'Böyle bir dönem görmedim'

'Böyle bir dönem görmedim'

16 Aralık 2021 Perşembe  |   MG Özel

Cenk Başlamış

Her gün yeni zamlara uyandığımız, gözümüzü dolar kurundan ayıramadığımız, ekmek kuyruklarıyla karşılaşmanın üzüntüsünü ve şaşkınlığını yaşadığımız, bir sonraki gün nasıl haberler alacağımızı tahmin bile edemediğimiz bir süreçten geçiyoruz. Marketlerde durmadan değişen etiketler, asgari ücret, emekli maaşlarına yapılacak zam ve Merkez Bankasının faiz kararları artık gündelik konuşmaların o kadar ayrılmaz bir parçası hâline geldi ki, dış haberler ve diplomasi muhabirliğiyle geçen meslek yaşamımda belki de ilk kez ekonomiyle ilgili bir söyleşi yapma gereği hissettim. Bilmediğim konuları ya da yanıtlarını merak ettiğim soruları sormak için aklıma gelen ilk kişi, çoğunuzun tanıdığını tahmin ettiğim, "Borsa Kralı" kitabının yazarı Nasrullah Ayan'dan başkası değildi. Ekonomiye dair görüşleri, dolar kuruna ilişkin tahminleri ve yatırım önerileri merak edilen, YouTube kanalı yakından izlenen, lafı eğip bükmemesiyle ünlü Ayan'la geçmiş krizleri, bizi bekleyen dolar kurunu, ekonominin nereye gittiğini, küçük yatırımcılara önerilerini konuştuk, biraz da siyasete girdik... Söyleşinin tamamını Ayan'ın YouTube kanalında izleyebilirsiniz... Son bir not: Söyleşinin sonunda Ayan'ın Medya Günlüğü'nde çok okunan "kült" yazısı "Türkiye'de doların serüveni"nin linki yer alıyor...

-Görmüş geçirmiş, piyasanın içinde yetişmiş, çok tecrübeli bir insansın. Daha önce böyle bir dönem gördün mü, ekmek kuyrukları da olan? 

-1980'den önce karaborsacılık, stokçuluk dönemi vardı çünkü Türkiye kapalı bir ekonomiydi. Ama o dönemle bu dönemi kıyaslamak doğru değil. Teknoloji bu kadar ileri seviye değildi. En ileri iletişim cihazı teleksti, sen de iyi hatırlarsın, o da çok sayılıydı. Meşhur Reuters Ajansı haberleri teleksle geçerdi. İnsanlar çapraz kurları Reuters'ten öğrenirdi. Ajansın ekran sistemine geçmesi 1979-1980'dir. Böyle bir dönem yaşanmadı. 24 Ocak kararlarından sonra ne iflas ettiğim 94 krizine ne aradaki krizlere ne de 2001 Anayasa fırlatılması krizine benziyor. Birkaç nedenle bambaşka bir dönem. Öncelikle ilk defa konvertibilitede krize yakalanıyoruz. Konvertibilite, paranızın diğer paralara karşı serbestçe değerlenebileceği pazar, çevrilebilir pazar demek. 2001 öncesi böyle bir dönem yoktu. Sabit kur sistemindeydik hâlâ. Dolayısıyla konvertibiliteye geçtikten sonra Türkiye AKP iktidarından başka bir iktidar görmedi. 2013'ten beri bu krizin gelgelleri duyuluyordu. Ana sebebi 2001-2013 arası uygulanan düşük kur-yüksek faiz dönemi. 2001'de kur bir buçuk liraydı, 2013'te yine bir buçuk liraydı yani sabit tutulmuştu. Dışarıdan gelen sıcak paraya her türlü imkan sağlandı. Tabii enflasyonun birikimi söz konusuydu. Ya zamanında bir hamleyle yedirecektiniz dengelere ya da o kendine yedirecekti. Siz bir şey yapamayınca o yedirdi. Yani daha önceki krizlerle karşılaştıramıyorum. 

