Biden’ın Çin doktrini

Biden’ın Çin doktrini

6 Haziran 2022 Pazartesi  |   Günlük

Dr. Hüseyin Korkmaz (tasam.org)

ABD-Çin rekabeti özellikle son dönemde yaşanan hızlı gelişmeler eşliğinde derinleşiyor. ABD Başkanı Biden’ın Asya ziyareti ve Tayvan ile ilgili sonradan tevil edilen sözleri ilişkileri gererken Çin’e yönelik stratejinin Dışişleri Bakanı Blinken tarafından ana hatları ile açıklanması rekabeti yeni bir safhaya taşıdı. 

Blinken’in George Washington Üniversitesi'nde yaptığı konuşmayı 21. yüzyılda Çin ile girilen küresel hegemonya mücadelesinin kabulü olarak yorumlamak mümkün. 

Aslında ABD devlet söyleminde Çin uzun süredir bir tehdit olarak algılanıyordu. 2018 yılından beri de ulusal güvenlik ile ilgili stratejik belgelerde Çin, revizyonist bir güç ve mevcut uluslararası düzene muhalefet eden bir ülke olarak tanımlanıyordu.

Trump döneminde keskinleşen bu söylem Biden tarafından da aynen devam ettirildi. Hatta Biden, Çin ile rekabetin 21. yüzyılın en önemli jeopolitik testi olduğunu ilan etti. 

Blinken’in konuşması böyle bir konjonktürde “stratejik netlik“ sağlamaya yönelik doktriner bir çaba olarak tanımlanabilir. Biden’ın Tayvan ile ilgili sözlerinin ardından yapılan “stratejik kafa karışıklığı“ yönündeki eleştirilerden sonra ABD’nin bölgeye dönük stratejik yaklaşımını kalibre etmeye çalıştığını görüyoruz. 

Blinken’in konuşması Çin’e yönelik stratejiyi “yatırım yap, uyum sağla ve rekabet et“ temaları eşliğinde ele alıyor. 

ABD, Çin ile rekabetinde öncelikle ekonomik bir çerçeve belirlemek istiyor. Bunun için Hint-Pasifik Ekonomik Çerçevesi de duyuruldu. Bunu da ayrı bir yazıda değerlendirmek gerekiyor. Geçen haftalarda Washington’da yapılan ASEAN zirvesinde de bölgeye 150 milyon dolarlık bir yatırım taahhüt edildi. 

Yatırım ile beraber Çin karşısında bir dengeleme sağlamayı hedefleyen ABD sonrasında bölgedeki ortak ve müttefikleri ile uyumlu bir hizalanma arayışında. QUAD ve AUKUS gibi butik güvenlik örgütlerinin mobilize edilmesi ile bunun önü zaten açılmıştı. Şimdi söz konusu yapılanmaların organize bir atağa kalkmaları hedefleniyor. 

Stratejinin ekonomik ve politik ayaklarının organize edilmesi ile beraber daha tatmin edici bir seviyede rekabet edilebileceği düşünülüyor. 

Blinken'in konuşmasını 'Biden doktrini' olarak tanımlamak mümkün. Doktrinin temeli tıpkı Truman doktrininde olduğu gibi ABD'nin Çin tehdidi altında bulunduğu korkusuna dayanıyor. 

Konuşma Çin'i uzun vadeli en önemli tehdit olarak tanımlarken 'yeni bir soğuk savaş' istenmediği de özellikle vurgulanıyor. Blinken’in iki dünya savaşı sonrası inşa edilen kurallar sisteminde atıf yapması dikkat çekici. Bu sözler aynı zamanda mevcut düzenin hamisi biziz şeklinde de okunabilir. 

Ancak “bu düzeni tek başımıza savunamayız“ diyerek Çin’e karşı ortak bir müttefik ağının kolektif hamlesine ihtiyaç duyduklarının da altını çiziyor. 

Blinken, “Çin, hem uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyetine hem de bunu yapacak ekonomik, diplomatik, askerî ve teknolojik güce sahip tek ülke." diyerek Çin’in niyetinin sistemi değiştirmeye yönelik bir eğilim içerisinde olduğunu ilan ediyor. 

Çin’in geleceğin teknolojilerine hükmetmeye çalıştığını iddia eden Blinken ABD’nin bu yarışta geri kaldığını da kabul etmiş oluyor. Henry Kissinger da sürekli olarak teknolojik vaziyetin küresel rekabette belirleyici olduğunu belirtiyor. 

Blinken konuşmasında ayrıca Çin ve Rusya’nın “sınırsız“ dostluğu ile Biden’ın Japonya ziyareti sırasında Çin ve Rus nükleer bombardıman uçaklarının ortak devriyesine atıfta bulundu. 

Blinken ayrıca “müttefiklerimize ve ortaklarımıza kendi asimetrik yeteneklerini geliştirmek için yardımcı olacağız“ derken akıllara Tayvan’dan başkası gelmiyor. 

Blinken’in konuşması bazı çelişkiler barındırsa da özetle Çin’in küresel rekabette ABD’nin rakibi olduğunu ve ABD’nin de Çin’i engellemeye çalışacağını ilan ediyor. Yöntem olarak da konvansiyonel yeteneklerden ziyade asimetrik kapasitenin artırımına işaret ediyor. 

Her ne kadar istemese de bu söylem ABD’nin Çin ile yeni bir soğuk savaşa hazır olduğunu zımnen de olsa ilan etmiş oluyor. Ancak asimetrik özelliklerinden dolayı hibrit bir soğuk savaş ile karşı karşıya olduğumuzu da eklemek gerekiyor. 

Yazının tamamını okumak için tıklayın

Etiketler:  Jeopolitik