Bir kulüpten ve bir futbolcudan fazlası

Bir kulüpten ve bir futbolcudan fazlası

21 Nisan 2021 Çarşamba  |   MG Özel

Emre Dilek

Geçen hafta İspanya’da "El Classico" adıyla bildiğimiz Real Madrid-Barcelona derbisi oynandı. Maçı Real Madrid 2-0 kazandı. Bu hafta da bazı Avrupa kulüplerinin yeni Avrupa Süper Ligi kurma haberleri ile açıldı. Bu takımlar arasında Real Madrid ve Barcelona da bulunuyor.

Yazının devamında da görebileceğiniz ezeli rekabetin ardından açgözlülük motivasyonu ile bu iki takımın el ele tutuşmuş olmasını ben eski bir Barcelona kulüp üyesi olarak yadırgadım maalesef. Buna ilave olarak bu hafta sonu ise Johan Cruyff ’un doğum günü. Katalonya ile futbol yan yana geldiğinde ilk akla gelen isimlerden birisi olan Cruyff‘un Barcelona ile kesişen yollarının hikâyesini biraz Madrid-Barcelona rekabeti baharatı ile tatlandırarak anlatmaya çalışayım. 

Öncelikle Real Madrid ve Barcelona derbisi bir derbinin ötesinde anlam ifade ediyor. Son birkaç senedir İspanya dışında da gündem olan Katalonya’nın bağımsızlık talepleri ve politik türbülansı takip etmişsinizdir. Bu sorunun modern kökleri diktatör Francisco Franco dönemine dayanıyor. İspanya iç savaş öncesinde Katalonya 1931-39 yılları arasında yani ikinci İspanya Cumhuriyeti'yle aldığı özerkliğini İspanya İç Savaşı'ndan sonra Franco'nun iktidarıyla kaybetmiştir. Franco’nun faşist yönetimi boyunca İspanyol milliyetçiliği ana unsur olmuş, onun dışında kalan tüm milliyetçi hareketler şiddetle bastırılmış ve İspanyol kimliği tek kimlik olarak empoze edilmiştir.  

"Futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir" derler. Bunun bir örneğini de İspanya’da görüyoruz. Yukarıda bahsettiğim milliyetçi politikaları ve İspanyol kimliğini popüler hale getirecek hikâyeyi faşist yönetim futbolda bulmuş ve bunu Real Madrid bünyesinde ete kemiğe büründürmüştür.

Bu paralelde "El Classico" rekabetini daha da derinleştiren bazı tarihi olaylar da yaşanıyor. İç savaşın ilk dönemlerinde o zamanki FC Barcelona kulüp başkanı ki "Şehit Başkan" diye anılır, Franco kuvvetleri tarafından vurularak öldürülür. 

İç savaş öncesi Real Madrid altyapısına futbolcu olarak girmiş, kaptan olarak futbolu bırakmış, daha sonra Franco’nun ordusunda Katalonya’da milliyetçiler tarafında savaşmış ve iç savaş yıllarında kulüp içindeki solcu yöneticilerin ortadan kaldırılmasını sağlamış bir figür diktatör tarafından özenle seçilmiş ve 35 sene görev yapacağı Real Madrid’e başkan yapılmıştır. Bugün Real Madrid’in stadyumunun da ismi olan Santiago Barnebeu'dur bu kişi.  Franco’nun yaşadığı dönem boyunca Real Madrid her konuda devlet desteğini almıştır. Mesela 1943 yılındaki İspanya Kupası yarı finalinin ilk maçını 3-0 kazanan Barcelona’nın soyunma odasına inen polisler, "Hâlâ bir çoğunuz futbol oynayabiliyorsa bunun hükümetin cömertliğine borçlusunuz" sözleriyle oyuncuları tehdit ediyor. İkinci maça federasyon Barcelona taraftarının maça gelmesini yasaklıyor. Futbolcuların takım otobüsüne ve otellerine saldırılar oluyor, sonuçta Real Madrid 11-1 kazanıyor ikinci maçı. 

Diğer önemli bir hadise ise, Alfredo Di Stefano’nun Real Madrid’e transferidir. Yıl 1952 Barcelona futbol tarihinin en önemli isimlerinden biri olan oyuncuyu transfer etmek ister ve anlaşır. Fakat Real Madrid bir Katalan kulübünün böyle önemli bir oyuncuyu transfer etmesini uygun bulmaz. Kulüp başkanı Marti Carreto tehdit edilir fakat bir sonuç alınamayınca federasyon iki kulüp arasındaki "anlaşmazlığı" çözmek için oyuncunun her iki kulüpte de dönüşümlü oynaması gerektiği konusunda karar alır. Bunu Barcelona kabul etmez ve oyuncudan vazgeçer. Gelmiş geçmiş en büyük futbolcular arasında yer alan Di Stefano’nun ne kadar muhteşem bir futbolcu olduğunu belki başka bir yazıda anlatabilirim. 
 