-Son videolarından birinde dolarla ilgili, "kur 20 mi olur mu olmaz mı" tartışması vardı. “20 olmaz, olursa 200 olur” dedin. Bu cümle ilgimi çekti, bu görüşünü gerekçelendirebilir misin? Ayrıca, insanlar senin ekonomiye ilişkin görüşlerini, dolar ve altınla ilgili tahminlerini merak ediyor, takip ediyor. Ben de dolar tahminini nasıl yaptığını merak ediyorum. Yani tecrübe tabii çok önemli ama bunun dışında kriterlerin de vardır mutlaka?

-Ana kriter her şeyden önce güven. Bir ülkeye yatırım yapacaksanız o ülkeye duyulan güven önemlidir. Kur riskini hesaplayacaksınız. Bunun derecesini hesap ettikten sonra olay değişkenlere gelir. Enflasyon vardır, faiz vardır, hepsini dengeye oturtursunuz. “20 zor olur, olursa 200 olur” herkesin anlayabileceği gibi rastgele söylenmiş bir cümle değil. Bu daha önceki tecrübelere dayanarak söylenmiş bir cümle. Onun da gerekçesi şu: Hükümet 10 Ağustos 1970'de doları 9 liradan 14.85'e devalüe etti. Büyük bir dünya krizi gündeme geldi o dönemde. Neydi o kriz? Petrol kriziydi. ABD'nin Bretton Woods'u feshetmesiyle altın fiyatlarında yaşanan değişkenlikti. Bunların hepsi yeniden bir dengeleme süreci başlattı. 1970-1980 arası devam etti bu dengeleme süreci. O dönem Süleyman Bey'in meşhur tabiriyle "Türkiye'nin 70 sente muhtaç olduğu" dönemdir aynı zamanda. Ecevit iktidarı Kıbrıs çıkarması sırasında Türk lirasını revalüe etti (değerini yükseltti), o kriz anında, ambargo altında. Çok küçük revalüasyonlar olsa da düşünce mantığını anlamak için önemliydi. Önce 14.5 sonra 14.25, derken 13.5'e kadar revalüe edildi lira. O anda Türkiye'de artık ikili kur başlamıştı. Bir yanda devletin bir kuru var, öte yanda serbest piyasa dediğimiz ki o sırada dövizin illegal olduğunu unutmayalım, döviz kaçırana 7 yıldan başlayan hapis vardı meşhur 1567 sayılı Türk Parasını Koruma Kanunu'na istinaden. Dolar önce 25 liraya gitti. Resmi piyasada 25 lirayı gördüğünde karaborsada artık 50 lira olmuştu. 24 Ocak'a geldiğimizde 47.10 lira sanayi ürünleri ihracatı kuru diye bir kurumuz vardı, 35 lira da tarım ürünleri ihracatı diye bir kurumuz. Bunlar 24 Ocak'ta birleşti 70 lira yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti 70 lirada yeni bir yol seçti. 24 Ocak'ta Turgut Bey'in tabiriyle “para bir maldır, paranın da fiyatı vardır” gibi bir tez benimsendi ve faiz gündeme geldi. O döneme kadar yüzde 5 olan banka mevduat faizi serbest bırakıldı. Serbest bırakılınca da herkesin hatırlayacağı bankerler dönemi gündeme geldi. Bankerler dönemiyle faizler yüzde 18'e kadar çıktı. O dönemde de dolar yükselmeye devam etti. Yani "madem faiz serbesttir, dolar da serbesttir" oldu. 1984'e geldiğimizde dolar 500 lira civarındaydı. Yani o 70 liralık dolar 4 yılda 7 kat artmıştı. Çünkü artık enflasyon kronikleşmişti. Kronikleştiği yerde enflasyon her şeye yeni bir fiyat yaratıyorsa dövize de yeni bir fiyat yaratır. Şu anda da gördüğümüz gibi 4-5 tane enflasyonumuz var!. Hatta bugün bir yerde gördüm, Cumhurbaşkanı Yardımcısı açıklama yapmış, "Herkesin enflasyonu kendine diye!"  Zaten herkesin enflasyonu kendineyse durum tam vahim. Kendi kafasına göre enflasyon hesaplayan arkadaşlarımız da var tabii ama Türkiye'de iki tane kurum var enflasyonu inceleyen: TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) ve ENAG (Enflasyon Araştırma Grubu). ENAG yüzde 59, TÜİK ise yüzde 21.38 açıkladı. İkisi arasında 38 puan fark var. Enflasyon yanlış hesaplanırsa her şey yanlış hesaplanır. Asgari ücretten memur ücretlerine kadar... 

