Bir baba bir oğul bir davul

Bir baba bir oğul bir davul

24 Ekim 2021 Pazar  |   Günlük

Gazeteci Cenk Başlamış'ın Genesis grubunun 14 yıl aradan sonra sahnelere dönüşüyle ilgili olarak Açık Radyo'nun internet sayfasında yayınlanan yazısı:

"Sahnedeki adamın hasta olduğu çok belliydi, şarkılarını oturduğu koltukta zorlanarak söylüyordu ama aslında aklı da kulağı da arkasındaki gençteydi. 

Davul çalan genç adamın tek bir notasını kaçırmamaya çalışıyor, duyduklarından müthiş keyif alıyor, fırsat buldukça seyircilere sırtını dönerek gözleri dolu, gururla seyrediyordu. Gururlanmakta haksız değildi çünkü gencin performansı müthişti. 

Binlerce kişinin karşısında oturarak şarkı söylemeye çalışan hasta adam Phil Collins, davul çalan ise 20 yaşındaki oğlu Nick Collins'ti. 

20 Eylül'de İngiltere'nin Birmingham kentinde 14 yıl aradan sonra ilk kez sahneye çıkan ünlü müzik grubu Genesis'in konserindeki duygu yoğunluğu sadece baba ile oğlu arasında yaşanmıyordu. Seyirciler de karmaşık duygular içinde altüst olmuştu: Bir zamanlar sahnede oradan oraya koşturan, şimdi ise sadece bastonla yürüyebildiği için oturarak şarkı söylemek zorunda kalan grubun solisti Collins'i o hâlde görmek herkesin yüreğini parçalamıştı. Üstelik oturan sadece o değildi, 71 yaşındaki gitarist Mike Rutherford ve grubun Amerikalı konser gitaristi 69 yaşındaki Darly Stuermer de uzun konserde zaman zaman dinlenme gereği hissediyordu. Ama hayranları Genesis'i o kadar çok özlemişti ki bu durum ve Collins'in iyi olmayan performansı kimsenin umurunda değildi. Efsane dönmüştü ve 70 yaşındaki adamın hastalığına meydan okumasına, sahnede iki buçuk saate yakın kalıp 23 şarkı seslendirmesine herkes saygı duymuştu. 

Aynı duygu Manchester'da, Leeds'te, New Castle'da, Liverpool'da ve 7 Ekim gecesi Glasgow'da da tam 11 kez hissedildi. 8 Ekim sabahı Genesis'in Twitter hesabı grubun içinde koronavirüse yakalananlar olması nedeniyle İngiltere'deki son dört konserin ertelendiğini duyurdu. Herkesin korku içinde aklına önce Collins geldi, fizik olarak çökmüş sanatçının koronayı alt etmesi olanaksıza yakındı ama neyse ki pozitif çıkanlardan biri değildi. 

Son albümünü 1997 yılında yapan, son konserini 2007 yılında veren Genesis pandemi nedeniyle iki kez ertelediği “The Last Domino?” turuna Birmingham'da başladı. ABD'yi de kapsayan 37 konserlik turnenin adındaki soru işareti herkesin ilgisini çekti. Büyük olasılıkla Genesis hayranlarına, “Bu bir veda değil, bakarsınız yeniden sürekli bir araya gelir, belki albüm bile yaparız” mesajını vermek istemişti. Ama turnenin başlamasından bir hafta önce Collins'i BBC'de görenler şoke oldu. Karşılarında dünyadan elini eteğini çekmek isteyen yorgun, bezgin, moral olarak çökmüş hasta bir adam vardı. Belli ki üç ay sürecek turne gözünde büyüyordu, herhalde olanak bulsa vazgeçerdi... 

1967 yılında İngiltere'de kurulan grupta görev dağılımı şöyleydi: Solist Peter Gabriel, gitarlarda Mike Rutherford ve Steve Hackett, klavyede Tony Banks ve davulda Collins. 

1969'da çıkan ilk albümün adı “From Genesis to Revelation”dı, bir yıl sonra “Trespass” geldi. Onları “Nursery Cryme”, “Foxtrot”, “Selling England by the Pound” ve 1974 yılında “And the Lamb Lies Down on Broadway” izledi. Her albümde daha çok ünlendiler, hele sonuncusu Progresif rok (progressive rock) tarihine geçen müthiş bir çalışmaydı. 

Ama hazırlık döneminde Gabriel'le grubun diğer üyeleri arasında baş gösteren gerginlik o albümün çıkmasından sonra kopuş getirdi ve sayıları dörde indi. Solistsiz kalan Genesis hiç kimsenin aklına gelmeyen bir çözüm buldu ve Collins davulu ikinci plana atarak mikrofonu aldı. O günleri, “Sahnenin en arkasından en önüne geçince herkesin içinde çıplak kalmış gibi oldum. İlk zamanlar performansım iyi değildi” diye hatırlıyor Collins. 1977'de bu kez de Hackett ayrılınca sayıları üçe düştü. Ertesi yıl çıkan albümün anlamlı ve romantik adı artık üç kişi kaldıklarını haber veriyordu: ... And Then There Were Three. 

