Birinci rüyam ve birinci hediyem

Birinci rüyam ve birinci hediyem

2 Ocak 2021 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Dr. Nevin Sütlaş

Kızımın önerisi ile karar aldık;  biz bu seneye "iki bin yirmi bir" demeyeceğiz. Sadece “1” diyeceğiz. Böylece geçen seneyi “0”a indirgeyip yok hükmünde sayacağız. O yüzden 1 Ocak, birinci senenin birinci ayının, birinci günüdür. Birinci gece gördüğüm rüya da birinci rüya oluyor elbette.  

Ne korkunç bir rüyaydı ama... Sabaha karşı panik halinde uyandığımda kalbim ağzımdan çıkacak gibi çarpıyordu. Bedenimin çılgınca uyarılmış olması duyduğum dehşet hissi yüzündendi çünkü rüyamda annem camdan aşağı düşüp yok olmuştu. Annem sıfır yılının ilk günlerinde bir hastane odasında 83 yaşında öldü. Bu yılbaşı onsuz geçen birincisi. O nedenle annem rüyama girmiş olabilir. İyi de rüya gene de çok garipti. Ben henüz çocuktum, annem de gencecik bir kadın. Evde bir şeyleri kutluyorduk. Pencere azıcık aralıktı. Kapı gibi yanlamasına açılan pencere kanadı rüzgar yüzünden ileri geri sallanıyordu. Evdekilerin tersine ben camın önünde ve annemi görebilecek durumdaydım. Neden bilmem cama çıkmış olan annemi birden göremedim. Aşağı düştüğünü anlamamla korkudan delirmem bir oldu. Deli gibi bakınıyor ve olmaz olamaz, düşmüş olmaz, pencerenin arka tarafındaydı önünde olmadığına göre düşmüş olamaz diye akıl yürütüyordum ama annem ortalarda yoktu. Camdan aşağıda ise dipsiz bir kuyu gibi sadece karanlık vardı. Belli ki çok yüksek bir binaydı. O panikle uyandığımda kendime sorduğum ilk soru, rüya gördüğüm her seferinde sorduğum soruydu: 

Beynim niye böyle bir rüya yarattı ki? Bir sene önce yaşlı ve bunamış halde ölen anacığımı gencecik yaşında niye camdan aşağı uçurdum acaba ben?  

Bu soruyu sorar sormaz cevabını da buldum. Yatmadan önce dünyanın dört bir yanında yaşayan ve epeydir görüşmediğim dostlarımla mesajlaşmıştım. Onlardan birine mesaj yazarken bir önceki mesajlaşmamızı da görmüştüm. İkimizin de tanıdığı bir genç kadın hakkındaydı yazışmamız. Bu kadın oğlunun vereceği konser için ülkenin başkentine gelmiş, misafir kaldığı evin camından aşağı uçarak can vermişti. Bu olaya çok üzülmüştüm. Önceki gece yeniden okuduğum yazışmada “kadınlar camdan düşmez, ya atlar ya da atılır” diyordum. “Onu yakından tanırım. Oğlunun en mutlu gününde kendini camdan atacak bir derdi üzüntüsü yoktu, tersine çok sevinçliydi” diyordu cevap. “Öyleyse biri atmıştır” dememe de “evde yalnızmış” diye şahitler gösteriyordu. Birçokları için bu açıklama yeterliydi ama benim için muammaydı bu ölüm. İki oğlu çocuk yaşta annesiz kalmıştı. Eskiden olan ve beni derinden etkileyen bu ölümü yılbaşı selamlaşması sırasında yeniden hatırlayan beynim onu rüyama taşımış, öleni annem beni de geride kalan evladı kılığına sokmuştu. Bunu keşfedince “tamam da eğer öyleyse...” diye itirazı dayadım kendi yorumuma, rüyamın öncesi yüzünden.  