-Düğmeyi yanlış iliklemek gibi.... 

-Evet, ilk düğmeyi yanlış iliklediğinde gömleğini ya da ceketini kaybedersin. Şimdi geldiğimiz noktada "200 lira olur" lafı bundan korktuğum için söylenmiş bir cümledir. Yani bilerek yapılıyorsa 14 lira, 15, 16 lira... Sonra rayına oturacaktır diye düşünüyorum. 20 lirayı göze almışlarsa orada tutamazlar artık. Hızlı bir şekilde farklı rakamlara gideriz. 4-5 yıl önce sana söylemiştim, gün gelir doların fiyatını tespit edemeyebiliriz diye. 

-Evet sormuştum ben de ne demek istediğini... 

 

 

-Onu söylemeye çalışmıştım. Bunun belli kriterleri vardır. Kimi geçim endeksini dolar fiyatına kur hesaplar. Esasında kur tahmini en kötü tahminlerdendir. Yapılmaması gereken tahminlerden birisidir ama maalesef bütün dünyada herkes böyle bir tahmini senden bekliyor. Bunda da mümkün olduğu kadar iler tutar yanı olan bir tahmin yapmak zorundasın. 

-Pazar günleri Devrim Akyıl'la yaptığınız videolarda, “hükümet ne yaptığını bilmiyor” eleştirilerine karşı, “Tersine, ne yaptığını çok iyi biliyor. Bu aslında bir operasyon. Kafalarında doların gelmesini istedikleri bir kur var, oraya kadar devam edecek” diyorsunuz. Peki madem bu planlı bir operasyon, neden Merkez Bankası piyasalara müdahale ediyor, birkaç milyar dolar harcıyor, neden ekonomi zirveleri yapılıyor? 

-Fikir özgürlüğü vardır ama fikrini beyan ettikten sonra başına ne geleceğinin garantisini veremem!.. Yani döviz kurunda istediğiniz yere gidebilirsiniz ama o istediğiniz yerde döviz kuru durur mu emin değilim. Döviz kuru ondan sonra sizi dinler mi ondan emin değilim. 

-Pandora'nın Kutusu'nun açılması gibi... 

-Aynen. Devrim ve Türker'le (Balkar) son programda tenakuza (çelişkiye) düştüm. Onların iddiası 14 liranın üstüne çıkmasına müsaade edilmeyeceği, gereğinin yapılacağı yönündeydi. Çünkü onlar da rasyonel düşünmeye başladılar. Şöyle bir durum var: Bütün ekonomist arkadaşlarda ne kadar kendilerini zorlasalar da bir yerden sonra mantık oluşturma çabası görüyorum. Bildikleri, öğrendikleri, olması gerektiğini düşündükleri şeyler var. "Böyle olmalı" diyorlar. Ben de diyorum ki, yormayın kendinizi! Böyle olmalı diye bir şey yok, başka bir dönemde yaşıyoruz. O tenakuz bugün ortaya çıktı, 4 milyar dolar tespit edilmiş piyasa müdahalesinde. Bu para eksi rezervden yani 128 milyara kadar gitmesini filan beklemeyin. Mesela o 6.80'deki müdahalelerde borsada VİOP (Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası) vadeli işlemlerinde Merkez Bankasının günde iki milyar dolar sattığını biliyorum. VİOP'un avantajı kontrat satıyorsun, dövizi teslim etmek zorunda değilsin. Şimdi ise şu anda bu müdahalede satılan dövizler bizim gelecekteki ekmek paramız. Yani VİOP'taki dolarla un alamazsın, doğal gaz alamazsın. Yıllardır videolarımda söylüyorum “hard currency” olması lazım, yani elle tutulur, gözle görülür dolar lazım bunları alabilmeniz için. Soruna dönersek, evet kendi kontrollerinde başladı ama kontrolde tutabilirler mi? Önemli nokta şu: İktidarda kalıp kalmayacakları... 

