Bir teslimat hikâyesi

Bir teslimat hikâyesi

18 Temmuz 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

İlhan İlmenöz

Kıymetli dostlarım, sevgili kardeşlerim; 

Şimdi sizlere yaşanmış bir teslimat hikâyesi anlatmak istiyorum. Bu hikâye tamamen gerçek olup hem vallahi hem billahi bire bir aynen yaşanmıştır. 

Bilirsiniz mobilyadan televizyona, günlük market alışverişinden beyaz eşyaya kadar satın aldığınız bazı ürünler sonradan adresinize teslim edilir. Bu çok doğal bir uygulama olup zaman zaman teslimat ile ilgili sıkıntılar yaşandığını hepiniz duymuş ya da yaşamışsınızdır. 

İşte sizlere bugün anlatacağım hikâye de bu tarz bir teslimat öyküsüdür... 

Bundan 20-25 gün önce eve masa sandalye alalım dedik. Gittik Karabağlar Caddesinde tüm ülkede şubeleri olan çok bilindik bir markanın mobilya mağazasından bir şeyler beğendik, ödemeyi yaptık ve en kısa zamanda teslim edileceği bilgisi ile eve döndük. Buraya kadar her şey normal... 

Nihayet 2-3 gün önce mağazadan arayıp teslimatın Perşembe günü yapılacağını ancak saat veremeyeceklerini bildirdiler. "Olsun bekleriz nasıl olsa evdeyiz" dedik. Sabah, öğle derken akşamüstü oldu. Ben hafiften pimpiriklenmeye başladım. Hanım da huyumu bildiği için bana kızıyor. "Acele etme geliriz dedilerse mutlaka gelirler, alt tarafı bir masa 3-5 sandalye getirecekler" diyor. 

Biraz daha bekledik ama baktım ses çıkmayınca, "Belki bizi unutmuşlardır, en iyisi şunları bir arayayım" diyerek sarıldım telefona... 

-İyi günler hanfendi, bizim bir teslimatımız vardı bugüne söz vermiştiniz, şu saate kadar gelmedi de... 

-Bayram öncesi biraz yoğunuz ama merak etmeyin bugün mutlaka getirir arkadaşlar, gelmeden de sizi mutlaka ararlar... 

-Tamam çok teşekkürler, iyi çalışmalar size... 

Başladık yine beklemeye ama ne gelen var ne de arayan. Neyse yoğunlarmış gelirler, hem söz verdi ilgili arkadaş, yalan söyleyecek değil ya... Hele biz bir akşam yemeğini yiyelim sonrasına bakarız. Akşam yemeği yendi, üstüne kahvelerimizi de içtik, bekliyoruz teslimatı... 

Yemekten sonra saat 20.30 gibi hanımı yine dürttüm, "Bir de sen ara bakalım ne diyecekler? Hayır gelmeyeceklerse sorun değil, söyle yarın da getirebilirler. Şart değil bugün getirmeleri, artık geç oldu." 

Benim derdim masa sandalye değil elbet, bir gün önce bir gün sonra hiç fark etmez. Ama o sabahtan beri evde beklemenin yarattığı ha şimdi gelecekler/gelirler duygusu...Hiç sevmem bu tarz beklemeleri, yaşayanlar bilir adeta evde esir kalmış havası oluyor. Bir de söz verdilerse sözlerinde durmalılar, diye düşünüyor insan. 

Neyse hanım aradı ilgili arkadaşı, cevap aynen şöyle: "Ben şimdi  teslimatı yapacak arkadaşları arıyorum, hemen size dönüp bilgi vereceğim ama hiç merak etmeyin gün içinde teslim edilmesi gereken tüm ürünler teslim edilir." 

Bu sefer de ilgili arkadaşın bize dönmesini saf saf bekliyoruz ama nafile, ne dönen var ne de arayan soran...Yaklaşık bir saat sonra tekrar arıyoruz dönecek arkadaşı açan yok tabii ki mağazayı kapatıp gitmiştir. En azından biz de rahatlıyoruz, bu saatten sonra gelen giden olmaz yarına kaldı diye... 

"E ne güzel işte siz de o bekleme gerginliğinden kurtulmuşsunuzdur" diye düşünebilirsiniz. Siz öyle sanın, durun daha bitmedi hikâye... 

Uzatmayalım sabahtan beri beklenen teslimat olmayınca tabii biz de biraz rahatladık ve bekleye bekleye geçen günü huzurla sonlandırıp yattık. Tam uykuya dalmışız, artık ne kadar zaman geçti bilmiyorum acı acı çalan bir telefon sesi ile uyandık. Gece yarısı gelen telefonları hiç sevmem, hayırlı haberler çıkmaz o saatte... 

Uyku sersemi baktım saat 1'e yaklaşmış ve ekranda bilmediğim bir numara... Bir yandan açsam mı açmasam mı, bir yandan kim acaba bu saatte arayan düşüncesi... 

