Bay dolarla bir söyleşi

Bay dolarla bir söyleşi

18 Ekim 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

-Sayın dolar, öncelikle hep merak ettiğim bir soru ile başlamak istiyorum. Neden üzerinizde “Tanrıya güveniyoruz” yazıyor? 

-Bizimkilerin işgüzarlığı işte. Ben demiştim onlara, başka yerlere de gideceğim yanlış anlaşılır ama böyle karar verdiler. Bu ifade Amerikan iç savaşında artan dini duyarlılık nedeniyle madeni paralara 1864’de yazılmıştı. Uzun tartışmalar oldu zaman içinde. Hazine Bakanı Chase Darphane müdürüne yazdığı mektupla bir slogan hazırlanması talimatı vermişti. Şöyle demişti: “Hiçbir ulus Tanrının kuvveti olmadan güçlü, onun koruması olmadan güvenli kalamaz.” 

İşte böyle ilginç şeyler oldu. Hikaye uzun, sıkmayayım sizi. Bu sloganı taşıyan kağıt para ise ilk kez 1957 yılında dolaşıma girdi. 

Ha bir de birkaç yıl önce 29 ateist bu ifadenin din ve vicdan hürriyetine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu ama reddedildi. 

-Peki bir ulusun güçlü olması, parasının da güçlü olması ve Tanrının onları koruduğu anlamına mı gelir? 

-Sure, you got me (Pardon Türkçe söylemen gerekirse, dediğimi yakaladınız kesinlikle). Ama Tanrının, adının böyle para pul işlerine karıştırılmasından hoşnut olduğunu sanmıyorum. 

-Ama parası güçlü olanları korur demek istememiş miydiniz? 

-Bence Tanrı çalışanı, üreteni, aklını kullananı sever. Yanında olması ondandır. 

-Zenginlik hep çalışmakla, üretmekle mi oluyor? Sana daha çok sahip olanların dünyaya yaptıkları çok tartışılıyor mesela. 

-Böyle netameli konulara girmeyeceğim konusunda anlaşmıştık. Müsaadenizle bu soruyu geçmek istiyorum. 

-Peki neden sürekli gündemde kalmak istiyorsunuz bazı ülkelerde? 

-Aslında benim böyle bir derdim yok. Sakin bir hayat sürmek istiyorum normalde. Ama nasıl beceriyorlarsa birden herkes adımı bağırıp, çılgın gibi bana koşuyor. Herkes bana sahip olmak istiyor. Her kapıyı açarsın, diyorlar. Ya biraz kendi paranıza saygı gösterin lütfen! 

-Siz böyle ayaklarınız yerden kesilip, hani havalara uçtuğunuzda, size tutunamayanları üzdüğünüzü düşünmüyor musunuz? 

-Üzülmek mi? Bana sahip olanları mutlu etmek için yaratıldım. Ben sadece bir sonucum. Bunu başkaları düşünmeli! 

-En sevdiğiniz ülke hangisi? 

-Şüphesiz ana vatanım.  

-Peki sizi en çok heyecanlandıran ülke hangisi? 

-Cevabı biliyorsunuz. 

-Sizce ne yapmalıyız? 

-Yeterince çalışmıyor ve kendi teknolojinizi üretmiyorsunuz. Birbirinizle uğraşıyorsunuz sürekli. Gençlerinize kaliteli eğitim ve umut veremiyorsunuz. Kendinize güveniniz eksik. Beni kısıtlamakla, beni bulunduranları suçlamakla işleri çözmeye çalışıyorsunuz. Yani çocuğunu iyi eğitmeyen, öz güven kazandırmayan bir babanın onu korumak için eve kapatması gibi sizinki.  

-Sizce Turgut Özal haklı mıydı? Yani sizi özgürleştirmekle doğru mu yaptı? 

-Özal akıllı bir adamdı ama çok hata yaptı. İhracatın ve turizmin teşvik edilmesi doğruydu. Fakat Koreliler gibi yapmalıydınız. Yani süreci kontrol edemediniz. Büyük markalar ve ihracatçı firmalar yaratılamadı. İthalat kontrol edilmeliydi. Serbestleşme çok hızlı oldu. 

-Bir de faizle adınız çok geçiyor, onunla nasıl bir ilişkiniz var? 

-İlişkimiz oldukça seviyeli aslında. Kestirmesi hiç zor değil. Ana vatanımda faiz artarsa değerim yükseliyor. Bu her ülkenin parası için aynıdır. Ama onunla oynayıp beni kızdırıyorlar bazen. 

Bakın, tatmin olmadıysanız size bir denklem vereyim: Yerli tahvil faizi = yabancı tahvil faizi - yerli paranın beklenen değerlenme oranı 

Buna göre, eğer kurun bir yıl sonraki beklenen değeri ile yabancı faizi sabit alırsan, bu koşuldan yerli faiz ile kur (yerli paranın yabancı para cinsiden değeri) arasında pozitif bir ilişki çıkar. Yani içerde faiz artarsa yerli para yabancı paraya göre değerlenir. 

Zaten açık bir uluslararası finansal rejimde, kuru sabit tutmak istiyorsan dışarıdaki kadar faiz vermen gerekir. Vermezsen paran değer kaybeder. Bu da istediğin gibi faiz belirleyemezsin demektir. 

-Bizim gençlere tavsiyeniz var mı? 

-Bakın, onlar hatırlamazlar. Sizin ülkenizde 1980’lerden önce beni yanında bulunduranlar hapse atılıyordu. Yurt dışına gidenler bizzat izin alıyordu. Mesela Emel Sayın beni yanına alabilmek için Hazine'deki kambiyo memurlarına şarkı söylemek zorunda kalmıştı. Ne günlerdi! Dediğim gibi gençler hatırlamaz. Bana kolayca sahip olabileceklerini düşünüyorlar ama o kadar basit değil. Çok çalışsınlar ve beni hak etsinler isterim. 

-Bir gün emekli olmayı düşünüyor musunuz? 

-Evet bunun için uğraşan çok. İşte başka paraları, kriptoları öne sürüp bir gün beni tahtımdan edebileceklerini düşünüyorlar. Kolay bir iş değil. Yine de bir gün benim gibi cüretkar ve yerimi doldurabilecek aday olursa ben de dinlenmek isterim tabii. 

-Peki var mı böyle bir ihtimal? 

-Emareler belirdi. Yine de daha çok zamanım var. Yalnız bu işin tatsız bitmesinden endişeliyim. 

-Teşekkür ederim sayın dolar. 

-Ben de size teşekkür ederim. Fakat bir soru da ben soracağım size. Meslek hayatınızın çoğu döviz işlemleri ile ilgili bölümlerde geçti. Siz olsaydınız paranın üzerine nasıl bir ifade koyardınız? 

-Sanırım şöyle olsun isterdim: Birbirimize güveniyoruz. 
 

Etiketler:  Ekonomi