Bir yokluktan bir hiçliğe...

Bir yokluktan bir hiçliğe...

28 Nisan 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

“Aradığında onu göremezsin 

Dinlediğinde onu duyamazsın 

Ama kullandığında tükenmezdir.” 

Lao Tzu 

Hiçlik, göz önünde canlandırılamayan, temsili olmayan, sunulamayan, ifade edilemeyen, beş duyu ile akıl erdirilemeyen, anlaşılamayan şey demektir. Hiçbir şeye dönüşemeyen ve hiçbir şeyle oluşturulamayan bir alan... Bu anlamda beş duyu vasıtasıyla algılananlar var, bir de algılanamayanlar ki, bunlara kısaca “yok” diyoruz. Oysa, beş duyu ile bilemediğimiz ama akla göre var olan varlıklar da bulunabilir. 

Hiçliği var eden, evrenin de varlığının nedenidir aynı zamanda. Bizim var olmamızın nedeni de hiçliktir aslında. Yaşadığımız evren duygunun ya da düşüncenin zihindeki soyut, genel tasarımı, anlamıdır. Böylece kavramların ve simgelerin olduğu bir dünyada doğup, hayatımızı devam ettiriyor, sonunda da göçüp gidiyoruz . 

Benliğimiz nesnel kavramlardan beslendiği için hiçbir zaman bir hiç olduğunu kabul etmez. Hayatta hep soru işaretleri ile yaşarız. Hatta ve hatta ölümden sonrası için bile var olma savaşı verir, hiç olmama çabasına gireriz. İnsan varlığını benlik düşüncesinden uzak tutmadıkça, varlıkla kendi arasına mesafe koymadıkça hiçliği doğru bir şekilde göremez. Benlik hiçlik olgusunun düşmanıdır. 

Bizimkisi varlığımızın boşluklar üzerine kurulmasıdır. Bir şeyin parçaları gibi bize hep var ve kalıcı olacağımızı hissettiren, gerçeği görmemizi engelleyen zihinsel ve bilişsel ruh halidir. Ara sıra bilinçli ya da bilinçsiz bu durum varlıktan yokluk hissine dönüşür. İşte o zaman üzüntü ve kaygı bizi sarar. Hiçlikten gelip ve hiçliğe dönecek olduğumuzu hatırlatır. İşte buradaki üzüntü, kaygı ve bilinmezlik, gelecek kaygısı bizi hiçlik duygusu ile yüzleştirir. 

Öne sürülen hiçlik savı varlığın yokluğu yani olmayışıdır; onu tanımama, yok sayma, kısacası olumsuzlamadır. Gerçekte bu kavramın içeriğinin, anlamının, kapsamının kesin olarak belirlenmesi, saptanması, bir şeyin var olmayışı bizde hiçlik olgusunu ortaya çıkarır. Demek istediğim var olan vardır, yok olan yoktur! Hiçlik, yokluk gibi kavramlar sadece algılarımıza girmediği sürece algı dünyamız içerisinde yoktur. 

Bunu söylerken yaşadığımız dünyanın kendisine, koşullarına, mekana ve zamana göre diyorum. Bu dünyada her şey olabilirsiniz ama hiç olmak kesinlikle kolay değildir. Hiçlik, varlık, yokluk, biz insana özgü özelliklerdir. Her insanın kendine özgü, öznel farklı durumu tercihlerinde ortaya çıkar. Bu durumda öne çıkan vurgu her insanın kendine özgü bir hiçliği varoluşu, yokluğu anlama sorunudur. Her insanın yokluk, varoluşsal hiçlik nitelikleri birbirinden farklıdır. İçimizde devam eden yalnızlık duygusundan sonra ortaya çıkan savaş ise hiçliktir. 

Mito poetik düşünce bize eksiksiz, tüm hayatı bir bütün olarak anlamlandırmak, varlığı, varlık delilleriyle anlaşılabilir kılmak amacıyla fikir verir. Bu düşünme tarzı düş gücü akıl ile birleştiği zaman akılcı, tutarlı, art arda olan ve doğrusal akan zaman anlayışı ile anlama çabası içerisindedir. Diğer bilimlere baktığımızda durum pek farklı değildir. Matematik biliminde yokluğun, hiçliğin sembolü varlık sebebi olan “0” rakamıdır. Anladığım kadarıyla fizikte de bir insanın ya da bir nesnenin devrilmeden, dikey durmasını, sürekli sabit sürekli kalmasını ifade ediyor. Aslında var olmayan zıtlıklarla anlaşılabilen gizil güçtür (potansiyel) Felsefede ise hiçlik, üzerinde günlük hayatta konuşulamayan, fazla dile getirilemeyendir. Aristo ise hiçlik için "birey tarif edilemeyendir" (ineffabile) der. İlk çağ filozoflarına baktığımızda genelde hiçlik konusunu varlık ile açıklama çabası içerisine girmişlerdir.

