Bizim sorun da 'Amerikanlaşsın' artık!

Bizim sorun da 'Amerikanlaşsın' artık!

14 Ekim 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Kıbrıs sorununun, Ada'yı terk etmek istemeyen İngiltere’nin “böl ve yönet politikalarının” bir sonucu olduğu iddia edilir. Bu tümüyle yanlış olmasa bile bunun, en azından Kıbrıslı Türkler açısından ne kadar “kötü” olduğu tartışmalıdır. Bu politika sayesinde Ada’daki Kıbrıslı Türk varlığı, görünür hale gelmiş ve sonuçta sorun, NATO amaçları doğrultusunda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin oluşturulması ile yeni bir aşamaya evrilmiştir. 

Artık bir Rum devletine dönüşmüş olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türkler bakımından ne büyük avantajlar içerdiği ise Rum tarafının bu sistemin yürümesine tahammül edememesinden bellidir. 

İngilizler “böl ve yönet politikası” izlemiş; NATO devreye girmiş ve sorun bir süre için de olsa çözülmüş daha sonra ise yeni bir hal almıştır.  

Şimdi Amerika’nın zamanı! 

Zaman zaman, Kıbrıs’ın dünyadaki başat gücün etkisinde olmak zorunda olan çok değerli bir ada olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Tarihi böyle zaten! 

Şimdiki zamanın “başat gücü” olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bölgeden uzak olması, Kıbrıs’ta yaşanan çekişmeyi kendisi için bir tehdit olarak olarak algılamamasına ve müdahalesini sınırlı tutmasına neden oluyor. 

Malum, ABD başlıca tehdit olarak Çin’i görüyor. Çin’in sadece endüstriyel olarak değil, aynı zamanda teknoloji üretimi ve askeri olarak da güçlenmesi ABD’nin küresel hegemonyası için elbette ciddi bir tehdittir. İşgal edemezsin; sistemini değiştiremezsin... Nasıl kontrol edebileceğin belli değildir... Tehdit olarak algılanmasını normal karşılamak gerekiyor. 

Bu durumda ABD’nin başta bizim merkezinde yer aldığımız Orta Doğu olmak üzere diğer bölgelerde yeni dengeler yaratması ve gücünü Pasifik’te toplaması gerekmiyor mu? Gerekiyor herhalde... 

Zaten son zamanlardaki haberler, ABD’nin bölgemizde yeni bir “durum” yaratmayı ister istemez daha fazla değerlendirmek zorunda kalacağını ve hatta bunun için çeşitli adımlar attığını gösteriyor. 

Bölgedeki gerilimin geleceği 

Biden’ın Türkiye’nin Suriye’deki varlığını “tehdit” olarak değerlendirmesi, bu adımları zorlaştırmasından kaynaklanıyor sanırım. ABD’nin Yunanistan ile gerçekleştirdiği askeri iş birlikleri de bu yeni denge arayışının bir parçası sayılmalı. 

Bu adımlar elbette Rusya’yı sınırlamayı amaçlıyor ama Türkiye’nin uyumsuzluğu da mutlaka dikkate alınıyordur. Rusya’nın ne istediği belli... Ne istediği ve nasıl hareket edeceği belli olmayan bugünkü Türkiye hükümeti de ABD için önemli bir sorundur sanırım. Bu nedenle Amerika bölgeye daha fazla özen göstermek ve yeni üsler tesis etmek zorunda kalmaktadır.  

Belki de tam bu nedenle, Amerika Pasifik’e yoğunlaşmak istiyorsa, Kıbrıs sorunu da içinde olmak üzere bütün bölgesel sorunları birbiri ile ilişkili hale getirmek ve bir “makro plan” dahilinde çözümünü zorlamak durumunda kalacaktır. Sorunlara 1950’lerdeki “Sovyetler Birliği’ni kuşatma” stratejisinin gerektirdiği gibi bir çözüm bulması gerekecektir. 

Umut kaynağı olamaz mı? 

Kıbrıs sorununun uluslararası bir sorun olduğu zaten söylenip durmaktadır. Rum tarafının faaliyetleri Avrupa Birliği’ni sorunun tam da göbeğine oturtmuştur... Rumların Mısır ve İsrail ile kurduğu ilişkiler ve Türkiye’nin bu iki devlet ile olan sorunları, istesek de istemesek de onları sorunla ilişkili hale getirmiştir. Libya ve Suriye sorunlarını ve hatta Kırım ve Abhazya gibi uyuşmazlıkları da pazarlık sürecine dahil edebiliriz. 

Türkiye’nin Rusya ilişkilerini bir koz olarak kullanma çabalarının sonucu değiştireceğini sanmıyorum. Amerika bölgede yeni ve daha istikrarlı bir denge kurmaya girişirse, İngiltere’nin diplomasi kapasitesini de yedeğine alır ve aynen 1959’da olduğu gibi bu sorunu birkaç ay içinde temize havale eder. 

Kıbrıs sorununa çözüm bulma umudunu, "Amerikanlaşmaya" bağlamayı “emperyalizmin uşaklığına soyunmak” olarak değerlendirenler çıkacak herhalde; bekliyorum! 

Ama bundan daha umutlu ve çözümcü bir senaryo da düşünemiyorum.