Bir musibet bin nasihat

Bir musibet bin nasihat

16 Haziran 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Emre Dilek

Avrupa Futbol Şampiyonası başladı. Çoğunluğumuz yakından takip ediyor. Özellikle pandemi süresince keyif vermeyen boş stadyumların yeniden izleyici ile buluşması da ayrı bir güzellik olarak ilgiyi arttırdı sanırım.  

Futbolun insanın en ilkel güdülerinin en medeni ikamesi olduğunu düşünüyorum. Popüler olarak dünyanın hemen her köşesinde kitlesel karşılık bulması, devasa bir endüstri olmasının ardındaki temel sebebi de budur bence. Kolay manipüle edilebilen bu duyguları ikame ettiği için siyaset de onu kullanmaktan hiçbir zaman imtina etmemiştir. 

Futbolun hiçbir zaman sadece futbol olmadığı defalarca gerek sözlerle gerekse de yaşanan olaylarla ispatlanmıştır. Her zaman siyaset ile iç içe olan bu spor dalı, yakın tarihe kadar diktatörlerin de en masum silahlarından biriydi. Salazar, Franco ve Mussolini futbolu propaganda aracı olarak başarı ile kullanmışlardır. İddia odur ki Salazar’a “Portekiz’i nasıl yönetiyorsunuz?” diye sorulmuş, Salazar da kısaca “3F” yanıtı vermiştir. Futbol, Fado ve Fatima. Franco’nun, "Bana 100 bin kişilik uyku tulumu yapın" dediği şey; Real Madrid'in meşhur stadyumu olan Santiago Bernabeu'dur. Rivayete göre Mussolini 1938 Dünya Kupası öncesi takımın hocası Pozzo’ya "Ya kazan ya öl" diye bir telgraf göndermiştir. Pozzo’nun bu rivayeti reddetmesine rağmen gerçek payı olduğunu düşünenler çoktur. 

Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku’nun futbol üzerine ilgisi ve etkisi bilinen bir gerçektir. Bu dönemde Çavuşesku’nun ve ordunun desteklediği Steaua Bükreş ile polisin ve muhaliflerin desteklediği Dinamo Bükreş rekabeti yaşanır. Ama 1988 yılında 1-1 biten kupa finalinde ofsayt olarak iptal edilen gol Devlet Başkanı Çavuşesku tarafından geçerli sayılarak maç 2-1 Steaua lehine tescil edilmiştir. 

Nazi Almanya’sında da Propaganda Bakanı Goebbels yenildikleri İsviçre maçından sonra kazanılacağı şüpheli olan hiçbir spor müsabakasına girilmemesi gerektiğini tavsiye etmiş ve şöyle demiş: "Bir futbol maçında kazanmak bu insanlar için doğuda bir şehrin fethinden daha önemli. Bu tür faaliyetler halkın moral çıkarı gereği yasaklanmalı." 

Geçen hafta sonu ertelenen Avrupa Futbol şampiyonası başladı. Milli takımımız da bu turnuvada yer alıyor. Avrupa futbol şampiyonasının başlamasına günler kala Kıraç’ın milli takımımız "Bizim Çocuklar" için yaptığı marş da girişte bahsettiğim temel güdüleri tetikleyici formattaydı. Zaten marş ritminde olan düzenlemeye bir de, "Sen askersin, sen Mehmetsin, Tüm dünyayı titreteceksin" sözleri eklenince, bilmeden dinleyenlerin herhangi bir spor dalı ile bağdaştırmasının mümkün olmadığı bir formata döndü şarkı.  

Kısacası zaman ve mekân fark etmeden futbolun bir savaş şeklinde algılanması standart bir gerçeklik.  Savaş şeklinde algılanmasının ötesinde gerçekten savaşa dönüşmüş durumlar da mevcut. Özellikle Güney Amerika kıtasında nerdeyse bir inanç sistemine dönüşmüş olan futbol ilginç ve bazen de korkunç olaylara sebep olabiliyor. Mesela El Salvador ve Honduras arasında alt sebebi toprak reformu ve göçmenlik olan bir sorun, asıl patlamasını yeşil sahada gerçekleştirir. 

