Belki Godot da bizi bekliyordur

Belki Godot da bizi bekliyordur

30 Aralık 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Emre Dilek

Estragon: Hadi gidelim. 

Vladimir: Gidemeyiz. 

Estragon: Neden? 

Vladimir: Godot’yu bekliyoruz.

Estragon: Ha! 

2020'nin sonuna doğru yaklaştığımız günlerde, Time "2020 şimdiye kadarki en kötü yıl" başlığını kullandı. Avustralya’daki yangın ve Beyrut’taki patlama gibi yurt dışındaki kara haberlerin yanında ülkemizde de 2 deprem bizi çok korkuttu. Sosyal ve politik karışıklıklar çeşitli ülkelerde gündemi işgal etti. Bu gibi ülkesel olayların dışında global ölçekteki Covid-19 pandemisi ise tüm toplumları etkiledi. Hayat alışkanlıklarımız, iş modellerimiz, eğitim sistemlerimiz hatta ve hatta en yakın eş dost ve akraba ile olan ilişkilerimiz bile ‘’yeni normal’’ kurallarla şekillenmeye başladı.  

Tüm dünyada farklı merkezlerde gerçekleşen aşı çalışmalarından olumlu haberler gelmiş olması ve bir çok ülkede aşılama çalışmalarının başlamış olması pandeminin yarattığı kasvetli hava içerisinde tüm insanlara bir nebze de olsa umut da aşılamış oldu. Virüse karşı el yıkama, maske ve sosyal izolasyon dışında bir şey yapamıyor olmamız, bu önlemlere rağmen salgın hızının azalmaması ikinci dalgalar, mutasyon derken tabiri caizse gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi bekliyoruz. Tüm dünya aşının bulunmasını bekliyordu, biz de dahil. Oralarda aşılamalar başladı, biz yine beklemedeyiz. Kime, nasıl ve ne zaman yapılacak bilgimiz yok. Bekliyoruz. 

Samuell Becket, "Godot’yu beklerken ertelenmiş umutlardır perişan eden insanı" diyor. 1949 yılında yazdığı "Godot’yu Beklerken" adlı absürt tiyatro örneği oyunu tepkiyle karşılanmış olsa da alanının klasikleri arasındadır. 1953 yılında ilk kez seyirci karşısına çıkabilmiştir. İkinci Dünya Savaşının yaratmış olduğu yıkım gerek Hitler ve Nazi Almanya’sı gerekse de Japonya’ya atılan nükleer bombalar insanların gelecek umutları ve beklentileri üzerinde karamsar bir etki bırakmış olmuştu. Bu umutsuzluğu ve bir türlü eyleme geçememenin hikayesini anlatır Becket. 

Gelecek zamanlarda beklentilerimizin gerçekleşeceği güzel günler olduğunu düşünüyoruz çoğu zaman. Acaba yarınki beklentilerimizin esasında bugün aldığımız kararlar ve eylemler neticesinde ortaya çıkacağını fark edebiliyor muyuz? pandeminin etkilerinde de gördüğümüz gibi dünya çok hızlı değişebiliyor ve her zaman bu değişimin kontrolünü elimizde tutamıyoruz. Aşı da bir gün gelecek tabii ama sadece aşı mı beklediğimiz?

Becket’in eserinin kahramanları olan Estragon ve Vladimir her gün belirli bir rutini tekrar ettikleri için zamansal anlamda boşluktadırlar çünkü dün bugün ve yarın arasında ilişki kuramazlar. Bu ilişki örgüsünü kuramadıklarından sözcükler ve diyaloglar da onlar için anlamını yitirmiştir. Ne kendine özgü yaşam tercihleri yapabilirler ne de eyleme geçebilirler. Ortaya düşünsel bir nesne koyamadıkları gibi içinde bulundukları dünyayı anlayamazlar, tanımlayamazlar.  

İçinde bulunduğumuz dönemde ekonomik sosyal kültürel birçok olumsuzluklarla karşı karşıyayız. Kısa vadede bunların iyiye gideceğine yönelik işaretler ise çok zayıf. Daha iyiyi ve güzeli umut ediyoruz. Bir sabah uyanalım her şey değişmiş olsun istiyoruz. Onlar değişeceğini ümit ettiğimiz güne kadar da rutinlerimiz içinde yaşamaya devam ediyoruz ve bekliyoruz. 

Vladimir: Eee, gidelim mi? 

Estragon: Evet, gidelim. 

Kımıldamazlar... 

Herkese 2020’den daha güzel bir yeni yıl dilerim, umarım önümüzdeki yıl Godot bize gelir veya biz ona gidebiliriz. Belki Godot da bizi bekliyordur?