-Peki o zaman bu konuya bağlı olarak şunu sorayım: Daha önce erken seçimin kaçınılmaz olduğunu söylüyordun, son zamanlarda ise “kaybedecekleri bir seçime girmezler” demeye başladın. Görüşün neden değişti? Ayrıca, zamanında ya da erken yapılacak seçimde şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan aday olur mu? 

-Dün Twitter'da herkesi hop oturup hop kaldıran bir Tweet yayınlandı...

-Olağanüstü hâl ilanıyla ilgili olanı kastediyorsun... 

-Evet. O konuşmayı benim tahminimle birlikte ele almak lazım. Ben bunu daha evvel analiz ettim. Zorda kalırlarsa olağanüstü hal yetmeyebilir, sıkıyönetime bile gidebilirler. Şu ana kadar gördüğüm tepkiler otur oturduğun, sen yerde ne karışıyorsun türünden... Bunu durdurmak için muhalefet ne yapacak, bence mevzu burada. Böyle bir niyetleri var diyelim. Biliyoruz ki bu gökyüzünden zembille inmiş bir tartışma konusu değil. Bir adam gece yatmış sabah kalkıp bunu söylemiş değil, birileri söyletmiş. Diyelim adam atıyor, sallıyor falan. Kardeşim, olacaksa ne yapacaksınız? Erken seçim olmadan bu sistem idare edilemez diyorum. Ne zamandır diyorum bunu? Üç yıldır diyorum. Üç yıldır her gün daha kötüye gitti. Gidiyorsun Katar'a. Katar Dışişleri Bakanı diyor ki, “Türkiye'nin içinde bulunduğu krizde ne yapabiliriz ona bakacağız.” Bizim Dışişleri Bakanı da diyor ki “Dur ya, o kadar kötü durumda değiliz.” Önemli olan o değil ki. Önemli olan o adamın o lafı söyleyebilmesi. Adam kapıyı açık görmüş ki içeri giriyor. Hâlâ şu iddiadayım, becerebilirler mi bilmiyorum ama kaybedecekleri seçime gitmeyecekler. 

-Madem biraz siyasete kaydık, tekrar ekonomiye dönmek üzere şunu soracağım. Tepki göstermediği, sessiz kaldığı için Türk halkı koyundur diyenler var. Peki, seninle birer pankart hazırlayalım “Zamlara hayır” yazan. Sen Antep'te, ben İstanbul'da sokağa çıkalım. Ne olur? Ne olacağını biliyoruz, götürürler. O zaman illa birilerine kızılacaksa tepki göstermediği gerekçesiyle halka mı kızılmalı, yoksa halkın tepkisine sahip çıkmayan, önderlik etmeyen muhalefete mi kızmalı? 

