Bir gözü açık kalmak

Bir gözü açık kalmak

11 Temmuz 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Ben uykuyu çok severim. Öğrencilik serüvenim ve meslek yaşamım istediğim kadar uyumama olanak vermediği için ömür boyunca uykusuzluk çektiğimden sabahları uyanmakta hep zorlandım. Sabah ayılamamalarımı anlatırken, "Bir gözüm açıkken diğer gözümle uyuyorum ben" diye kendimle dalga geçerdim. Gerçekten sabahları bir gözümü açıp, kalkmak için olabilecek en geç saati kollarken diğer gözümü kapalı tutardım ki eğer hâlâ uyuyabileceğim bir beş dakikam bile varsa tam ayılmayayım da onu da uyuyabileyim. Öyle bir uyku düşkünlüğü işte. Neyse ki emekli oldum da gönlümce uyuyabiliyorum artık.   

Bir göz açıkken diğer gözle uyunabilir mi gerçekten? "Saçmalamasana Nevin, uyuyan göz müdür ki tekini ya da çiftini kapattın diye uyuyasın" derseniz elbette haklısınız. Ama kazın ayağı pek de öyle değilmiş.  

Kaz dedim de, bazı ördeklerin tek gözleri açık uyudukları gözlenmiş. Bu durum kazla, ördekle sınırlı da değilmiş. Bazı cins yunuslar, balinalar, bazı cins tavuklar, kuşlar da tek göz açık uyuyormuş. Tek göz açık uyumak öyle enderi nadirattan bir durum da değilmiş. Bu bir korunma stratejisi imiş. Tehlike halinde uyanıp kaçabilmek için bir göz açık tutuluyormuş.  

Elbette uyanık kalan sadece göz değilmiş, o gözün bağlı olduğu beyin de uyumuyormuş. 21. yüzyılın en heyecan verici bilim dallarından biri olan uyku bilimi bir gözü açık uyuyanların karşı beyin yarısında “USWS: Tek Yarı Küresel Yavaş Dalga Uykusu” kaydetmekteymiş. Özetle beynin bir yarısı uyurken diğer yarısı nöbetçilik etmekteymiş.

İnsanların tek gözle uyuyanı yok. Demek ki evrim sırasında biz bu özelliğimizi kaybetmişiz. Demek ki artık hayvanlar kadar güvensiz ortamlarda yaşamadığımız için yarım beyin nöbetçiliğine ihtiyacımız kalmamış… 

Uyku bilimi, uyku laboratuvarında uyuyanlar üzerinden gelişen bir bilim dalı. Kafanıza, göğsünüze hatta kol ve bacaklarınıza yapıştırılan elektrotlar ile uyuduğunuz ve video ile sürekli kaydedildiğiniz bir oda düşünün. Böyle bir koşulda nasıl uyur ki insan. Pek kolay uyuyamayacağı aşikâr. O yüzden uyku incelemeleri genellikle art arda birkaç günlük yapılır. İlk gece alışmaya ayrılır, değerlendirmeye pek alınmaz. Ortama alıştıktan sonraki gecelerin kayıtları uykunun gerçek özelliklerini gösterir.  

Ancak birinci gecenin kayıtlarında ilginç bir şey fark edilmiş: USWS gibi bir şey. Yani laboratuvar ortamında ilk kez uyuyan deneklerin bir beyin yarısı tam uyumayıp nöbet bekliyormuş. Tıpkı tek gözü açık uyuyan bazı hayvanlar gibi. Bu durum yani bir beyin yarısının tam olarak uykuya geçemeyişi sadece uyku laboratuvarında elektrotlar bağlandığında oluşan bir şey de değilmiş. Yabancı bir evde ya da seyahatte ilk gece uykusunda da aynı şey oluyormuş. O yüzden biz yabancı bir ortamda uyumak zorunda kaldığımız ilk gece "Doğru düzgün uyuyamadım, yatağı yadırgadım herhalde" falan filan derken aslında bunu diyormuşuz. Yabancı ortamdaki ilk gece uykusuzluğumuzun nedeni tek göz açık uyuyan hayvanlarla aynıymış: Kendimizi emniyette hissetmemek.  

Uyku biliminin keşifleri arttıkça niye uyuyamadığımız sorusunun pek çok farklı cevabı olduğunu da öğreniyoruz. Niye uyuduğumuzu da giderek daha iyi anlıyoruz. Kim bilir belki bir gün "gözü açık gitti" lafının tam anlamını da kavrayabiliriz.  

Niye iki ayrı beyin küresine sahip olduğumuzu da umarım yakın bir zamanda anlarız. İki kulaklı iki burun delikli, iki beyinli yaratıklar olduğumuza göre, iki gözü kapalı uykular diliyorum hepimize.  

Artık tek gözle uyumak zorunda olmayışın şerefine…