Biden'ın kafasındaki tilkiler...

Biden'ın kafasındaki tilkiler...

29 Temmuz 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Küresel ısınma, iklim değişikliği, kuraklık, orman yangınları ve seller, artık ilgili ilgisiz herkesin dikkate almak zorunda olduğu yaşamsal risklerin, tahminlerin çok ötesinde hızla yükseldiğini yadsınamaz bir biçimde gözler önüne seriyor. Bu gidişata karşı alınması gereken önlemler bütün insanlığın ortak çaba göstermesini zorunlu kılıyor. Ancak siyaset ve hegemonya hırsı, en azından kısa vadede böyle bir iş birliğinin gerçekleşmeyeceğini garanti ediyor.

Tahmin edilebileceği gibi dünyanın en büyük iki ekonomik ve askeri gücü olan ABD ve Çin’den söz ediyoruz.

İki ülke arasında, belki bir iletişim kanalı oluşabilir umuduyla hafta başında yüksek düzeyde bürokratlar arasında yapılan ikili görüşmeler sert demeçlerin verilmesiyle noktalanınca, ne çabaların sürdürülebileceği bir yolun uzandığı tünel ne de o tünelin ucunda bir ışık görme umudu kaldı ortada.  Sözü edilen görüşmeler Çin’in Tianjin kentini ziyaret eden ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman ile Çinli muhatapları arasında yapıldı, Sherman sonra Çin Dışişleri Bakanı  Wang Yi ile de bir araya geldi. Ziyaret sonunda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, iki taraf da görüşmeleri kendi isteklerini dile getirdikleri “tirad”lar için kullandılar ve karşı tarafı dinlemeyi bile zül gördüler. 

Elbette bu durum, Donald Trump döneminden beri hızla baş aşağı giden ikili ilişkilerde hâlâ canlı kalması umut edilen çevre sağlığı konusundaki iş birliği olasılığına da önemli bir darbe vurdu ama daha genel bir değerlendirme yapıldığında, durumun “kaygı verici”den “çok vahim”e doğru ciddi bir sıçrama yaptığı gerçeğine de önemli bir vurgu oluşturdu. 

Bu vahim durum şöyle özetlenebilir: Dünya yaklaşık bir asır sonra Birinci Dünya Savaşı (çarşamba günün başlamasının yıl dönümüydü) öncesi durumun adeta karbon kopyasını andırıyor, bir farkla ki cephelerin safları tek kıta üzerinde değil küresel ölçekte dizilmiş durumda. Çin ve Rusya adı konmamış bir ittifak içinde ABD’nin küresel hegemonyasını koruma/sürdürme çabalarını boşa çıkarmaya çalışırken, ABD, zengin kapitalist ülkeler üzerindeki tüm nüfuzunu kullanarak kendi ittifaklarını güçlendirmeye uğraşıyor. Elbette iki blok arasındaki gerilim/ rekabet/çatışmanın teknolojik, ekonomik, finansal ve askeri tüm boyutlarıyla yaşandığını belirtmeye ayrıca gerek bile yok.

Bu noktada, her iki cephede de son altı ayda gözle görülür bir biçimde değişen bazı politikalara dikkat çekmek, belki de kısa ve orta vadede oluşabilecek gelişmeler açısından ipuçları verebilir. 

Önce Çin/Rusya cephesine bakarsak, saflaşmanın bu yanında görülen, daha çok ekonomik ağırlıklı bir çatışmanın ipuçlarını veriyor gibi: Rusya bu yılın ilk yarısında 186 milyar dolarlık ulusal varlık fonu rezervlerindeki  tüm ABD hazine bonolarını elden çıkaracağını ilan etti. Değeri yaklaşık 40 milyar dolar olarak tahmin edilen bu bonolara ilişkin kararı, miktar olarak çok önem ifade etmese de, Rusya Merkez Bankası’nın 2018 yılından beri sürdürdüğü, ekonomisini “dolarsızlaştırma” politikasını tırmandırarak, bir anlamda “ABD dolarına muhtaç olmadan da ekonomimizi çevirebiliriz”in ilanı olarak yorumlamak mümkün.

Çin ise yaklaşık altı haftadır küresel çapta etkili olan bazı kararlar alıp uyguluyor. Bunların başında, Bitcoin ve Ethereum başta olmak üzere tüm kripto paralarda yüzde 50’yi aşan fiyat düşüşlerine yol açan yasaklama kararı geliyor. Pekin yönetimi ülke topraklarında dijital para yaratmak için kullanılan ve çok yüksek oranda enerji kullanan tarayıcı bilgisayar programlarının kullanımını yasakladı; ardından, başta New York olmak üzere uluslararası borsalarda hisse senetleri işlem gören yüksek teknoloji üreticisi Çin firmaları üzerine adeta çullandı. Bu firmaların hesaplarına ve müşteri kabul eden uygulamalarına çok sıkı kontroller uygulamaya başlayan Pekin yönetimi, anlaşıldığı kadarıyla, gerilimin tırmanması halinde ABD’nin koz olarak kullanabilmesi olası tüm potansiyel enstrümanların denetimini eline alırken, Alibaba’nın sahibi Jack Ma gibi teknoloji milyarderlerinin halkın gözünde idol haline gelmesini önleyerek kapitalist kar anlayışının “Çin karakterli sosyalizm”i zehirlemesini engellemeye çalışıyor.