Annemin pencereden yok olmasının öncesinde evde bir kutlama vardı. “Babam paketi açtı mı, babam paketini açtı mı” diye ısrarla anneme soruyor ama cevap alamıyordum. En sonunda “evet açtı” dedi annem bıkkın bir sesle. Anladım, daha doğrusu gözümün önüne geldi, benim aldığım hediyeleri babamın açtığı sahne. Aldığım pantolonları beğenmemişti. “Bak şurasına” diye ceplerini yani gerekçesini gösteriyordu babam beğenmemesinin ve ben hak veriyordum nasıl oldu da ben düşünemedim bunu diye. Ancak bu sahnedeki gariplik de son sahnedeki gibiydi: rüyada babam diye gördüğüm aslında erkek kardeşimdi.  

Peki, kardeşimi niye 7 sene önce kaybettiğim babam diye rüyama kattı ki beynim, diye sordum bu kez. Annemin kaybı yüzünden oluşan kalbimin çarpıntısı hala  yatışmamışken. Bu soruyu sorunca rüyamın bu sahnesini de kolayca anladım.  

Amerika’da erkek kardeşimle aynı evde  yaşıyoruz ve yaşlandıkça babama daha çok benzediğini görüp dedikodusunu yapıyoruz. Kızım ve ben hediye vermeyi çok severiz. Bu kardeşime ne zaman hediye alsak beğendiremiyoruz. İstediği gibisini kendi arayıp bulamadığı için defalarca pantolon ve şort aldım ona ama cepleri hep sorun oldu, beğenmedi. Bir türlü istediği tipte pantolon cebini yakalayamadım. O gece yılbaşı yani hediye faslıydı, aslında ortada pantolon hediyesi falan yoktu ama konu oradan gelmiş girmiş rüyama.  

Konusunu çözdüm tamam da bu rüyayı niye yarattı benim beynim, diye sordum her rüya gördüğümde sorduğum üzere. “Rüyanın ana fikri nedir” sorusudur bu.  

Rüyamda keyifli bir kutlama sırasında aniden büyük bir felaket gelişiyordu. Anlaşılan rüyam bana “kutlama yapıyor da olsan her an, her şey olabilir” diyordu: Güzel bir şey yaşarken kötü bir şey gelişebilir. Kendime bu cevabı vermemle yataktan fırlayıp giriş kapısına erişmem bir oldu. İnsan yataktan fırlayıp dış kapıya kaç saniyede ulaşır ki? O kısacık zaman diliminde “yılbaşı gecesi her zamankinden fazla soygun olur, aşırı içki yüzünden sızanlar yüzünden hırsızlar rahatça çalışır” dedi beynim bana. Yanılmamışım, kapı kilitli değildi. Tam kapalı bile değildi. Azıcık aralıktı ama yılbaşı gecesi için tam bir hırsız davetiyesiydi.  

Rüyam annemin aşağı uçtuğu pencereyi kapı şekline sokarak “kalk kapını kilitle” demişti. Rüyamın ana fikri rüyamın görülme gerekçesini oluşturuyordu. Benim rüyama yorumum buydu. 

Açıklamalarıma aklınızın tam yatmadığını, kafanızda pek çok soru işareti kaldığını biliyorum. Üstelik bunun nedenini de biliyorum. Bu durumun müsebbibi Freud’dur. Bütün hâl ve durumlarımız gibi rüyalarımızı da "psikoanaliz" adını verdiği yöntemle açıklayan Freud, hiçbir bilim insanın kolay kolay erişemediği bir yaygınlıkta tanınır bilinir. Onun adını ve teorisini bilmek de gerekmez, açıklamaları herkese öyle akılcı gelmiş, öyle kabul görmüştür ki hemen herkes, hemen her şeyi Freud bakış açısıyla yorumlar olmuştur. İnsanlığın bakış açısına yön veren kişidir zat-ı şahaneleri.  

Şimdi benim rüyam bir "Freudiyen psikoanalist"in yorumuna sunulsa, öff, dinleyin gerisini… Rüyanın bütün ayrıntılarının simgelere dönüştürülmesini, o simgelerin çekiştirilerek cinsel kılıflara büründürülmesini... Simgeleştirme başladı mı çek-uzat, ekle-kenetle, birleştir-çekiştir, dönüştür dönüştürebildiğin yere kadar: Şimdi birlikte yaşadığı kardeşi babası olmuş da, bu kadın onu otorite figürü olarak görmüş de, annesini camdan atarak babasını kendisine ayırmış da, kendi cinsel fantezilerinin elverdiği yere kadar, yürü yürüyebildiğin kadar…    

Bu rüya yorumlama işi "off ki offf"tur ve tekrar söylüyorum kabahatin büyük kısmı Freud’undur. Adamın kendi aklı da bacak arasında takılı kalmıştır çünkü.  

