Borcun felsefesi

Borcun felsefesi

4 Şubat 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Neoliberalizmin ve küreselleşmenin geleneksel yaklaşımları hızla alt üst ederek ekonomileri tüketim ekonomilerine dönüştürmüş olması, bireylerin ve şirketlerin borç anlayışlarını da kökünden değiştirmiş, onları aşırı bir cesaretle hızlı ve kolay borçlanır hale sokmuştur. 

Mevcut ekonomik yapı, insanımızın zor günlerde kullanmak üzere  tasarruf yapma, şirketlerin de mali zorluklara karşı ihtiyat ayırma alışkanlıklarını değiştirmiş, neredeyse ortadan kaldırmıştır 

Önceleri çekinilen, korkulan ve ancak zorunlu durumlarda ve gerektiği kadar yapılan borçlanma artık olağanlaşmış, hemen her durumda çabucak başvurulan bir ekonomik davranış olmuştur bugün. 

Borçlanmaya karşı bakış açısının bu derece değişmiş olmasının ana nedeni, ekonomik sistemin bitmek bilmeyen reklam bombardımanı, özendirme ve yarattığı ihtiyaç yanılsamasıyla bireyleri sürekli tüketmeye zorlayarak gelirlerinden hep daha fazlasını harcamalarına yol açması ve böylelikle de tasarruf etmenin imkansızlaşarak borçlanmanın kaçınılmaz hâle gelmesidir. 

Çalışmak, kazanmak, harcamak zincirini kırarak, kazanılmamış paranın harcanmaması ilkesini rafa kaldıran söz konusu ekonomik model, kişiyi gittikçe artan oranlarda ve uzun vadeli borçlandırmakta, böylelikle de geleceğini ipotek altına almakta onu adeta kımıldayamaz duruma getirmektedir. 

İnsanların hareket alanlarını iyice daraltarak tercih yapmalarını zorlaştırıp, değişiklikten ürkerek gerek kendi yaşamları açısından gerekse de ülkelerinin siyasi ve ekonomik yaşamı açısından, istikrar kaygılarıyla statükonun devamından yana tavır almalarına sebep olan temel güdü  işte bu borç bağımlılığıdır. 

Şirketlerin bir çoğu da tıpkı bireyler gibi sürekli ve yüksek oranlarda borçlanmakta, geleneksel bakışla özvarlıklarının belli bir kısmı kadar borçlanma anlayışı bir kenara itilerek özvarlıklarının birkaç katını bulan borç tutarlarıyla faaliyet göstermektedirler. 

Sistem adına "finansal kaldıraç oranı" denen sihirli formülle, hangi tutarda borcun şirketin kârlılığını ne kadar arttıracağı şeklindeki hesaplamalarla, borçlanmayı cazip göstermektedir. 

Öte yandan, hemen her alanda yoğun ve kimi zaman da öldürücü bir rekabetle karşılaşan şirketler, sürekli ve gittikçe artan oranlarda borçlanarak yaşamlarını sürdürebilmekte, borç döngüsü bir tür bağımlılık haline gelmiş bulunmaktadır. 

Günümüzde bireyleri, şirketleri hatta devletleri borç almadan yapamama noktasına getiren süreç, dünya ekonomisinin iyice küreselleşmesine bağlı olarak finans kapitalin devasa boyutlara varan büyümesi ile at başı yürümüştü. 

Akıl almaz rakamlara ulaşan küresel finans sermayesi, kendini yeniden üreterek sürdürülebilirliğini sağlayabilmek için borç verme gereği duyar. Bu zorunlulukla sistemin kreditörleri olan bankalar ve öteki finans kurumları, geliştirdikleri yığınla finansal ürünle ve yaygın hizmet ağıyla dünyanın bir çok noktasında boy göstererek, hızlıca ve kolay bir biçimde borç vermektedirler. 

Bahsettiğimiz bütün bu yapı çerçevesinde bireylere, şirketlere ve de devletlere borç vererek otorite konumuna yerleşen finans kapital, borç veren kural koyar gerçeğinden hareketle kendi kuralını koymakta ve ekonomik yapıyı kendi bakışına uygun bir biçimde dizayn etmektedir.

Etiketler:  Ekonomi