Öbür cephede ise, Biden’ın rakiplere ekonomik alanda koz vermeyi önleme çabası suya düşmüş durumda. ABD, Rusya’nın Baltık Denizi’nin altından Almanya’ya doğrudan gaz ve petrol satışını sağlayacak Kuzey Akımı 2 (Nord Stream 2) boru hattının yapımını engellemeye çalışıyordu. Bu boru hattının Ukrayna’yı dışlayarak doğrudan Almanya’ya ulaşmasını, hem Ukrayna’ya vurulmuş bir darbe hem de Almanya’da Rusya’ya enerji bağımlılığı yaratacak bir adım olarak değerlendiren Biden Beyaz Saray'ı bu konuda yenilginin ardından soğuk su içmekle yetindi. Almanya Başbakanı Angela Merkel’le Beyaz Saray’da görüşen Joe Biden, sade suya tirit bir açıklamayla, Rusya’ya bu boru hattını saldırgan amaçlar için kullanırsa “fena yaparız ha” gibi içi boş bir tehditte bulundu.

Ancak askeri anlamda Biden yönetiminin aldığı önlemler biraz daha derin bir incelemeyi gerektiriyor. Afganistan’dan sonra Irak’taki muharip Amerikan güçlerinin de yıl sonundan önce ülkelerine döneceğini ilan eden ABD Başkanı’nın ve Pentagon’daki generallerinin kafalarında hangi tilkiler dolaşmakta?

ABD’nin stratejik savunma doktrini, ülkenin iki cephede birden aynı anda savaş verebilmesini sağlayacak bir insan ve malzeme yeterliliğini sürekli olarak koruması gerektiğine hükmediyor. Afganistan ve Irak’tan çekilen askeri birlik ve malzemeler bu gerekliliğe bağlanabilir mi? Öte yandan, ABD (ve NATO) deniz kuvvetlerine bağlı gemilerin art arda ısrarla Boğazlar'dan geçip Karadeniz’de seyre çıkmaları ve Dedeağaç  üssüne sevk edilen yüzlerce ABD tankı ve zırhlı aracı hangi amaca hizmet etmeye hazırlanıyor?

Biden göreve ilk geldiğinde yönetimin izleyeceği dış politikanın ana hedefinin “Amerikan orta sınıfının güçlendirilmesi” olacağını ifade etmişti. Acaba bu, “savaş Amerikan halkına yarar” (war is good for business, business is good for America) mantığıyla yapılan bir orta sınıfa destek hazırlığı mıdır? Yoksa, ABD azalan petrol ithalatı ihtiyacı dolayısıyla Orta Doğu’dan ellerini yıkayıp tüm diplomatik, askeri ve ekonomik gücüyle Çin ve Rusya’ya yüklenerek ABD’nin hem en güçlü ekonomi, hem de en yenilmez askeri güç olduğunu ispat ederek yeni bir hegemonya tesis etmeye mi soyunuyor? 

Her ne hikmetse, kapitalizmin akıl hocası The Economist dergisi de, iki hafta önceki sayısının başyazısında Biden'a bir uyarıda bulunma ihtiyacı duymuş olmalı ki, ABD yönetiminin tüm hatlarıyla Çin'e yüklenmesinin pek de istenen sonucu yaratmayacağı imasında bulundu. Dergi, artık ABD'nin müttefiklerinin eskisi gibi sadece Washington'ın dümen suyundan gitmeyi kabul etmeyeceklerine işaret ederek (bakınız Nord Stream 2 örneği), Biden Beyaz Sarayı'nın diplomasi ve iş birliği köprülerini tümüyle atmamasını önerdi. Tabii Biden bu çizgiyi koruyarak Amerikan orta sınıfına “merak etmeyin, dünyanın en güçlü ülkesi sizin ülkeniz” deyip bir parmak bal yalatmaya çalışıyorsa, o başka.

Eğer niyeti oysa, Biden kendi avucunu yalamak zorunda kalabilir, büyük bir olasılıkla da öyle olacaktır. Belki de kendisine kadife sesli sanatçımız Nilüfer’in “Dünya Dönüyor” 45’ligini hediye etmek yararlı bir jest olabilir...

Etiketler:  Diplomasi