Açtım, açmaz olaydım.  

-Alo buyrun? 

-Abi müsaitseniz sizin masa ve sandalyeleri getircez de... 

-Kardeşim sizin saatten haberiniz var mı? 

-Haklısın abi de ancak yetiştirebildik teslimatları... 

-Sana sadece tek bir şey soruyorum; bu saatte uyuyorken seni arasalar ve bunları söyleseler ne dersin? 

-Haklısın abi valla çok haklısın, o zaman ben depoya söylim de şey etsinler... 

Uykunun bölündüğüne mi yanarsın elemanın densizliğine mi sonuç olarak teslimat gerçekleşmedi. Hayır onlara da kızamıyorum, sonuçta onlar da emir kulu. Üç kuruşa gece yarılarına kadar çalışıyorlar, yazık... 

Sabah arayıp mağaza müdürüne bir gün önce ve gece yaşananları anlatınca tabii özür üstüne özür, kusura bakmayın demeler, en kısa zamanda hatamızı telafi edeceğiz tarzı söylemler vs vs... 

Bu kadar özür filan olunca tabii biz de insanız, yelkenleri suya indirip helva gibi olduk. Olur böyle şeyler, dert etmeyin insanız hepimiz hata yapabiliriz tarzı teselliler, nasıl olsa bugün mağduriyetimiz giderilir diye düşünüyoruz.  

Sizler de öyle düşünüyorsanız, düşünmeyin öyle olmadı daha hikâye bitmedi çünkü... Sabah özür dileyenler, hatamızı telafi edeceğiz diyenler bir baktım öğleden sonra yine arıyorlar ve "Sizin teslimatı bir gün sonra yapabileceğiz bundan önce yapmamız mümkün değil, çok yoğunuz" diyorlar. 

Yani Perşembe günü teslim etmeleri gereken ürün onların hatasına rağmen Cuma günü de gönderilemiyor ve bir lütuf gibi ancak Cumartesi günü araya sıkıştırabileceklerini söylediler. Zahmet etmeseydiniz, bayramdan sonra da müsaitiz... 

Ölür müsün öldürür müsün?  

İşte asıl sıkıntı bence burada başlıyor. Nedir o? Müşteriye verilen önem ve değer...İnsanlar da, ticari işletmeler de hata yapabilirler, bu çok doğal. Önemli olan hatanın, eksikliğin ortaya çıkmasından sonra bunun ne şekilde çözümlendiğidir. Eğer siz gerçekten müşteri odaklıysanız, eğer gerçekten müşterinize değer veriyorsanız onun mağduriyetini giderir, güvenini kazanırsınız. 

Şahsen ben aynı durumda olsam bir gün önce ürününü teslim edemediğim müşteriyi ertesi gün ilk sıraya alır öncelikle ürününü gönderir, gönlünü alırdım. Ticari yaşamda insan ilişkileri ve güven paradan daha önde olmalı çünkü sizden memnun ayrılan her müşteri sizin gönüllü ve ayaklı reklamcınızdır. Ya da tam tersi... 

Biliyorum Ahilik ve Lonca kültürü çok eskilerde kaldı, şimdi her şey para ve çıkar üzerine kurulu. Reklamlarda her şey güzel de iş uygulamaya gelince maalesef gerçek yüzler ortaya çıkıyor. 

Eğer şu anlattıklarımın tek bir kelimesini abartıysam Özışık kardeşlerden beter olayım... Eksiği var fazlası yok, hem vallahi hem billahi aynen yaşandı bunlar. Yalansa mağaza müdürü ve çalışanları çıksın yok öyle olmadı desinler. İsterlerse  yaptığımız telefon görüşmelerinin HTS kayıtları incelensin. 

Eyy Ko.... mobilya mağazaları, benim suçum, günahım ne? Bu Kurban Bayramı öncesi neden beni kurban seçtiniz?  

Belki merak edenleriniz vardır, "noldu sonuçta getirdiler mi?" diye, evet Cumartesi öğleden sonra masa ve sandalyeler sağ salim geldi yalnız masanın ayakları bizim mağazada seçtiklerimizden biraz farklıydı. Olsun o kadarlık kusur kadı kızında da olur. 

Kıymetli dostlarım kardeşlerim, benim yaşadıklarımı yaşamak istemiyorsanız sakın ha bu mağazaların önünden bile geçmeyin...Mesele kaliteli veya ucuz mal satmak değil, müşteriye önem vermek, onları insan yerine koymak... 

Bu Aziz Nesin'lik öyküyü anlatma nedenim, siz siz olun size değer vermeyen, insan ilişkilerinden çok paraya önem veren satıcı ve işletmelerden bir daha asla alışveriş yapmayın. 

Bu mağaza ve marka yetkililerine Robert Bosch'un çok bilindik bir sözüyle veda etmek istiyorum; 

"İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim." 

Şimdiden hepinize mutlu ve huzurlu bayramlar dilerim.