Bir soru bir sürü yanlış

Bir soru bir sürü yanlış

22 Mayıs 2021 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

Cenk Başlamış

Anadolu Ajansı (AA)muhabiri Musab Turan'ın basın toplantısında, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'a yönelttiği soru büyük yankı yarattı. 

Turan'ın AA tarafından apar topar işten çıkarılmasına yol açan soru, gündemdeki iki kişi, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve suç örgütü lideri Sedat Peker hakkındaydı. 

Önce Turan'ın sorusuna, daha doğrusu içinde çok sayıda soru barındıran uzun konuşmasına bakalım: 

"Son günlerde gündemi meşgul eden konular var. Narkobürokrasiyle ilgili iddialar ülkemizi uluslararası arenada zora soktu mu? Hükümetin buna ilişkin bir planı var mı? Ve de 19 yıllık bir toplum hareketi olarak başlayan milletin teveccühünü kazanan AK Parti, ismi şaibelerle anılan Süleyman Soylu'dan daha mı küçük? 

Buna ilişkin çarşıda, pazarda, metrobüste çocuklar herkes bunu konuşuyor ama sayın bakanlarımız buna ilişkin tek kelime etmiyor. 

Sayın Pakdemirli bakanımıza sorum da Sayın Soylu kabine toplantısında buna ilişkin bir açıklama yaptı mı, savunma yaptı mı? Açıklaması sizi tatmin etti mi?

Sayın Bakanım, üç buçuk yaşındaki oğlumun yüzüne bakarken bu maskeli balodan dolayı utanıyorum. Sizin çocuklarınız yok mu?” 

Bu soru kamuoyunu ikiye böldü: İktidar yanlıları Turan'ı Fetöcü olmakla suçladı, muhalif kanat ise “cesur” sorusu nedeniyle alkışladı. 

Kestirmeden söylemek gerekirse ortada bir üslup sorunu var, gazeteci böyle soru soramaz, bir polemikte taraf olamaz, duygularını, kişisel görüşünü ortaya dökemez. 

Bir gazeteci basın toplantısında ya da haberinde, “19 yıllık bir toplum hareketi olarak başlayan milletin teveccühünü kazanan AK Parti...” ifadesi geçen bir cümle kuramaz. Gazetecinin siyasi görüşü toplumu ilgilendirmez. 

Bir gazeteci meseleyi kişiselleştiremez, “Sayın Bakanım, üç buçuk yaşındaki oğlumun yüzüne bakarken bu maskeli balodan dolayı utanıyorum” diye bir cümle kuramaz. 

Bir gazeteci, sorusuna konu olan kişiye hayranlık duyabilir ya da nefret edebilir ama bunu belli etme hakkına sahip olamaz. 

Bir gazeteci, “destan” gibi 101 kelimelik soru soramaz. 

Peki, Turan nasıl sormalıydı? 

“İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında kamuoyunda çok konuşulan iddialar var. İddialara katılıyor musunuz? Katılmıyorsanız neden?” ya da benzeri bir soru yeterli olurdu.

Bir de Turan'ın işten çıkarıldıktan sonra yaptığı açıklamaya bakalım:

"Kendi içimde AKP'nin artık fabrika ayarlarına dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Siyasetin adalet ekseninde kendi rayına oturması lazım. Ülke siyasetinin rayına girmesi ve huzur ortamı gerekliydi. Ben de kendime bir sorumluluk biçtim."

Turan gazeteciliği yanlış anlamış ama AA'da artık pek gazetecilik yapılmadığı, doğrusunu gösterecek kimse kalmadığı için kendi kendine böyle bir misyon yüklemesine şaşırmamalı!

Peki, bugün onun sorusunu alkışlayanlar aynı muhabir soruyu, "Sedat Peker Soylu bakanımıza iftira atıyor. Neden bu konuda bir şey söylemiyorsunuz" diye sorsaydı yine alkışlayacak mıydı?

İşin özü, gazeteci toplum adına her soruyu sorma hakkına sahiptir ama meseleyi kişiselleştiremez.

Kendi görüşümüze uygun bir soru duymak hoşumuza gidebilir ama bu, böyle bir üsluptaki sorunun gazetecilik ilkelerine ters düştüğü, külliyen yanlış olduğu gerçeğini değiştiremez.

Hangi gazetecilik mi?

Özellikle son 20 yılda yerle bir edilen, artık mumla aranan gazetecilik!