Honduras’ta 1969 yılında yapılan Dünya Kupası eleme maçlarının ilkinde otelin önünde sabaha kadar gürültü yapan taraftarlardan dolayı uyuyamayan El Salvador takımı son dakikada yediği golle maçı 1-0 kaybeder. Kaybetmeyi kaldıramayan Amelia Bolanos adında 18 yaşında bir El Salvadorlu genç kız babasının silahı ile kendini vurur. Bolanos, televizyondan canlı yayınlanan büyük bir devlet töreniyle toprağa verilir. İşte bu ortam içerisinde rövanş maçı şiddet olaylarının gölgesinde oynanır maçı El Salvador 3-0 kazanır. Honduras’ın hocası ortamı "Kaybettiğimiz için şanslıyız" diye ifade eder. Daha sonra Mexico City’de oynanan Play-off karşılaşmasının ardından iki ülke diplomatik ilişkileri durdurur ve 100 saat sürecek ve sonradan "Futbol Savaşı" adını alacak savaşı başlatır. Her iki taraftan toplamda bin civarında asker ve iki bin civarında sivil kayıp verilir. Buna ilave olarak yüz binlerce köylü yerinden yurdundan olur. 

Buna benzer başka bir hikâye ise bize yakın bir coğrafya da Balkanlar'da yaşanır. Tito’nun ölümünden sonra ekonomik zorluklarında yaşandığı Yugoslavya’da etnik farklılıklar da milliyetçilik dalgası ile kaşınmaya başlanmıştır. Federasyon içerisinde Hırvatistan’ın başına geçen başına geçen milliyetçi Başkan Tudjman Dinamo Zagreb takımını destekliyordu. Sırpların Kızılyıldız takımının tribünleri ise daha sonra Bosna savaşında ismi katliamlarla anılacak olan Arkan’ın liderliğindeki çeteci Çetnikler’in eline geçmişti.  

Böyle bir ortamda 1989- 90 sezonunda da karşı karşıya gelir iki takım. Maçtan önce karışıklıklar ve kavgalar yaşanır. Stadyumda ise Sırpların milliyetçi marşlarına aynı şekilde karşılık verir Hırvatlar. Sonuçta arbede çıkar taraftarlar sahaya inerler, kavga büyür. Hatta sadece taraftarlar değil, farklı etnik kökene sahip polisler de birbirleri ile kavga eder. Kızılyıldız’ın soyunma odasına gitmiş olmasına rağmen Dinamo Zagrebliler sahada kavgalara karışırlar. Daha sonra ortaya çıkacak ve yakın tarihimizin en acı olaylarının yaşanacağı Yugoslavya iç savaşının ilk provaları yeşil sahalarda yapıldı demek abartı olmaz. Manşet fotosu ünlü futbolcu Boban’ın bu maçta çıkan kavga sırasında bir polise atmış olduğu sembolleşen tekmenin duvar resmidir. 

Bu kadar olumsuz ve aşırı örneğin yanında geçen hafta yaşanan yeşil sahalarda çok kötü sonuçlanabilecek farklı bir olay yaşadık. Danimarka ve Finlandiya arasındaki maçta Danimarkalı futbolcu Eriksen aniden yere yıkıldı ve sonradan edindiğimiz bilgilere göre kalbi durdu. Herkes şok içindeydi. Tüm sosyal medyada insanların bu olayın etkisi ile atmış oldukları endişeli mesajlar yağmur gibi yağmaya başladı. Tüm dünyadan insanlar kötü bir haber almamak adına ona iyi dileklerini ve dualarını gönderdiler. İyi olduğu öğrenildiğinde herkes derin bir nefes aldı.  

Futbol sporun ötesinde iyisi ile kötüsü ile tüm dünyadan milyarlarca insanı bir araya getiren tüm insanlığın ortak değeridir. Son olayda da görüldüğü üzere bu kadar rekabetçi bir ortamda dahi bir oyuncunun başına gelen bir talihsizlik herkesin olumlu duygular çevresinde kenetlenmesine vesile olabiliyor. Atalarımızın dediği gibi, "bir musibet bin nasihatten yeğdir."

Etiketler:  Futbol