'Bir haziran sabahı rastladım size...'

'Bir haziran sabahı rastladım size...'

16 Mayıs 2021 Pazar  |   MG Özel

Cenk Başlamış

“3 Haziran sabahı oy kullanmak için Fenerium tribününden aşağı inerken başkan adayı Ali Koç aniden yanımıza geldi, bizleri selamladı, 'Hazır mıyız' diye sordu ve sağ yumruğunu havaya kaldırdı. Cep telefonuyla çektiğim yukarıdaki fotoğrafta sadece kendine güven, gurur ve kararlılık değil, oy vermek için bekleyen genel kurul üyeleriyle görevlilerin ona yönelen hayranlık ve umut dolu bakışlarıyla inanç vardı.” 

Üç yıl önce yazdığım “Neden Ali Koç'a oy verdim” başlıklı yazımdan bir paragraf bu.

Peki, gerçekten neden oy vermiştim? 

Öncelikle Aziz Yıldırım'a yaptıkları için teşekkür edilmesi ve onun döneminin iyisiyle kötüsüyle artık geride kalması gerektiğini düşünüyordum. 

Ali Koç ise yeni dönem için “biçilmiş kaftan” görünüyordu. Dışarıdan bakıldığında, kulübü kendi çıkarları için kullanmayacak, elini taşın altına koymaktan çekinmeyecek, çağdaş bir yönetim modeli kuracak, Fenerbahçe'ye kaybetmeye başladığı büyüklüğü yeniden kazandıracak, vizyon sahibi bir lider. 

Ama üç yılın muhasebesini yaparken çok kızgınım. 

Hayır, hayır şampiyon yapmadığı, yapamadığı için değil. Cocu'yu kovduğu, Erol Bulut'a tahammül ettiği, Emre Belözoğlu'nu getirdiği ya da falanca futbolcuyu aldığı için de değil.

Verdiği sözleri tutmadığı için. 

Ne sözler mi vermişti? 

Birincisi şeffaf olmak. 

“Şeffaf olmanın” sadece başarılı günleri kapsadığını, işler kötü gidince ortadan kaybolunca, örneğin “Camiaya Sesleniş” programı sessiz sedasız yayından kaldırılınca anladım.

Beğenin beğenmeyin, büyük camialar liderin ağzından çıkacak lafa bakar. Liderin tavrı, söyledikleri ya da söylemedikleri camianın ruh halini belirler. Taraftar kızabilir, küsebilir ama 114 yıllık bir kulübün liderinin kaçma, saklanma hakkı olamaz. Tek yapması gereken çıkıp hatalar için öz eleştiride bulunmak ve umut ve inanç aşılamak, camiayı yeniden ayağa kaldırmaktı, yapmadı. Kaybedilen maçlardan sonra değil kazanılan maçlardan sonra kameraların önüne geçmeyi tercih etti.

Çağdaş yönetim sözünü de unuttu gitti. (Son zamanlarda kongrelerde online oy vermenin savunuculuğunu yapmaya başladı. Kongreler büyük kulüplerde camiaların kucaklaştığı bayram günüdür. Tamam çağa ayak uyduralım da, yoksa yüzüne yapılacak sert konuşmalardan korktuğu için mi bu konuyu gündeme getirmeye başladı?)

Başka neler yapmadı? 

Aslında 2 Haziran 2018'de adaylık konuşmasında söylediklerinin çoğunun içi boş olduğu ortaya çıktı. Gerçek şu ki, ne kadar aksini iddia etse de hiçbir hazırlığı yoktu. Aziz Yıldırım'ı neyle eleştirdiyse aynısını kendisi yaptı. Tanık olduğum Fenerbahçe tarihinde bu kadar büyük destekle gelen ama ama verilen krediyi bu kadar kısa zamanda tüketen başka bir başkan hatırlamıyorum.

Kampanya döneminde Kalamış'taki bir otelde yaptığı toplantıya katılmıştım. Bir üyenin sorusu üzerine, “Siz benim vizyonumu anlamamışsınız” demişti biraz da kızarak. 

Öyle değilmiş meğer, o bizim vizyonumuzu anlamamış.

Sahi, bizim bir de "liyakat" işimiz vardı, o ne oldu? 

Haksızlık etmeyelim, borç içinde yüzen kulübü ayağa kaldırmak için elinden geleni yaptı, Bankalar Birliği anlaşmasında dik durdu. 

Ama asıl oy verme nedenim Fenerbahçe'nin haklarını savunmasını beklememdi. 

Şu son üç yıla baktığımızda yaratıcı Bein protestosu dışında-ki o da aslında kör topal gitti-hatırda kalan bir şey var mı? 

Diğer takımların taraftarları farklı düşünse de Türkiye'deki futbol sisteminin Fenerbahçe ile bitmeyen bir kavgası var. 

İstiyorlar ki, Fenerbahçe "sistem"in içinde kalsın ama domine edemesin, kolu kanadı hep kırık olsun. Fenerbahçe, ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu, "sistem"in o var olmadan yaşayamayacağını ya anlamadı ya da anladı ama nedense gereğini yapmadı. Örneğin, 4 Nisan 2015 tarihinde Fenerbahçe otobüsünün kurşunlanmasından sonra ortalığı ayağa kaldırmak yerine sanki hiçbir şey olmamış gibi bir hafta sonra lige devam etmek tarihi bir hataydı. Hayatın acımasız ama şaşmaz kuralıdır, ne kadar susarsanız o kadar tepenize binerler. 

Koç bu kemikleşmiş yapıyı kırmak, en azından sallamak için bir şey yaptı mı hiçbir fikrim yok, haksızlık etmeyeyim belki uğraştı, olmadı. Ama şunu biliyorum: Fenerbahçe camiası Ali Koç'tan daha büyüktür ve daha güçlüdür. Demem o ki, iş adamı gibi değil Fenerbahçe Başkanı gibi hareket etmeli, tek bir işaretini bekleyen milyonların önüne düşmeliydi. 

Öfkeyle bunları yazıyorum ama kurallarını başkalarının koyduğu bir oyuna katılmayı kabul ediyorsanız başınıza gelecekleri, sonunda mutlaka kaybedeceğinizi baştan kabullenmeniz gerektiğini de biliyorum. 

Hiç olmazsa “vuruşarak” kaybetseydik...

Etiketler:  Futbol