Böyle buyurdu sevgi...

Böyle buyurdu sevgi...

4 Ağustos 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Konya’da Karslı bir Kürt aileye yapılan vahşete hepimiz tanık olduk. Bu katliama zemin hazırlamış zihniyetinin içindeki ön yargılar, onların içindeki insanlığı kuşatmış, hapsetmiş ve ne yazık ki insanlığı öldürmüş 

Olayın derin acısının olduğunun farkındayım. Toplumun birçok kesimi öyle veya böyle tepkilerini dile getirdi. Benim asıl değinmek istediğim, bu konunun toplum içerisinde sosyal bir çözülmeye, daha derin yaralara sebep olabileceği.

Ön yargılar toplum içerisinde kişilere, onların düşüncelerine ilişkin olabileceği gibi belirli bir insana, bir topluluğa, herhangi bir nesneye ya da teknolojik araçlara ilişkin olabilir. Kişiler ve toplumlar arası ilişkiyi bozan ön yargılar birçok sebepten, mesela; psikolojik, tarihsel, ekonomik, durumsal ve başka sosyokültürel faktörlerden kaynaklanabilir. Ön yargı, insanların ideolojik fikirlere ve diğer insanlara karşı önceden belirlediği olumsuz düşünce ve tutumdur. Ön yargılar aslında herhangi bir şeye nedensizce ortaya koyduğumuz davranışlardır. 

Toplumun içindeki bir birey olan insan, aynı zamanda toplumsal bir varlık olduğu için ve sosyal yaşamın gereği diğer insanlarla sürekli ilişki ve iletişim halindedir. Kimi zaman bu ilişki içinde birey fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak kendisine, çevresindeki kişilere veya objelere zarar vermeyi içeren çeşitli davranışlarda bulunabilir. Bu saldırganlık kişide kendisini çeşitli şekillerde, fiziksel, sözlü, psikolojik, zihinsel, duygusal ve bilişsel olarak gösterebilir. Demek istediğim, bütün bu kötülüklerin kaynağı insandır. Bütün bunların sebebi ise insanda eksik olan erdemdir.  

Saldırganlığın kökenine, ortaya çıkış biçimlerine, boyutlarına baktığımızda içgüdüsel saldırganlığın doğuştan geldiğini görüyoruz ama benim ele aldığım insanların öğrendiği bir davranış olarak saldırganlık. Saldırganlığın ortaya çıkmasında birçok sebep var: Aile, genetik yapımız, sosyal çevre, ekonomik yoksunluk ve toplumsal huzursuzluğa verilen tepki, kitle iletişim araçları, gürültülü şehir hayatı, alkol, uyuşturucu ve stres gibi... Şiddetin yaşandığı bir çevrede büyüyen bir çocuğun ileride aşırı saldırgan bir karaktere sahip olması büyük bir olasılıktır.

Günümüzde kitle iletişim araçlarının gelişimini, bilim, kültür ve sanat gibi insanlığın sahip olduğu kazanımları halen anlayamamış kişilerle yaşıyoruz. İnsanlığın değerlerini kaybettiği toplumlarla dünyanın daha da kötüye gittiği açıktır. Bunun nedeni narsisist ölçüsüzlüklerle kendine duyduğu sevginin bireyin içindeki saldırganlık olgusunu tetiklemesi. Egosantrizm (benmerkezcilik), güç ve iktidar hastası, kendisine hizmet etmeyen kişilere saldırganlık düşüncesini içinde barındıran toplum ya da insan tipiyle karşı karşıyayız. 

Öfkenin duyuşsal boyutu, öfkeye yol açan durumlara yönelik duygusal, davranışsal tepkilerin şiddeti ile ilişkilidir. Saldırının bilişsel boyutu, bireyin saldırmasına  yol açan durumları göz önüne aldığımızda olumsuz davranışlar yatar. Saldırı yapan kişi amacını gerçekleştirmek, gerekirse içindeki nefreti kusmak için katliam bile yapabilir. 

