Beynin evrimi ve tekrarın önemi

Beynin evrimi ve tekrarın önemi

28 Ağustos 2021 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Diller, bilimin en zorlu alanlarından biri olmalı. Onca heyecan verici gelişmelere karşın dillerin nasıl doğduğu, ilk ne zaman, nerede, kimler tarafından konuşulduğu konusunda hâlâ sadece varsayımlarda bulunabiliyoruz.  

İnsan beyninde dille ilgili olduğu düşünülen evrimsel değişikliklerin ne ölçüde dil evriminin nedeni ya da sonucu olduğu sorusu şimdilik yanıtsızdır. Ancak şurası kesin ki, dilin evrimi ile beynin evrimi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır ve aralarında karmaşık bir etkileşim vardır. 

İnsanın sosyal olarak etkileşimli yaratıklara dönüşmesini sağlayan bilişsel ve kültürel evrim insan beynine uyarlandı, biyolojik evrim de insan diline uyarlandı. İnsan olmayan primatlardan farklı olarak, insan beyni son 2,5 milyon yılda üç kat büyüdü. Beyin boyutundaki artışla orantılı olarak beyindeki nöronların ve sinaptik bağlantıların sayısı da arttı. 

On binlerce yıl önce bir tepede oturup ovayı izleyen birinin, "ben, tepe, otur, ova, izle" gibi sözleri birdenbire türetmiş olacağını elbette düşünmüyoruz. Düşünmüyoruz çünkü bu sözleri bağlam içinde türetip aktarmak için bile belli bir dilin var olması gerekirdi. 

Evrimsel sürecin bir armağanı olarak, dil konuşma kapasitesinin gelişimi kalıtsaldır ancak dil değildir. Bulgulara göre, konuşma becerisinin kalıtsal olduğunu kesin olarak söyleyebiliyoruz. Bununla birlikte, konuşma aygıtı üzerinde konuşlanan dil, daha sonra tamamen sosyokültürel çevreden edinilir.  

Sözlü iletişim geliştirmek gibi benzersiz bir yeti, insana özgü bütünsel evrimden ayrık düşünülemez. Sonuçta sadece insan; sınırsız sayıda fonetik kodlama ve düşünce üretme kapasitesi geliştirerek, karmaşık ses kombinasyonlarına anlam yüklemeyi başarmıştır. Bu sayede kültürel birikim gelecek kuşaklara aktarılabilmiş ve toplumların karakteri kökten değişmiştir. 

Nöropsikoloji uzmanı Christopher Petkov ve ekibi (Newcastle Üniversitesi), konuşmayla ilgili özelleşmiş nöronları içeren beyin bölgesinin evrimi ile dilin gelişimi arasındaki ilişkiyi inceliyor. Araştırmaları, kısa süreli işitsel bellek kapasitesine sahip erken ataların ciddi bir 'ön konuşma etkinliği' içinde olmuş olabileceklerini gösteriyor.  

Örneğin, Homo Erectus döneminde insanların doğadan yansıyan sesleri örnekleyerek ses yapısını iyileştirmeye çalıştıkları düşünülüyor. Geniş aile grupları halinde yaşayan Homo Erectus insanlarının sınırlı da olsa iletişim kurabildiğini varsaymak yanlış olmaz. En azından anne, baba, taş, su, benim, sen, ben, gel, git, kes, al, ver gibi anlamları karşılayacak öncelikli sözleri geliştirmiş olmaları beklenir 

Günümüz dünya dillerinin yaklaşık 150 bin yıl önce doğmuş orijinal bir proto dilden (anadil) türediği ve Homo Sapiens'in Afrika'dan göç etmesiyle gezegene yayılmış olabileceği görüşü yaygın olarak benimsenir.  

Anadil veya yabancı dil öğrenmek hatta sıfırdan bir dil yaratmak için beyinde izlenen yollar arasında büyük bir benzerlik vardır. Örneğin, bir enstrüman çalmayı veya Rusça konuşmayı öğrenirken, nöronların oluşturduğu trafik temelde çok benzer bir modellemeyi izler. 

Beynimizde daha önce hiç denemediğimiz bir aktivite için nöron izi veya sinir yolu bulunmaz. Bu izler ve yollar, duyusal uyaranların tetiklediği kimyasal tepkimeler tarafından oluşturulur ve aralıklı yinelemeler yoluyla bir davranış kalıbı olarak sinir sistemine işlenir. Nasıl ormandaki toprak, üzerinde yüründükçe bir patikaya dönüşüyorsa, dil öğrenirken de önce nöronlar iz bırakır ardından bu izler öğrenme patikalarına dönüşür. 

Bu nedenledir ki, daha önce hiç gitar çalmayı denememiş biri, normalde ilk denemede çalamaz. Daha önce hiç Rusça öğrenmemiş biri de Rusça bilenlerin yanında Fransız kalır. 

Herhangi bir dili öğrenmeyi mümkün kılan temel mekanizma, beyindeki nöron izlerinin tekrarlar yoluyla güçlenerek kalıcı bir deneyime dönüşmesi şeklindedir. Tekrarlama olmadan ana dilimizi de, başka dilleri de öğrenemeyiz.