Rüyalar çok karmaşıktır ama aslı çok basittir. Karmaşayı yaratan ise rüyanın geçtiği zaman ve mekân ile bu mekanda bulunan obje ve subjelerdir. Oysa bunların hiç birinin önemi yoktur. Rüyanın nerede geçtiği, ortalıktaki eşyaların neler olduğu, insanların nasıl davrandığı falan filan değildir önemli olan. Bizi kapana kıstıran bütün bu ayrıntıları atlayarak “bu rüya bana ne söyledi şimdi” sorusunu sorabilirsek, önemli olana da ulaşırız: Rüyanın ana fikri çok basittir. Oysa bu ana fikir, çok zengin olan ayrıntılarda boğulmak yüzünden gözden kaçırılır.  

Rüyasını çözümlemek isteyenin soracağı soru tekdir: Bu rüya bana ne demek istedi?   

Oysa bunun yerine rüya yorumları söyle yapılır: Rüyada pantolon görmenin anlamı nedir? Pantolon cebi neyi simgeler? Rüyada acık pencere neyin işaretidir? Ölmüş birini görmek neye delalet eder? Dipsiz karanlık bir kuyuya bakmanın anlamı nedir? Bu sorular böyle sürer gider. Açıklama denilen simgeleştirme yorumları da uzar gider. Sonuçta rüyalar olduğu yerden alınıp bambaşka yerlere taşınır. Bu değirmenin suyunun tek kaynağı da Freud ve psikoanaliz değildir elbette. Hepimiz bilmeden istemeden bu değirmene su taşırız. O yüzden bu çark hiç aksamadan yüzyıllardır döner durur.  

Birinci yılın birinci gününde, bence siz bu konuda aklınıza bir format atın. Rüya hakkında şimdiye kadar duyduklarınızı aklınızdan silin atın. Şimdi söyleyeceklerimle düşünce sisteminize yeni bir yol açın:  

-Uykunun REM denilen ara bölümlerinde rüya görülür.  

-REM dönemleri, gün boyunca beyne doluşan şeylerin derlenip toparlanıp gerekli çekmecelere istiflendiği dönemin adıdır.   

-Bu istifleme işi aynı zamanda bir ayıklama işidir. Günün bütün girdileri saklansaydı depolar yetmezdi, o yüzden bazıları silinip atılır.  

-REM döneminde yapılan, atılacaklar ile aklanacakların seçimi için her şey ortaya saçılır.  

-İlgili çekmecelere yeni eklenecekler için eskiden konmuş olanlar da ortaya dökülür. 

-Rüyalar eski ile yeninin harmanlanma aşamasıdır. O yüzden ortalık karmakarışık olur.  

-Beynin aşırı çalışma dönemi olan REM dönemi aslen bir uyku dönemi değildir.  

-REM bir uyanıklık dönemi de değildir ama uykudan çok uyanıklığa benzer. Kaydedilen beyin elektriğinin özelliği sayesinde bu durum net biçimde anlaşılmıştır. 

-REM’in çok benzediği uyanıklıktan en önemli farkı ise bu dönemde bedensel faaliyetlerin neredeyse durmuş olmasıdır. Derin uykudayken bile kaslar vb. REM sırasında olduğu kadar devre dışı bırakılmaz.  

-REM döneminde görülen rüyalar gerçeğin bir kopyası değil yeniden yaratılan gerçekliklerdir. Çünkü yönetmen (beyin) film çekimi için elinin altında ne malzeme varsa onu kullanır. Yani yerleştirmek üzere ortalığa saçılmış olanları. 

- Her film gibi bu filmler için de mekân da oyuncu da aksesuarlar da bahanedir. Amaç yönetmenin söylemek istediğini söylemesidir.  

-"Bu rüyanın bana söylediği nedir" diye soran kişi yönetmeni (beynini) anlar.  