İnsanoğlu istediği amaca ulaşamadığında kalbinde meydana gelen bir kıvılcımla öfkesi saldırganlığa dönüşebilir. Bu arada insanda çeşitli fizyolojik değişiklikler, ellerde, dudaklarda titremeler, kaslarda sertleşme olur, kalp çarpıntısı artar, boyun damarları genişler, göz bebekleri büyür, kan yüze ve beyne hücum eder. 

Psikanalistlere göre ön yargılar etrafımızı saran, bizi yargılarımıza hapseden kalıplar çocukluk yılları ile ilişkilidir. Bu yaklaşıma sahip psikanalistler, ilk çocukluk yıllarında kişinin yaşadığı engellemelerin duygusal gerilimler yarattığını ve ileriki yıllarda benzer bir durumla karşılaştığında, aslında bir savunma mekanizması olan yansıtma yöntemiyle sorumluluğu başkalarına yüklediklerini söylüyor.  

Kötülük insanın başkalarına  zarar verecek duygu, düşünce, hal, eylem ya da sözlü olan her şeydir. İnsanlar tarafından istenilmeyen, beğenilmeyen kabul edilebilir nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen ya da canlılara kötülükleri olan kişilere atfedeceğimiz bir durum halidir. Yaşadığı toplumda korku, endişe, tehlikeli davranışlar sergileyen insanları kötü olarak nitelendiririz 

İfade edebileceğim kadarıyla iki tür kötülükten bahsetmek gerekiyor. Ahlaki kötülük ve doğal fiziksel kötülük. Ahlaki kötülük daha çok insanın sahip olduğu özgür, kendi iradesine bağlı kalarak gerçekleştirdiği kötülüktür. Özgür bir iradenin yanlış kullanılmasına bağlı olarak gerçekleşen acımasızlık, adaletsizlik, hırsızlık, işkence, zulüm, kötü ve sapık düşünceler gibi kötülükleri bu kategoride ele almak gerekir. Bu ahlaki kötülüğün kaynağı, insanın kendi özgür iradesini yanlış kullanılmasıdır. 

Peki bu sorunu nasıl mı çözeriz?

İnsan için iyiliğin temel kökeni sevgiden, hümanizmden başka bir şey değildir. Ben insanların din, dil, ırk, cinsiyet, yaşam biçimi tercihleri, siyasal, kültürel, sosyal ayırım yapmaksızın sevilmesi gerektiğine inanıyorum. Artılarıyla, eksileriyle  bütün eksikleriyle herkesin bir hikayesi olduğu düşüncesindeyim. Burada dile getirmek istediğim hümanizm, hoşgörü, insaniyeti oluşturan varlığının delili olan, farklılığını ortaya koyan, önemli bir düşünce ve hümanist olgunun kazanılmasını sağlayan en sağlam yoldur. İnsan, kendisininkilerle çelişse bile, başkalarının inançlarına, duygu, düşünce ve davranışlarına saygılı olmak zorundadır. İnsanlar hem insanlara karşı hem de canlılara karşı toleranslı, daha insancıl duygular, düşünceler besliyor olsalardı; bu kadar iç karartıcı, acıların yaşandığı  bir dünyada yaşamazdık. Çünkü tolerans başka duygu ve davranışlara, inanç ve kanaatlere, düşüncelere saygılı olmak, farklı  duygu, düşünce ve ifadelerden rahatsız olmama halidir. 

Zerdüşt sevgi için şöyle diyor:

"İnsanın uzaktakine, kişinin kendi varlığından başka bir varlığa beslediği sevgi, karşılıksız, çıkar gözetmeden, herhangi bir canlıya, doğaya  bir başkasına karşı beslediğimiz sevgi en kutsal sevgidir…"

İnsanlığın, toplumun içine düştüğü bu durumdan ancak sevgi, birbirini anlama, anlayış gösterme ve karşılıklı saygı ile çıkılabilir.