teknoloji teşviklerini kendileri geçmişte uyguladığı halde bugün önermezler.  

“Kalkınma reçetelerinin gerçek yüzü” adlı kitabı yazan Ha-Joong Chang gelişmiş ülkelerin diğer ülkelerin kalkınmasını önlemek için zirveye tırmandıkları merdiveni ittiklerini söyler.  

-Peki genel olarak bakarsak bugünkü dünyada daha çok büyüme ve kalkınma sağlamak için neler yapılmalı? 

-Nitelikli ürünleri ortaya çıkaran şeyler, yetenek, yaratıcılık ve verimlilik. Günümüzde yeni teknolojiyi kullanmakta ustalaşmak, ayrıca küresel değer zincirlerinden yararlanabilmek önemli. Bu da dönüp dolaşıp, politika, planlama, alt yapı, Ar-ge, eğitim ve hızlı öğrenmeyi gündeme getiriyor. 

Genel olarak şunları söylemek mümkün: Ciddi ve kararlı bir şekilde yerli üretimi destekleyen, teknolojik gelişmeyi ve üniversiteleri teşvik eden, para ve maliye politikasının ötesinde mantıklı ve tutarlı endüstri, teknoloji ve nitelikli eğitim politikası izleyen, kurumlarını güçlü tutan ülkeler başarı sağlıyor. 

-Peki gelelim yeniden Türkiye’ye. Sorun nedir? 

-Sizde planlama, kararlılık ve istikrar hep eksik oldu. Çoğu zaman plan dediğiniz şeyler kağıt üstünde kaldı. Eğitime ve fırsat eşitliğine gereken önemi vermediniz. Kurumları siyasetin ve adamcılığın kurbanı yaptınız. Üniversiteleri geliştiremediniz. Yerli üretim imkanlarının seferber edilmesi için ciddi politikalar uygulamadınız. Ama bütün bunlardan daha önemli bir şey var. O da siyasetteki istikrarsızlık. 

-Burayı biraz açar mısınız? 

-Önemli sorunlarınızı toplumsal uzlaşmayla çözüme kavuşturup ileriye bakamıyorsunuz. Kimlik siyaseti yaparak toplumu felç ediyorsunuz. Siyasi süreçlerinizde demokrasi ve fırsat eşitliği yok. 

-Bugünkü dünya konjonktürü de dikkate alındığında neler önerirsiniz? 

-Önünüzde çok önemli fırsatlar var. Yerli üretimi ve tarımı mutlaka koruyun ve teşvik edin. Yemeden içmeden kesip eğitime ve üniversitelere yatırım yapın. Eğitime bugün ne yatırıyorsanız iki katına çıkarın. Özel okul işinden vazgeçin. Eğitimi adam şekillendirme ve arka bahçe alanı olarak görmekten vazgeçin. Sokakta, tarlada, okula gitmeyen tek bir kız çocuğu bırakmayın. 

Enerji kaynaklarınız sınırlı. Öyleyse konjonktürü fırsat bilin ve olabildiğince yeşil enerjiye yatırım yapın. 

Ayrıca sizde strateji yok. Atatürk dönemi dışında Osmanlı'dan bile geridesiniz bu konuda. Kaynakları betona, lüks arabalara gömmeyin. Tekrar söylemek gerekirse, eğitime, üniversitelere, yeşil enerjiye, teknolojiye daha çok yatırım yapın. 

Daha güçlü yerli üretim için uygun girdi maliyetleri ve diğer koşulları sağlamalısınız. Tarıma bakın örneğin. Çiftçilerin ne kadar mutsuz olduğunu görmüyor musunuz? 

Büyümeye bir skormuş gibi bakılamaz. Herkese bir anda daha çok kredi vererek, hem enflasyonu hem de dolarizasyonu artırıyorsunuz. Teşvik sisteminizde mevzuat ve kurum karmaşası var. Daha sade ve kontrol edilebilir bir sistem kurmalısınız. Verilen teşviklerin yapılan planlarla ilişkisi olması gerekir. 

-Son sorumu büyüme ve demokrasi ilişkisi üzerine sormak istiyorum. Örnek verdiğiniz ülkeler yani Kore ve Çin bu açıdan ilginç. Uzunca dönem Kore’de askerler vardı başta. Çin tek partiyle yönetiliyor on yıllardır.  Emeği bastırmış ikisi de. Örneğin Hindistan daha demokratik ama ikisinin de gerisinde. Ne diyeceksiniz buna? 

-Yerinde bir tespit. Emeğin bastırıldığı da doğru. Tabii bugünkü dünyanın koşulları çok farklı. Sizin sorununuz siyasetteki istikrarsızlık ve iç çekişmelerden kaynaklanıyor. İyi bir demokrasi, siyasal sistem ve güçlü kurumlar yaratırsanız politikalarınızda süreklilik sağlayabilirsiniz. Kaliteli kurumlar ve insan kaynağı politikaların takibi ve süreçlerin yönetilmesi açısından çok önemli. Böylece sahip olduğunuz avantajları iyi kullanıp daha fazla büyürsünüz. Ayrıca demokrasiyi büyümeyle ilişkisinden ziyade ayrı bir hedef olarak ele almak gerekir. 

-Peki çok teşekkür ediyorum sayın büyüme.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın

Etiketler:  Ekonomi