 Johan Cruyff

 

Yetmişli yıllara geldiğimizde, en son 1960 yılında lig şampiyonu olan Barcelona aradaki senelerde rakibi Real Madrid’e 9 lig şampiyonluğu kaptırmıştı ve bir şeyler yapılması gerekmekteydi.  Aranan kan Hollanda’da bulundu. Ajax’ta bazı sorunlar yaşayan Johan Cruyff’a talip oldu Barcelona. Tabii ki Real Madrid de devreye girer fakat Cruyff, "İsmi Franco ile anılan bir kulüpte oynamak istemedim. Barcelona bir kulüpten fazlasıydı" der ve imzayı atar. Di Stefano olayında olduğu gibi zorluk çıkaran federasyon aynı şekilde çeşitli sebeplerle Cruyff ‘un lisansını lig başladıktan 7 hafta sonra çıkarmıştır. 

İlk maçına Granada karşısında çıkar Cruyff. O sırada 14. sırada bulunan takım onun gelmesi ile alınan üst üste galibiyetlerle 14 haftada ligin zirvesine oturur. Ve 22. haftada sıradaki rakip Real Madrid’dir. Franco’nun da tribünde izlediği maçta Barcelona Cruyff ‘un da bir golle süslediği harika oyunla maçı 5-0 kazanır. Barcelonalılar sokaklara dökülüp zaferi kutlarlar. Franco tribünde rahatsızlanır. Rahatsızlığı tam düzelmez ve bu maçtan yaklaşık 1,5 sene sonra ölür. Belki de tabutuna son çiviyi bu maç çakmıştı. 

Cruyff Katalanların gönlünde özel bir yere sahip olur. Bir Amerikalı gazeteci maçtan sonra, "Cruyff yıllar boyunca Katalan politikacıların yapamadığını futbol ile yaptı" diye yazar. Doğan çocuğunun ismini tipik bir Katalan ismi olan "Jordi" koyar Cruyff. Bir Katalan azizinin ismi olduğu için yasaklıdır, nüfus idaresi tescil etmez ismi. O da Hollanda’ya gider, orada "Jordi" olarak kaydettirir ve pasaport çıkartır oğluna. Nasıl Barcelona bir kulüpten fazlası ise (Més que un club) Cruyff da Katalanlar için artık bir futbolcudan fazlasıydı (Més que un futbolista).

Yıllar sonra hoca olarak da görev yapar Cruyff Katalan kulübünde. Bu dönem Barcelona’nın en parlak zamanlarından biridir. Onunla beraber 90-94 yılları arasında 4 yıl üst üste şampiyon olurlar. Cruyff sadece Katalan futbolu için değil dünya futbolu için de önemli bir isimdir. Bugün seyrettiğimiz rüya takım Barcelona’nın temellerini Cruyff o günlerde atmıştır. Altyapıdan oyuncu yetiştirmeye yönelik akademi “La Masia”yı o kurdurdu. Bu akademiden daha sonra Messi, Inıesta, Xavi, Pique, Puyol gibi efsanelerin yanı sıra, Pep Guardiola gibi teknik direktörler çıktı. Bu oluşum dünyada başka birçok kulüp için de örnek oldu. 

Cruyff’un futbola en büyük katkısı, 70’li yıllarda hocası Rinus Michels ile birlikte “Total Futbol”u ortaya çıkarmalarıdır. Michels'in bu yeni futbol felsefesini ilk olarak oynarken sahada, daha sonra ise hoca olarak uygulamış ve geliştirmiştir. Cruyff’un oyun anlayışında tüm takım birlikte hareket eder. Oyun içinde, futbolcular sürekli yer değiştirir. Tüm futbolcular her yerde oynayabilecek bir yetenek ve yetkinliğe sahiptir. Barcelona’nın bugün oynadığı pasa ve sürekli alan değiştirmeye dayalı futbol anlayışı “tiki-taka”nın kökenlerini de bu felsefe oluşturuyor. O sadece oyun tarzına değil futbolun düşünsel tarafına da katkılar yapmış ve ruhunu değiştirmiş bir futbol bilgesiydi. 

24 Mart 2016’da hayata gözlerini kapatan futbolun bilge adamı "Sarı Fare" şöyle demiş: "Futbol aslında basit bir oyundur. Zor olan onu basit oynamaktır."  

Hayat da biraz öyle değil mi?..

Manşet fotoğrafı: Cruyff'un ölümünden bir kaç hafta sonra, 3 Nisan 2016’da oynanan El Clasico maçı öncesi 90 bin taraftarın "Teşekkürler Johan" koreografisi. 

Etiketler:  Futbol