Bizim reformu paket yapın evde yiyeceğiz

Bizim reformu paket yapın evde yiyeceğiz

8 Aralık 2020 Salı  |   Serbest Kürsü

Uğur Türe (ugurture@gmail.com)

Kişisel gelişimcilerin, seminercilerin anlatmaktan bıkmadıkları o meşhur denizyıldızlarını kurtaran keşişin hikayesini bilirsiniz... Hani, deniz kıyısına vurmuş yüz binlerce denizyıldızı vardır ve bir keşiş yaşasınlar diye tek tek onları denize geri fırlatmaktadır. Keşiş denizyıldızlarını denize atarken “sorumsuz ve duyarsız” biri keşişi görür ve ona, “Boşuna uğraşıyorsun hangi birini kurtaracaksın hiçbir şeyi değiştiremeyeceksin” der. Ama keşişin cevabı hazırdır. Elinde tuttuğu denizyıldızını suya fırlatır ve “Bunun için çok şey değişti” der.  

Bu dokunaklı hikâye idealist ve “bir şeyler yapma” kaygısı olan, öğrencilerini “kurtarmaya” çalışan bir eğitimcinin önemini vurgulayarak öğretmenin misyonunu öne çıkaran hatta onu “kutsayan” “öğretici” bir hikaye.  

Hikâye pek çok benzerleri gibi tarih boyunca ve günümüzde toplumların üzerinde denenmiş bir yöntemi yeniden üreterek bize yeni bir dilemma sunuyor. Bu ikilem diyalektik bir çatışmayla içinden çıkıp bambaşka bir senteze ulaşabileceğimiz bir ikilem değil. Aslında ikilem bile değil aksine anlatıcının bize “iki seçenek” sunduğu ve tercihi işaret ettiği direktif aslında.    

Oysa bu hikâyede eksik bir şeyler, eksik karakterler var. Sorulması gereken başka sorular ve denizyıldızlarını kurtarmak için yapılması gereken başka işler de olmalı. Denizyıldızlarının kurtarabildiğimiz kadarını denize atmaktan düşünmeye sormaya fırsat bulamadığımız bir soru: Denizyıldızları neden kitleler halinde kıyıya vuruyorlar?  

Bu soru şunları da sormamıza zincirleme neden olacaktır.  

Buna ne veya kim neden oluyor?  

Denize attığım ve kurtardığımı düşündüğüm denizyıldızlarına ne oluyor? 

Denizyıldızlarının kitleler halinde karaya vurup ölmediği “kurtarılmaya ihtiyaç duymadıkları” bir deniz ekosistemi mümkün mü ve ben bunun için neler yapabilirim?  

Egemenler tarafından önünüze iki seçenek konmuş ve seçmeniz için biri işaret ediliyorsa muhtemelen sorunu çözecek gerçek seçenek dışarıda bırakılmıştır. Eğitim reformları, eğitim sistemi değişiklikleri de aynen böyle bir seçime bizi zorlarlar. Hiç istisnasız bu reformların hiçbiri eğitimdeki sahici problemlerin kaynağı olan temel paradigmaya yönelik bir değişim talebi içermezler.  

O yüzden bütün reform ve sistem değişiklikleri iddialarının temeline “öğretmen” konur. Öğretmen adeta öğrencileri kurtaracak bir keşiş, bir misyoner gibidir. Öğretmen sistemin kendisinden istediği reformların tebliğcisi ve irşat edicisi gibi resmedilir ve kutsanır. Elbette sistemin sahiplerinin ve siyaset üreticilerin kendisinden yapmasını istedikleri şeyler pek çok öğretmen için “onurlu ve kutsal” bir görevdir ve hemen işe girişmek gerekir.  

Ancak öğretmen, “yıllardır denizyıldızlarını kurtarıp denize atıyorum her seferinde bunları denize atmam için bana farklı bir yöntem öneriliyor ama her geçen yıl daha fazlası kıyıya vuruyor. Ya bu yaptıklarım sorunun çözümü değil de kaynağıysa?” diye sorgulamamalı ve sorgulatmamalıdır.  

Bu günlerde de zaten hazırlıkları yapılan ama pandemi nedeniyle hızlandırılan yeni bir reformun bize sunulduğunu görüyoruz. Bu evlerimizden öğrencilere ulaştığımıza imkan veren EBA v.s. gibi WEB 2.0 araçlarını kullandığımız dijitalleştirilmiş bir eğitim. “Dijitalleştirilmiş eğitim reformu” üstelik evden yapılıyor. Sevdiğimiz her şey işin içinde cep telefonumuz, tablet ve PC'lerimiz WhatsApp ve Play Store'dan indirilen uygulamalar adeta cep telefonu bir organına dönüşmüş çağımızın "Homo Digitalis"i için bundan daha iyi bir reform olabilir mi?   

Evet haydi işe koyulalım! Yine bir süre sonra önümüze koyanlar da dahil herkesin unutacağı, kimsenin içini dolduramadığı ve tam olarak neyi nasıl değiştireceğini bilemediğimiz STEM, WEB 2.0, Robotik, Kodlama, VR gibi kavramlarla denizyıldızlarını kurtarmaya devam edelim.