Böyle olmamalı insan...

Böyle olmamalı insan...

15 Eylül 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Felsefi mantığa göre gerçeklik, dış dünyada nesnel bir varoluşa sahip her şeydir. Bu mantığa göre, insan zihninden bağımsız var olan her şey gerçekliği ifade etmektedir. 

Gerçeklik, doğruluğu sağlayan varlığın bir özelliğidir. Ontolojik yani varlık olarak ele aldığımızda gerçeklik, kendi başına var olan ve var olmak için başka bir şeye ihtiyaç duymayan şeylerin tanımlanmasıdır. Sanki gerçeklik kendi ayakları üzerinde hiçbir şeye ihtiyaç duymadan ayakta kalabiliyor gibi geliyor insana. Bu da bize şunu gösteriyor ki; gerçeklik kavramının en belirgin özelliği, taşıyıcısının bir varlığa dayanmasıdır.

Mesela insan gerçeği söyleyebilir mi? Evet söyleyebilir, bu gerçeği ifade ederken çeşitli varlık unsurlarını kullanarak dile getirebilir. Farkındaysanız insan, dış dünyayı algılarken kesinlikle duyularını kullanmak zorundadır. Bu doğrudan kavrama, anlama, deneyimleme sonucu elde ettiği veriler, duyumlar olarak zihne aktarılır. Belki de bu yüzden dünyadaki gerçekliğin her türlü bilginin kaynağı olarak duyuları gösteren sensüalistler (duyumcular) gerçekliği duyularla kavrıyorlar ya da böyle ispatlıyorlar. Duyu organlarımızla her şeyin farkına varırız ve birçok şeyi duyu organları sayesinde görür, koklar, duyar, tadar, dokunur, böylece anlar, tanır, algılar, hayatı anlama ve kavrama bilincine ulaşırız. 

Benim kanaatime göre nesnel dünya, duyu organlarının sunduğu bilgiyi bir düzene koyar, akıl yürütme, anlama yetisi ile gerçekliğe ulaşılır. Buna göre, dış dünyaya ilişkin gerçek, insanın gördüğü nesne değil, ondan çıkarımla ulaştığı gerçek tasarımıdır yani "idea"dır diyebiliriz. Duyularımız, gerçeğe ilişkin doğruyu değil, yalnızca, görünüşe ilişkin doğruyu vermektedir. Gerçeklik varlığın bir özelliğidir. Gerçek olan veya olmayan bilgi değil, varlıktır. 

Pisagor’un dediği gibi gerçeğin iki yüzü vardır; biri asıl, diğeri gölge gerçektir. Örnek vermek gerekirse, insan gerçek gölge ise görünüşlerde gölge biçiminde de olsa gerçeklik vardır. Doğa dahil nesnel olan her şey gerçek bir matematiksel yapıya sahiptir. Heraklitos, gerçeğin sürekli değişmesi, gerçeğin zaman içinde durum değiştirmesi, bir düşünce sürecinin başlaması olduğunu ve ancak akıl (logos) ile kavranabileceğini söyler. Bütün oluşumların, değişimlerin altında yatan ve onları biçimlendiren düzen ilkesi akıldır. Tabii ki bu yazdığım gerçek hayatta olmayan düşünen insanın ortaya koyduğu gerçekliktir. Bir de bilinçsiz, gerçekçi olmayan bir düşünce ya da benlik duyusu ile birlikte kendi varlığının, iç aleminin ve dış dünyanın farkında olmadan bu his ile insanların onurlarıyla oynayan karakter yoksunu bir alay insan yumağı var!

Burada şu nokta çok önemli: Kavramlardan yoksun, bilinç düzeyi sıfır, hiçbir emek vermeden, sosyal bilişi zayıf, düşünceleri, davranışları basit ve eylemlerimizi diğer insanların gerçek, hayali veya varsayılan varlığına dayalı olarak düzenleme yeteneğine sahip insanlar hepimizin hayatında yok değil. Bir bakarsınız dedikodusunu yaptıkları, arkasından atıp tuttukları kişiye karşı iki yüzlüce sempatik görünüp bir anda dünyanın en kibar, en zarif, en tatlı insanı oluverirler. Bence kim çıkarcı değilse ona insan diyebiliriz. Kişinin kendisi ve çevresiyle olan iletişim kurma biçimine baktığımızda, gerçekliğin insanın süreçte kendi zihninde var ettiği gerçeklik algısıyla, daha sonra bulunduğu toplum içinde kurduğu gerçeklik algısının ne kadar farklı olduğu aşikar. Bu zihinsel ya da sanal dünyada şekillenen gerçeklik kurgusunun, bireyin birçok toplumsal konuya bakış açısında yarattığı neyin gerçek olup, neyin gerçek olmadığını bilmemiz açısından bize ipuçları vermekte. 

O zaman şunu çok iyi anlamalıyız ki bilinç; insan dahil her şeyin içinde bulunduğu gerçeklik noktasıdır. Fakat insanda anlama, kavrama kabiliyeti, idrak etme becerisi, hep o an içindeki bilinç seviyesine bağlıdır. İşte buradaki gerçeklik bilincine ulaşma, kişinin kendi varlığının ve dış dünyanın farkında olması, hissetmesi, algılaması ve bilme yeteneğidir. 

Sonuç olarak , insanlara güvenmeyerek sürekli mutsuz gezmektense insanlara güvenip yanlış yapıldığında mutsuz olmanın daha iyi olduğunu öğrendim. Bu hayat hasreti de, yalnızlığı da, nefret etmeyi de, kıymet bilmeyi ve sevmeyi de çok güzel öğretiyor insana.

Böyle olmamalı insan... Yalan sözleri, yaşamaya çalıştığı hikayesi, kendisine ait bir dünyası, ölü renklerle insan ilişkilerini, çıkarcı arkadaşlıklar insanı çepeçevre kuşatmış; öyle değil mi!

Böyle olmamalı insanın gerçeği… İnsani duyguları erozyona uğramış değerleri, bütün problemlerin kökeninde sevginin azlığı ya da yetersizliği, kişisel çıkarları bir de ilişkileri, insanı insanca bilmeli; öyle değil mi!

Böyle olmamalı insanın gerçeği… Bozuk, yapmacık, düzenbaz ilişkileri, bir de yanımızda çıkarcı birkaç kişi, çıkar üzerine yoğunlaşmış düşünceleri, bu tür insanların ruh halleri, insan değerini bilmeyen; öyle değil mi!

Böyle olmamalı insanın gerçeği… Düşünceleri kemikleşmiş, dinozorlaşmış, yorgun, yalnız kalmış, en yakın dost bildiği kişiler tarafından aldatılmış, düş kırıklığına uğramış, saygıda sevgide içtenlik kaybolmuş gibi; öyle değil mi!

Böyle olmamalı insanın gerçeği…