-Zor bir soru. Halk neyse iktidar da onun aynası, muhalefet de onun aynası. Gezi olayları oldu gençler öldü, sonra iktidar "bu bir dış kumpas darbe provasıdır" dedi. Birilerini tutukladı, hâlâ tutukluluğu devam ediyor. O zaman insanlar "biz ne yapalım" diyor. Sıkıntı ortadan başlıyor çünkü ülkede hukuk biraz hafiften iğfal edilmiş! O olmayınca da halk ne yapacak? Zaten halkımızda çok az bir isyan geleneği var. Cumhuriyet tarihi boyunca o isyanını sandıkta göstermiş. AKP'nin iktidara gelişi de öyledir. O dönemdeki siyasilerin birbirini yıkamaları, yağlamaları, aklamaları olmasa AKP  “3 Y” (yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar) ile mücadele deyip iktidara gelir miydi? O isyan değil miydi. Öylesine kıldan ince kılıçtan keskin dengeler var ki ülkede. Düşünün Nihat Atsız'ı savunan bir muhalefet partisiyle Cumhuriyet'in bütün ilkelerini savunan bir muhalefet partisi ittifak kurmuş. Bu ittifak içinde ne dengeler olduğunu bizim anlamamıza imkan yok ki. Adam çıkıyor diyor ki, "Ben ekonomi bakanıyken dolar 1.5 lirada 12 yıl sabit kaldı." Ulan arkadaş bu iyi bir şey değil ki, ne savunuyorsun? Ve bu adamı ittifakın içinde göreceğiz. Öbürü "Şam'da namaz kılacağız" diyen adam. Öylesine dengeler var ki.. O dengelerde muhalefete çok da bir şey diyemiyorum. Ha o zaman muhalefete niye yükleniyorsun diyeceksin. Peki kime yükleneyim? Halka yüklenmeyeceğime göre. Belli ki halk en mağdur kesim, eziliyorlar, bitiyorlar. 

-Geçmişteki büyük krizlerde hep bir sektörün yabancıların eline geçtiğini söylüyorsun. Peki bu sefer sırada hangi sektör var? Enerji mi? 

-Ne bulurlarsa o. Enerji sektörü ilk sırada olabilir ama enerji sektörünün ele geçirilebilmesi için sözüne güven duyulan ve imzasına sahip çıkacak iktidar beklenir. Bu hâliyle enerji sektörü satılmaz çünkü alan kâr edemez. Kâr etmesi için alanın şartlarının kabul edecek bir iktidar görmesi lazım. Evet el değiştirecek ama bu bugünün meselesi midir? Görünen, şu an şirketler çöp fiyatında. 134 milyar dolarlık özel sektör borcundan bahsediyoruz. 130 milyar 1 trilyonluk zarar meydana getirir. Bu 1 trilyonluk zarar özel sektörün elinde bomba gibi duruyor. Evet borsada yükselişler var ama borçlu, özellikle döviz borçlu şirketlerden uzak durmak lazım. Ama sonuçta bu şirketler el değiştirecek. Perşembe günü (bugün) Merkez Bankasının faiz kararı var. Benim tanıdığım kadarıyla Cumhurbaşkanı geri adım atmaz buradan. Atmazsa da bu şirketler biraz daha ucuzlar.

 



-Madem faiz konusuna geldik son olarak “piyasa 100 baz puan indirim bekliyor ama benim tahminim 200 puanlık indirim” demiştin. Bu tahminin hâlâ geçerli mi? 

-Geçerli çünkü hâlâ ayda 0.99'la kredi vermelerini bekliyorum. Çünkü bütün çektiklerimiz inşaat sektörü yüzünden. İnşaat sektörünü canlandırmak için 0.99'dan kredi vermek zorundalar. Ama gördüğümüz, şu anda hesap tutmuyor çünkü kredi faizleri düşmüyor. Düşmediği gibi hükümet sübvanse edecek bir yöntem de açıklamadı. Ben hâlâ 200 baz puan indirim bekliyorum. Dediğim gibi yine hepsi bir kişinin kafasında...

***

Merkez Bankasının son faiz kararının açıklanmasından sonra eklenen bölüm:

-Yeni açıklanan 100 baz puanlık faiz indirim kararını sıcağı sıcağına yorumlayabilir misin?

-Bu karar gittikleri yolda devam edecekleri anlamını taşıyor. Geri dönüş yok. Allah encamımızı (sonumuzu) hayır eyleye...

***

-Yazdıklarına, çizdiklerine dikkatle bakıyorum, sadece içerik açısından değil. Bir gazeteci olarak kurduğun cümlelere, seçtiğin kelimelere de dikkat ediyorum. Ölçülü, temkinli ve dikkatlisin. Bir diplomat gibi kelimeleri seçerek, tartarak konuşuyorsun. Doğru mu bu gözlem? 