Bu bilgiler kapsamında gelin rüya yorumuma son dokunuşları birlikte yapalım:  

O gece yılbaşı kutlamasını bahçede yapmıştık. Hava çok rüzgârlıydı. Kimse içeri girmek istemedi ama ben koronavirüsü yüzünden az da olsa endişelendim, özellikle de bu sene kalp krizi geçirmiş olan kardeşim için ama o çok sıcak dedi ve ceket giymeyi bile reddetti. (Rüyamda rüzgâr camı sallıyordu ve annemi yuttu) Geçtiğimiz yıl hemen annemin kaybının ardından kardeşim ölümden döndüğü için hasarlı kalbi korona kapmasın istiyorum…   

Parti sonunda nihayet uykuya giderken yeni yıl bahanesiyle içtiğim için zaten dağınık olan aklım iyice gevşemişti. Erkek kardeşim, sevgilisini evine bırakmak için çıkarken dış kapıyı itelemiş ama tam kapatmamıştı. Her gece yatmadan önce kapının kilitli olup olmadığını kontrol etme alışkanlığım olduğu halde, nasılsa kardeşim geri gelecek diye düşündüğümden kapıyı yoklamadan yatmıştım. Ben dumanlı kafayla yatmaya giderken fark edememiştim ama kapının aralık olduğunu muhtemelen beynim görmüştü ve REM sırasında ortaya dökülen çıkının içine onu da katmıştı.  

REM sırasında gündüzün depoları temizlenirken, yıllar önce camdan düşüp(!) ölen kadına ait düşüncelerim, annemsiz geçen ilk yılbaşı yüzünden ayaklanan ve kardeş kaybı korkuma dönüşen duygularım, yılın en önemli hediye gününde hediye sorunlu kardeşimin hediye tepkileri, her zamankinden geçe kalan ve alkol ile etkilenen uykumun engel olduğu olağan ev kontrol düzeni aksamasının yarattığı kaygı birleşmiş, rüyamın hikâyesini oluşturmuştu.

Beynim bana “soyulmamak için bir an önce kalk da kapını kapat” emrini vermek için beni korkutarak uyandırmıştı.

Yukarıda italikle belirginleştirdiğim son cümle haddini aşmış bir yorum olabilir. Beynin kasten bir şey yaptığı yoktur çünkü. Ne gördü ne duydu ne bildiyse, bir araya getirip ayıklarken böyle ortaya karışık bir şey çıkıyor işte. Siz de doğru soruyu sormadan o karmaşadan kurtulamıyorsunuz.   

Rüya görünce sorulacak soru “bu filmin ana fikri nedir?” olmalı. 

Ben bu soruyu o kadar çok kere sordum ve her seferinde o kadar doğru cevaplara eriştim ki artık otomatiğe bağlandı. O yüzden ana acısı gibi delirtici bir duygu durumuyla uyandığımda bile kapımın açık kaldığı uyarısıyla karşı karşıya olduğumu birkaç dakika içinde anlayabildim.  

Beyin böyle bir organdır. Doğru sorular sorulduğunda doğru yanıta erişebilmeyi sağlar. Eğer siz de benim gibi bacak arasından yukarı çıkamayan yorumlardan ve metafiziğin bulanık sularında önünüzü görememekten yoruldunuzsa, yepyeni bir başlangıç öneriyorum. Birinci yılın birinci gününde size rüya hazinesini açacak anahtarını sunuyorum. Yeni yıl hediyesi sunmak adettendir ama nedense hepsi yenisi başlamadan eski yılda açılıyor. Ben o yüzden hediyemi ilk gün sunuyorum. Buyurun, hediyenizi güle güle kullanın. Bu anahtar sayesinde rüyalarını anlayın ve beyninizi tanıyın.

Biliyorum, biliyorum; sorularınız bitmedi. Konu uyku ve rüya olunca soru bitmez ki. Zaten öğrenmenin de sonu gelmez. Her öğrendiğimiz şey yeni sorular sordurur. Sorular ve yanıtlar hayatın en değerli hediyeleridir. 

Bugüne “1” demek ne iyi oldu be: Yaşasın, hediye alışverişi başladı…