Dinlerde de bu durum pek farklı değildir. Budizm'de Nirvana kesin bir hiçlik kavramıdır. Uzak Doğu'daki bazı felsefi akımlara göre yokluk, insanın egosundan arınması ve kişinin kendisini evrenin ufak bir parçası olarak kabul etmesidir. 

İslam tasavvufuna göre varlık, yokluktur; gerçek varlık insan yok olduktan sonra başlar. Evrenin mutlak yokluktan, hiçlikten yaratılması, tasavvufta hiç olma hali ve ölümün yokluğa geçiş olup olmaması sorununa odaklıdır. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da, Allah tarafından yaratılan varlıklar içerisinde insan, hem bedenen hem de ruhen en güzel şekilde yaratılarak akıl, irade ve sorumluluk sahibi olan tek varlıktır. Hiçlik olgusunu var oluşta ararlar. Hristiyan teologlara göre tanrı evreni hiçlikten, yokluktan yaratmıştır 

Düşünme biçimi olarak bir çok alanda görüş ifade eden Nihilizm aslında anlamsızlık, boşluk ve hiçlik duygularının telkin ettiği bir düşünme ve yaşama biçimini ifade eder. İnsanları var eden aslında bağlı oldukları ve bağlı kaldıkları değer ve ideallerin gerektiği gibi toplumda yer tutamamasıdır. Bu değer ve idealleri, hayalleri yerine getirmediklerinde hem kişide hem de toplumda ortaya çıkan bir ruh halidir. Bu ruh haliyle değerlerin kaybedilmesiyle devam eden bir yaşama ve düşünme biçimidir. Nihilizm, hem yaşama yüklenen değersizlik ve hiçlik değeridir. M. Heidegger'e göre hiçlik insan varlığının kendi özüne hakiki dönüşümüdür. Hiçliğin bu biçimde ortaya çıkışı bir nesne yahut şeyin formunda değildir. J. P. Sartre fizikî anlamda varlığın objektif olabileceğini ama yokluk, hiçlik, boşluk  gibi kavramların ancak bilinçli  bir gözlemci için var olabileceğini savunur. Başka bir deyişle hiçliğin dünyaya gelmesine ayna tutan, aracılık eden varlık, kendi öz hiçliği olmak zorundadır. Hegel hem varlık hem de hiçlik için, "İçi boş, soyut, her ikisi de aynı derecede boştur” der.

Ben şunun özellikle altını çizmek istiyorum: Hiçlik ya da yokluk bildiğimiz gibi bir şeyin yokluğudur. "Masamda kitabım yok" dersem gerçekte kitap diye bir şeyin var olduğunu ama o an masada  bulunmadığını dile getiriyorum. Bunu söyleyebilmem için kitap diye bir olgunun önceden var olması gerekir. Hiçliği delillendirebilmem daha önce  var olan kitabın sonra yok olması gibi.

Son dönemlerde insanlarda hayatın hiçbir değerinin ve anlamının olmadığı inancı hâkim. Evren, hayat ve insanların ontolojik olarak varlıkları anlamsızdır. Tarihin yazamadığı en zor olan bu hiçlik savaşıdır. Savaşların en çetinidir. Hiçlik kendine, özüne dönme arzusunun simgeleşmiş halidir, insanın kendisiyle  kavgasıdır. İnanın gerçekten hiçbir şeyin değeri yok. Evrende bizim değerlerimizin, tutumlarımızın  hiç bir şeyin anlamı yok, her şey boş. Yani demek istediğim, maddesi olmayan, soyuttur. Bir paradoksun içinde yaşıyoruz. Bazı zamanlar varlık içinde yokluksun bazen yokluk içinde varlıksın. İster kabul edin ister etmeyin olsak da olmasak da hiçiz. Hiçbir şeyiz, varlığınız ya da yokluğunuz evrende hiçbir şeyi ifade etmiyor. Hiçlik için hiçbir şey değişmiyor. Varoluşunuzda her şey anlamsız ve değersizdir. Hiç olmak hem hiçbir şey olmak hem de her şey olmak demektir. Keşke hiç olabilsek; öyle hiç kalabilseydik!..