Bugünkü lira ile dış politika da yapamazsınız

Bugünkü lira ile dış politika da yapamazsınız

15 Aralık 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Kıbrıs Rum tarafının “münhasır ekonomik bölge” olarak ilan ettiği 5’nci parselde hidrokarbon arama sondajı başlıyor. Sondajı bir ABD şirketi olan Exxon-Mobil ile Türkiye’nin sıkı ilişkilerle para almayı umduğu Katar’ın petrol şirketi Qatar Petroleum birlikte yapacaklar.

Sondajın gelecek haftanın ilk günlerinde başlaması bekleniyor. Türkiye, buna 2 Aralık tarihli bir Dışişleri Bakanlığı açıklaması ile karşı çıkmıştı. Sonrasında suskunluğa büründü. Sondajın, Rum tarafının 5’nci parsel diye tanımladığı ama Türk kıta sahanlığı dışında kalan bir noktada yapılacağı varsayılarak tepkisizlik makul görülüyor ama bunun başka anlamları olabileceğinden de kuşku duymak zorundayız.

Kuşkuluyuz çünkü Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yeni gerginlikler yaratmaktan kaçınmasına karşın Rum-Yunan tarafı bilinen politikasını arama izni vererek, Mısır ve İsrail’in de dahi olduğu toplantıları sürdürüyor. Anastasiadis Arap devletleri ile yakınlaşma politikasını Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri üstünden yürütmekle yetinmeyerek buna Katar’ı da ekledi üstelik. Geçen gün, Katar’ın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği’nin açılışına bizzat katıldı ve Katar ile ilişkilerin “öncelikli” olduğunu vurguladı. Türk tarafı susmuşken onlar bilinen yöntemleri ile çalışmaya devam ediyorlar.

Kıbrıslı bir Türk olarak, Türk dış politikasındaki gelişmeleri Kıbrıs bağlantılı olarak izlemeye çalışıyorum elbette. Türkiye’nin, Suriye ve Libya gibi bölgelerdeki sorunlarını da dikkatten kaçırmamaya çalışmak gerektiğinin bilincindeyim ama.

Türkiye’nin kontrolünde bulunan Suriye topraklarında neler oluyor? 

Esad, komşu ülkeler ve Arap devletleri ile ilişkilerini düzelterek uluslararası yalnızlığına son verirken Türkiye, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Rusya ile daha fazla farklılaşıyor. Bu arada Türk lirasındaki değersizleşme, Türk Lirası ile yaptığı ödemeleri anlamsız hale getirerek Türkiye’nin kontrolü altındaki Suriye topraklarındaki etkisini azaltıyor olmalıdır. Geçim derdindeki Suriye yurttaşlarından aldığınız hizmetlere karşılık ödediğiniz Türk lirasının alım gücü süratle düşüyorsa sizin etkiniz de değersizleşiyor demek değil midir? 

Belki Libya’da aynı sorunlar yaşanıyor veya yaşanacaktır. Parasının değerini korumakta yetersiz kalan bir Türkiye, bütün dünya devlerinin göz diktiği Libya’da etki sahibi olabilmek için ne yapabilecek ki?

KKTC örneği ne gösteriyor?

Biz, neler olabileceğini KKTC örneğini yaşayarak da tahmin edebiliyoruz zaten. KKTC’de, Türkiye ile bağlı olduğumuz sürece rahat yaşayabileceğimizi ileri süren kalmadı. Yaşanan ekonomik ve hatta sosyal sorunların Türkiye ile “fazla sıkı fıkı” olmaktan kaynaklandığını ileri sürenlere yanıt veren de yok! 

Durum, Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis’i o kadar cesaretlendirdi ki, geçen haftaki bir söyleşisi sırasında, “Kıbrıslı Türkler Türkiye’ye ne kadar bağımlı olurlarsa, Türk halkının çektiklerinin aynısını çekeceklerini artık anlasınlar. Kıbrıslı Rumlarla, Türkiye’den daha çok paylaşacak şeyleri olduğunu anlasınlar” diyerek bizi kendileri ile birleşmeye çağırmaya bile cüret edebildi.

Kıbrıslı Türkler, çeşitli sorunlar yaşasalar da Anastasiadis’in çağrısına uymayacaklardır ama aynı şeyi Suriye yurttaşlarından veya Türkiye’ye yakın duran Libyalı siyasetçilerden bekleyebilir misiniz?

Dış politika değişecek mi?

Türk lirasındaki değersizleşmenin Türkiye’nin dünya finans piyasasından dışlanmasından kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Erdoğan bunu “bağımsızlaşma” olarak sunmaya çalışsa da bunun, Biden ekibi tarafından ilan edilmiş ve uygulamaya konulmuş bir “dışlanma” olduğuna kuşku duyanın kalmadığını sanıyorum. Bu durumda, TL’nin dış politika yüzünden değersizleşmekte olduğunu söylemekte sakınca yoktur herhalde...

Ve görülmektedir ki Türkiye ekonomisinin buna direnecek, içine kapanacak veya ihracatı patlatacak ve insanlarını açlıktan koruyabilecek gücü de yoktur. Ve biliyoruz ki dış politika ne hukuki bir süreçtir, ne de adildir... Dış politika, bir güç politikasıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk lirasının değersizleşmesine neden olan süreçleri “yeni bir ekonomi politikası” olarak sunmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır. Maliye Bakanı da dahil olmak üzere en yakınındaki kişiler, “büyük bir ekonomik sorundan” söz ediyorlar. Yıkım o kadar büyük olmuştur ki, Erdoğan’ın TL’nin değersizleşmesini “yeni politika” olarak sunma taktiği hiçbir işe yaramamıştır.

Bu “yeni ekonomi politikasını” değiştirmek ise mümkün görünmüyor. Çünkü sorun siyasidir ve Erdoğan’ın dış dünya ile kurduğu veya kuramadığı ilişkilerden kaynaklanmaktadır. 

Bu dış politika ile değerli bir para veya kendi kendine yeten bir ekonomi yaratmak mümkün değildir. Böyle bir Türk lirası ile dış politika yapmak da söz konusu olamaz. Sonuçta, ekonomi politikasını değiştirebilmek için dış politikayı değiştirmek gerekeceği de açıktır.

Asıl soru ise şudur: Türk dış politikasındaki ne kadarlık bir değişme, ekonomiyi eski rayına koymaya yetecektir?

Bilmiyoruz! 

Türk diplomasisinin de bu sorunun yanıtını bildiğini sanmıyorum.

Etiketler:  Ekonomi Diplomasi