Bilimin evrimine tarihsel bakış

Bilimin evrimine tarihsel bakış

11 Haziran 2022 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

İnsan, taş araçları ilk kullanmaya başladığından yani yaklaşık 3,3 milyon yıldan bu yana bilginin ve bilimin evrimine yön veren buluşlar yapmakta. Taşı taşa vurarak keskin kenarlar elde etmek en basit araç üretme yoluydu. Taş yardımıyla yeni araçlar üretmek, bilişsel gelişim açısından önemli bir dönemeç oldu. Örneğin taşı ağaç dalına vurarak, keskin uçlu bir sopa elde etmek o çağ için önemli bir gelişmeydi.  

İnsan bir adım daha ileri giderek kabaca 500 bin yıl önce bir taş parçasını sopanın ucuna bağlamayı akıl etti. Balta ve mızrak teknolojisini yaratmak oldukça önemli bir gelişmeydi. Mızrak hem balık avında zıpkın gibi kullanılıyordu hem de yırtıcılarla avcı arasında mesafe bırakmaya yarıyordu.  

Silah yapımının deneyimli avcılar tarafından gençlere öğretilmesi sorunu kendiliğinden çözüldü. Yazı bulunmadan önce bilgi aktarımı mağara çizimleri üzerinden sözlü olarak yapılıyordu. Kuşaklar arasındaki sözlü aktarım, konuşma dilinin ve insan iletişiminin gelişmesine değerli katkılar sağladı. 

Bilimin evrimi, meraklı ve kuşkucu birçok kişinin ortaya bıraktığı soru işaretleriyle yıllar içinde birçok aşamadan geçerek yol aldı. Özellikle vahşi hayvanlara, olumsuz hava koşullarına ve düşmanlara karşı güvenli barınma arayışı, insanı içgüdüsel olarak buluşçu yaptı.  

Önceleri ağaçlarda, kaya oyuklarında yaşayan insanlar sonra taş, çamur ve ağaç dallarını kullanarak ilkel kulübeler inşa edip, üzerini yaprak veya kuru otlarla kapladılar. Kendini korumak için balta ve mızraktan sonra taş ve ağaç parçalarından sapan ve ok, yay gibi silahlar ürettiler. 

Taş çağı insanları, yiyeceklerin bozulmasını önlemek ve kemirgenlerden korumak için çanak çömlek gibi kaplar üretti. Kil çamuruna biçim veren çömlekçi çarkını döndürme fikrinin, M. Ö. 3.600 civarında Mezopotamya'da ortaya çıktığı düşünülüyor. Ayrıca bu çağda müzik aletlerinin kullanıldığına dair arkeolojik kanıtlar var.  

Orta Doğu'da Tunç Çağı'nın başlamasıyla birlikte kentler birleşerek devletlere evrildi, sınır ötesi alışveriş arttı. Bu çağa adını veren tunç alaşımı (diğer adıyla bronz) %90 bakır  %10 kalay karışımından elde ediliyordu. Bakır ve kalayda ideal karışım oranının deneme yanılma yoluyla 9/1 olarak saptanması, bilimin gelişimi adına önemli bir kazanımdı. 

Ateşi denetli kullanmak, insanlığın gelişimine yön veren en önemli başarı olmuştur. İkincisi, tekerleğin icadı, üçüncüsü kuşkusuz Sümerlerin yazıyı geliştirmesi olmuştur. Yazının bulunmasıyla birlikte bilgilerin kalıcı olarak saklanması olanaklı oldu. 

Sümerler daireyi 360 dereceye bölerek matematik bilimine çok güçlü bir katkı sağladı. Bugün de kullandığımız saniye ve dakika ölçümündeki 60’lık yöntem, Sümerlerin 4 bin yıl önce geliştirdikleri 60 tabanlı sayı sistemine dayanır.  

Takvim en önemli erken buluşlarından biridir. İnsan yalnız içinde bulunduğu günleri bölmekle kalmıyor, tüm yılı belli bir mantık çizelgesine oturtmaya çalışıyordu. Orta Doğu, Hindistan, Çin ve çok daha sonraları Orta Amerika’da uygarlıklar birbirlerinde bağımsız olarak güneş ve ay takvimleri geliştirdi. Sümer ay takvimi, İslam dünyasında kullanılan takvimin de temelidir. 

