'Beyaz Türk faşizmi'

'Beyaz Türk faşizmi'

29 Kasım 2021 Pazartesi  |   Mentor

Mentor

Öncelikle evrensel hukuk kuralını hatırlatayım: Suç ve ceza şahsidir, kimse bir başkasının suçu nedeniyle cezalandırılamaz. Ayrıca ayrımcılık ve nefret yasalarımızda suçtur. Olayı bile anmak istemem, konu Müslüme Yağal olayı, psikopat bir dede sağlıklı bir insanın yapamayacağı şeyler yapmış. Ancak buradan sonra işin rengi değişiyor ve buna benzer her olaydan sonra geçmişte elitizme ve faşizme alışmış ve yaptıklarıyla bugün yaşadıklarımızın alt yapısını oluşturmuş faşist Beyaz Türkler ortaya çıkıyor ve tüm Anadolu insanını "sapık" ilan ediyor. 

Bu o kadar kanıksanmış bir şey ki Müslüme'nin dedesi kadar sapık ve faşist fikir sosyal medyada serbestçe söyleniyor, üstelik yasalarımıza göre suç olmasına rağmen. Bu insanların motivasyonunu anlıyorum, Atatürk sonrası bir tür oligarşik yapıya dönüşmüş Türk siyasal sisteminin "kaymağını" yiyen insanlar bunlar. Anadolu insanını parya, kendilerini de onların sahibi gibi görmeye alışmışlar. Onlara göre Anadolu insanı temizlikçi, kasketli, boynu bükük amele vs. ve öyle kalmaları lazım; azıcık söz sahibi olunca hemen aşağılanmaları ve yok edilmeleri gerekiyor. 

Bunlar ülkenin bugün içinde bulunduğu durumun da en büyük sorumlusu; devlet bürokrasisinde yer tutmuş dedeleri, onların tavassutu ile çok uluslu şirketlerle iş birliği yapıp zengin olmuş babaları ve devlet üzerinden doğuştan kazanılmış züppelik hakkı olan oğulları, kızları. Anadolu insanı biraz başını kaldırınca da darbe ve zulüm. Atatürk sonrası Cumhuriyet ve çağdaşlaşma yoluna çıkan en büyük engel ne tarikatlar ne de Fetö'dür, bu faşist Beyaz Türklerdir. Atatürk'ten devraldıkları Cumhuriyeti bir tür oligarşik faşist cumhuriyet haline getiren bunlardır, darbecileri alkışlayıp Evren'e övgüler yağdıran bunlardır. Sayelerinde Atatürk ve Cumhuriyet sevgisinden uzaklaşan halk yaptığı yanlışı yeni yeni anlıyor. 

Bir de bu adamların bu iğrenç faşizmi "sol" ve "çağdaş" görüntüsü adı altında yapıyor olmaları beni daha da delirtiyor. Hangi sol, hangi çağdaşlık? Orta Çağ karanlığının 21. yüzyıla ulaşmış hâli bunlar. Solun doğası insanın mutluluğudur ve diğer insandan ancak başkalarına ve doğaya kötülük yaptığında nefret eder. Bunlar ise sadece kendini seven ve olayları sadece kendi bakış açısı ile gören sosyopat insanlar. Bu sapıklığı alenen, uluorta yapıyorlar ve Anadolu insanının ezilmişliğini siyasi slogan haline getirip iktidar olmuş bir parti de bunları görmezden geliyor. Bu insanların Hitler'den ne farkı var, yarın bir gün toplu cinayetlere neden olabilecek bir hasta fikrin taşıyıcılığını yapıyorlar.   

Bu çirkin faşistleri ve türlü ayrımcılığı yok etmenin yolu "fırsat eşitliği" ve sosyal adaletin sağlanmasıdır. Sosyal sınıflar arası geçiş olması, kastlaşma ve hakim sınıf yaratılmasına engel olacaktır. Şu anda eğitimin sadece parası olanın tekeline geçmiş olması sınıflar arası geçişgenliği tamamen ortadan kaldırmış ve fakirlik kalıcı hâle gelmiştir. Eskisi gibi bu fakirliği taşıyacak imar affı, değnekçilik, limon satma, ayakkabı boyacılığı, arabada köfte ekmek satma gibi marjinal meslekler de çağını doldurmuş, "varoş zenginliği" de tarihe karışmıştır. 

Anadolu insanını temsil ettiğini iddia eden bir iktidar döneminde bunların yapılmaması, sol olduğunu iddia eden bir ana muhalefet partisinin bırakın bunlara çözüm bulmayı, Anadolu faşizmine kucak açıp mutlu azınlık partisi yolunda ilerlemesi, Anadolu kültürünü temsil eden, Yörük ruhu taşıdığını iddia eden iki milliyetçi partinin faşizme ve Anadolu'nun yok olup paryaya dönüşmesine sessiz kalması bu ülkenin acıklı durumunun ifadesidir. 

Her fırsatta bayraklı tabutlarla evlerine gönderdiğimiz bu insanlar binlerce yıldır taşıdıkları yükten yorgunlar, biraz mutlu olmayı beklerken şimdi "sapık" olarak damgalanıyorlar. Umarım o çarpık hasta kafalarınızı bu toplum geç olmadan fark eder. 

Yazıyı hem Anadolu insanını hem de Fenerbahçe'yi içeren bir yaşanmış olayla bitireyim...

Lise son sınıftayız ve benim bildiğim, gördüğüm herkes Fenerbahçeli. Ülkenin büyük şehirlerinden birine yakın küçük bir kasabada yaşıyoruz. Elbette fırsat bulunca Fenerbahçe maçına gitmek en büyük hevesimiz, gerçi paramız çok nadir oluyor. Neyse, yol ve bilet parasını denkleştirdiğimiz bir gün "gider maça gireriz, dönüşe Allah kerim" deyip yola çıktık 4 arkadaş. Maça gittik, izledik, yendik ama dönüş parası yok. Otostop vs bir köye kadar geldik. Gece yarısı olmuş, soğuk, üstümüz de ince bekliyoruz yolda, yanımıza bir amca geldi dedi ki; "Bu saatte buradan  araç geçmez, gelin sizi misafir edelim yarın erkenden yola çıkarsınız." Aç ve üşümüş durumdayız, birbirimize baktık biraz da çekinerek kabul ettik. Köy odasına aldılar bizi, önce her evden yemek geldi artık ne varsa, sonra bizi yalnız bıraktılar ama önce yatak ve çarşaf getirdiler. Ne yatak ne de çarşaf kullanılmıştı, yatarken utandık. Sonra sabah karnımız doyurup çevirdikleri tanıdık bir araçla kasabamıza dönmemizi sağladılar. 

Şimdi Beyaz Türk sapıklarının bu hikâye ile dalga geçeceklerini biliyorum ama gerçek bu, sapık ve sosyopat olan onlar.