-Dikkatliyim diyelim. Otosansür uyguluyorum, öbür türlü konuşmamın bana da, kimseye de bir faydası olmayacağını düşünüyorum. Ben amacın hasıl olduğu kanaatindeyim. Amacım hasıl oluyorsa biraz da yaşlılığıma versinler... 

-Amacım üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil diyorsun...

-Demişler ya adama korkuyor musun? "Korkuyorum" demiş. Ne diyeyim ben? Yaşlıyım çünkü. Bu saatten sonra zor, dikkat etmek lazım. Bütün arkadaşlara da söylüyorum. Çünkü bizim faydamız dışarıdayken olur. 

-Olmaz ama ben yine de sorayım. Tut ki sana, “Madem bu kadar çok eleştiriyorsun, gel şu ekonomiyi düzelt” dediler. Yapacağın ilk üç şey ne olur? 

-Birinci maddede bilançoyu çıkarırım. Kazık ne kadar girmiş ona bakarım! İkinci maddede israfı durdururum. Üçüncü maddede de paramın peşine düşerim. 

-Tasarruf aracı olarak hep altını işaret ediyorsun, neden? 

-Altın kriz dönemlerinin yatırım aracıdır. Mesela 1980-2002 arası altını hiç tavsiye etmedim. Tavsiyemin sebebi şu: Dünya ekonomisi sıkıştı. Bahane olarak salgını gösterdiler, iletişim bantlarının kopukluğunu, nakliye sorunlarını vs. gösterdiler. Sonuçta dünyada enflasyon patladı. Ben bunun dikiş tutmayacağını yıllardır söylüyorum. 2017'de çıkan kitabımda var ki o zaman daha salgın yoktu. Merkez bankaları bastıkları paralarla artık komik hâle geldiler. Artık milletler devletleri dinlemiyor. Zaten coin (sikke) olayı bir yanıyla teknoloji bir yanıyla da bunlara duyulan öfke. Dizilere kadar düştü, La Casa del Papel çekiyor adamlar. Bu bir dönem. Yeni bir tanımlamanın geleceğini düşünüyorum. Mevcut fiyat para dediğimiz egemen ulusların paralarının bir şekilde yok olacağını ve yeni bir sistemin gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Rakamlar o kadar büyüdü ki, bu paraların bu ağırlıkları yok. Hepsini sıfırlamak gerekiyor. “Great reset” diyorlar buna. Şimdi zamanı geldi. Kitabımda da var. "Bir sabah kalkacaksınız size diyecekler ki bitti artık dolarınız, alın size molar..." Kıymetli madenler beş bin yıllık bir gelenek. Dünya her sıkıştığında kıymetli madenlere sığınmış. Tabii bu kural bir daha işleyecek diye bir şey yok. Zorunluluk da yok, kimse yanlış anlamasın ama önemli olduğunu düşünüyorum. 

-Şu dönemde küçük yatırımcıya ne tavsiye edersin? 

-Tamamıyla sepet. Yani hiçbir enstrümana, hiçbir yere bağlı kalmasınlar, tek bir yere yatırım yapmasınlar. Borçla, krediyle, eşten dosttan para alıp yatırım yapmasınlar. Türkiye borsası ucuz ama tek bir hisseye yatırım yapmasınlar, üç-beş hisse seçsinler. Varlıklarının yüzde 20-30'unu hisselere yatırsınlar. Yüzde 10-20'sini kıymetli madenlere. Türkiye'nin olayı iyice aydınlanana kadar yüzde 20-30 kadarını dövize yatırsınlar. Yani kendilerine göre bir sepet oluştursunlar. Coinlerde de varlığınızın yüzde 3-5'î kadarını. Yanarsa üzmeyecek bir para olsun. Yani 100 liranız varsa 5 lirasını oraya bağlayabilirsiniz.

 

Nasrullah Ayan'ın çok okunan yazısı: https://medyagunlugu.com/haber/turkiyede-dolarin-seruveni-1-50428

Etiketler:  Ekonomi