Bu albümdeki “Follow You Follow Me” progresif rok tarzının ünlü temsilcisinin kulvar değişikliğine gideceğinin ilk habercisiydi. 

Yeni albümler eskisi gibi sofistike, hayranların “Ne demek istiyorlar acaba” diye kafalarını duvara vurduğu, ışıkları söndürüp kendinden geçtiği şiirsel sözleri olan parçalar değil, daha kolay dinlenen, nispeten daha basit şarkılardan oluşmaya başlamıştı. Genesis'e “yarı tanrı” gözüyle bakan hayranları pop tarzına yakın yeni şarkılara dudak büküyordu ama grup giderek ünleniyordu. 1986 yılında çıkan “Invisible Touch”tan beş şarkı birden aynı anda ABD'de listelere girdi; bu o ana kadar ABD'li olmayan bir grubun ya da şarkıcının elde edemediği bir başarıydı. Ana vatanı İngiltere'de bir numaraya yükselen altı albümün tamamı yeni dönem şarkılarından oluşuyordu. Grubun klasik müzik eğitimli klavyecisi Banks, o günlerde Wembley'de dört gün üst üste tek bir yerin boş kalmadığı konserler için, “İnanılmaz bir şeydi. Gözlerimize inanamadık, rüyada gibiydik” diyor. 

Bazıları, Genesis müziğinin kendi içinde evrim geçirdiğini ve aslında hâlâ progresif rok tarzında devam ettiğini düşünse de 1991 yılında “We Can't Dance”ı çıkaran grup başlangıç çizgisinden artık çok uzaklaşmış gibiydi. 

Özel yaşamındaki sarsıntılar nedeniyle Collins 1996'da gruptan ayrılma kararı alınca Rutherford ve Banks İskoç şarkıcı Ray Wilson'la devam kararı aldı. Ertesi yıl Genesis'in 15'inci ve sonuncu stüdyo albümü “Calling All Stations” çıksa da artık yol bitmişti. 

Ama Collins'in sürpriz dönüşüyle 2007'de grup 40 konserlik bir turneye çıktı ve büyük başarı elde etti. Roma'da yarım milyon kişinin koşarak geldiği ve büyülenmiş gibi izlediği konser Genesis'in en müthiş sahne performanslardan biri olarak tarihe geçti. Ama o zaman bile Collins'in sesi artık yüksek notalara çıkamıyor, davulun başına geçtiğinde sol bileğindeki sorun nedeniyle çektiği acı yüzüne yansıyordu. 

O tarihten sonra Collins hep sağlık sorunlarıyla boğuştu, İsviçre'deki evinde düşüp hastaneye zor yetiştirildiğinde o kadar kötü durumdaydı ki doktorlar ailesine, “Vasiyeti hazır mı” diye sordu. Sorunlar üst üste gelmişti, hem omuriliğinde zedelenme vardı hem şeker hastasıydı hem de “düşük ayak” diye bilinen rahatsızlığı nedeniyle özel ayakkabı giymek zorundaydı. Geçirdiği ameliyat sonrası parmaklarında oluşan his kaybı nedeniyle önceleri sadece bagetleri eline bantlayarak çalabiliyordu, sonradan onu bile yapamamaya başladı. 

2019'da, hiç beklenmedik bir anda Genesis yeniden sahnelere döneceğini açıkladı ama pandeminin yayılmaya başlamasıyla planlar iki kez ertelendi. Son albümün 24 yıl önce çıkmasına, son konserin 14 yıl önce verilmiş olmasına, Collins'in artık sadece oturarak zorlukla şarkı söyleyebilmesine rağmen “Genesis tarikatı”nın iflah olmaz üyeleri Birmingham'dan başlayarak konserlere koştu, bazıları grubun peşine takılarak şehir şehir gezdi. “Bu hâlde sahneye çıkılır mı!” diyenler olsa da, Youtube'da “Böyle döneceklerine hiç dönmeselerdi!” konulu videolar yapılsa da hayranları artık 70'ine gelmiş üç sanatçıyı sevgiyle, saygıyla kucakladı. Genesis “oturarak” da olsa dönmüştü işte, başka hiçbir şeyin önemi yoktu. 

54 yıllık müzik serüvenine derlemeler ve konserler dahil 25 albüm sığdıran, kabaca 200'e yakın beste yapan, albümleri 150 milyon satan, tarzı ister “proggy” isterse “pop” olsun, sevelim sevmeyelim, Genesis müzik tarihine adını platin harflerle kazıdı. 

Biletim olmasına rağmen İngiltere'nin Türkiye'deki Biontech aşısını o zamanlar kabul etmemesi nedeniyle 7 Ekim'deki Glasgow konserine gidememenin üzüntüsünü içimde hep taşıyacağım..."

Açık Radyo'daki "Babil'den Sonra" programında yayınlanan "Gidemediğim Genesis konseri" başlıklı söyleşiyi dinlemek için tıklayın