Yabani bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi, insanlık tarihinde önemli bir dönüm noktasını temsil eder. İnsanoğlu bu süreci yaklaşık 13.000 yıl önce başlattı ve yönetti. Buğday, pirinç ya da sığır, koyun, keçi ve at insanın ihtiyaçlarına göre kullanıma uygun hale getirildi. Evcilleştirme süreci, neolitik toplumların evcil hayvanlara dayalı tarım ekonomisine geçişini kolaylaştıran bir köprü oldu. 

Arkeologlar, Taş Devri insanlarının hayvanın kemiğinden iğne ve bağırsağından iplik elde ederek, deri veya kürk giysiler diktiğine inanıyor. Özellikle yorganın icadı, insanlığın gelişimi üzerinde tahmin edilenden daha güçlü bir etkiye sahiptir.  

Neolitik dönem daha çok gözlem ve deneyime dayanan ampirik bilgi toplama ve işleme evresiydi. Eskiden her toplum evrenin doğasına ilişkin yanıtları kendi yaratılış mitlerine dayandırıyordu. O zamanlar bilim ve din kol kolaydı denebilir. M. Ö. 2000’lerde din adamları yıldızların seyrini inceleyerek ekim ve hasat için yerel takvimler geliştiriyordu.  

Tarım toplumuna geçiş ve ticaretin gelişmesiyle birlikte, bilgi kendini ilk kez kültür biçiminde gösterdi. Tarım, toprağı işleme bilimi olarak yapılandı. Erken çiftçilerin kışlık artı ürün biriktirmesi sayesinde nüfus yoğunlaştı, köyler, kasabalar, kentler ortaya çıktı.  

Buna paralel olarak sosyal yapılaşmaya ve meslekleşmeye dayalı bir toplum modeli gelişti. Bilginin organize ve sistematize edilmesiyle geliştirilen ambar, saban, ahır, çömlekçi çarkı, tekerlek, takvim, yazı ve sayılar insan zekâsının ürünleridir.  

Lübnanlıların ataları olan Fenikeliler, antik dünyada denizde büyük işler başarmış ama ayrıca cam üretmeyi ve alfabeyi geliştirmeyi akıl etmiş bir halktı. M. Ö 2. bin yıldan itibaren Antik Yunanlılarınkine benzer bir kent devletler birliği formatında örgütlenmişlerdi.  

Güney Suriye, Lübnan ve İsrail kıyılarından başlayıp Akdeniz’in iki kıyısında, adalarda, Ege’de ve Karadeniz’de birçok ticaret kolonileri kurdular. Tarihin önemli kentlerinden olan ve günümüzde Tunus’ta bulunan Kartaca da Fenikeliler tarafından kuruldu.  

Pusula ya da başka bir navigasyon aracı bulunmayan Fenikeliler harika deniz rotaları çıkarıyorlardı. Diğer denizci topluluklar yalnızca gündüzleri kıyıya paralel seyrederken, onlar Küçükayı ve Kutup Yıldızı'nı kullanarak geceleri de yelken açabiliyorlardı.  

Bilimsel bilgiye erişme sürecinin özü, yeni ve mevcut verileri temel alarak test edilebilir sonuçlar üretmek ve iyileştirilmesi amacıyla bunları dünyayla paylaşmaktır. Bilimsel bilgilerin değişmez ve kesin olduğunu asla söylenemez çünkü bir bilgi ancak yanlış olduğu kanıtlanana kadar geçerli ya da doğru sayılır.  

Karl Popper’e göre, dünyadaki tüm kuğuların beyaz olduğunu söyleyebilmek için dünyadaki tüm yaşamış ve yaşayan kuğuları görmüş olmak gerekir. Beyaz olmayan bir tek kuğu bile bulunduğunda kuram ya da yasa geçersizleşir. Nitekim gerçekten de güneydoğu Avustralya’da siyah kuğuların yaşadığı anlaşıldığında tüm kuğuların beyaz olduğu savı geçersizleşmiştir. Buna karşın, bilimde bir kuramın yanlış çıkması, o kuramın önermelerinin tümünün yanlış olduğu anlamına gelmez. Başka bir deyişle bilgi çöpe gitmez, bir gün başka bir bilim insanına esin verebilir.