Batı’nın Çin endişesi

Batı’nın Çin endişesi

2 Nisan 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

1. Mart ayında ABD ve Çin Dışişleri yetkilileri arasında Alaska’da yapılan toplantının basına açık bölümünde sıra dışı tartışmalar yaşandı. ABD’li yetkililer Çin’i insan hakları ihlalleri, uluslararası sistemi bozmaya çalışma, siber saldırılar, Hong Kong ve Tayvan niyetleri gibi konularda eleştirirken, Çinli yetkililer ise ABD’yi "demokrasi ihracı" adı altında, yıkımlardan, rejim değiştirme denemelerinden, siber saldırılardan sorumlu tutarak, yaptırımlarla Çin’i boğmanın imkansız olduğunu söyledi. Anlaşılan o ki, iki ülke de bir yandan kızgınlıklarını ifade ederken diğer yandan da kendisine taraftar toplamaya çalışıyordu.  

2. Eski başkan Donald Trump Çin’i en büyük tehdit, Rusya’yı ise iş birliği yapılabilecek bir güç olarak görürken, Joe Biden göreve gelmeden önce, güvenliklerine ve müttefiklik ilişkilerine zarar verme açısından Rusya’yı en büyük tehdit, Çin’i ise en büyük rakip olarak gördüğünü söylemişti. Şimdi ise Rusya konusundaki fikri aynı olmakla birlikte Çin konusunda biraz daha sertleştiği söylenebilir. Zaten Trump döneminde Amerikan kamuoyunda belirginleşen Çin karşıtlığının sürdüğü ve Amerikan kurumlarının bu konudaki endişelerinin değişmediği söylenebilir. Biden Çin’i “en büyük” olmak ve hakimiyet kurmaya çalışmakla suçluyor. Ayrıca demokrasi konusunda en ufak çabalarının olmadığını belirtiyor.  

Fakat bu yazıda izah etmeye çalışacağım şey konunun aslında tamamen Çin ekonomisinin önlemez yükselişi ile ilgili olması. 

3. Trump döneminde Çin en büyük tehdit olarak görülmüş ve ticaret savaşları başlatılarak tarifeler üzerinden Çin’den yapılan ithalat sınırlanmaya çalışılmıştı. Ayrıca Çin’de üretim yapan ABD’li firmalara ABD’ye geri dönme çağrısı yapılmıştı. Yani Trump yönetimi sorunun ekonomiye ilişkin endişelerden kaynakladığını açık olarak ortaya koymuştu. Çin ise bu durumdan rahatsız olmuş ve seçimlerde Trump yerine Biden’ı tercih etmişti. 

4. Aslında ABD’li ve Avrupalı akademisyenler uzun yıllardır Çin ekonomisinin yükselişine dikkat çekiyor. Nominal olarak halihazırda dünyanın ikinci en büyük ekonomisi olan Çin satın alma gücü paritesi yaklaşımına göre dünyanın en büyük ekonomisi konumunda. 2030 sonrası projeksiyonlara göre de dünya üretiminin üçte birinden fazlasını Çin gerçekleştirecek. 

5. 2020 dış ticaret rakamlarına bakıldığında, ABD’nin Çin ile olan ticaret açığının 333 milyar dolar, Almanya’nın 23 milyar dolar, İngiltere’nin 57 milyar dolar, Fransa’nın 44 milyar dolar olduğu görülüyor. 

6. İşin ilginç bir yönü de birçok Batı kökenli şirketin üretim üslerinin önemli bir bölümünün Çin’de bulunması. Çin ortaya koyduğu üretim avantajları ile ciddi yabancı sermaye çekiyor ve bu durum Batılı ülkelerin istihdam ve büyüme kayıplarına neden oluyor. 

7.Dünya tersine dönmüş gibi aslında. Bir zamanlar “korumacılık kötüdür”, “gümrük duvarları kötüdür,” diyen gelişmiş ülkeler Çin’e karşı kendilerini korumaya, gümrük duvarlarını yükseltmeye çalışırken, Batı kökenleri büyük firmaları yanına alan Çin ise küreselleşmenin erdemlerinden bahsediyor. 

8. Dolayısıyla herkes biliyor ki yüksek nüfusu ve dünya ekonomisini domine etme gücüyle yakın zaman sonra Çin, siyasi, kültürel ve askeri anlamda da dünyaya etki edecek. Tıpkı daha önce Batılıların yaptığı gibi. Ayrıca belli bir süre sonra ABD doları rezerv para olma gücünü yitirebilecek ve bu da ABD ekonomisinin çok önemli bir avantajını tehlikeye atacak. 

9. Başka bir endişe kaynağı ise, Çin’in gelişen ülkeler ile ekonomik ve ticari bağlarını artırması. Özellikle Afrika kıtasındaki faaliyetleri hem bu ülkelerin Çin’e yakınlaşmasını sağlıyor hem de kıtanın zengin doğal kaynaklarına erişme imkanı veriyor. Çin’in gelişen ülkelerin ihtiyaçlarını daha iyi anlaması ve bu ilişkilere daha çok önem vermesi gelecekte önemli sonuçlar doğuracağa benziyor. 

10. Çin zaman zaman gelişen ve az gelişmiş ülkelere uygun maliyette borç veriyor ve uzun dönemli bir perspektif dahilindeki kredi ve hibe programları ile ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerini derinleştirmeye çalışıyor. 

11. Kuşak-Yol projesinin başarıya ulaşması halinde önemli sonuçlar doğurması söz konusu. Bu proje Asya-Avrupa hattındaki ekonomiler arasında alt yapı, yol, köprü, limanlar yoluyla ulaştırma hattı oluşturulması ve yapılacak yatırımlar ile de önemli bir ekonomik ve ticari entegrasyon sağlamayı hedefliyor. 2013 yılında Şi Cinping tarafından ortaya atılan bu proje çok sayıda ülkeyi ve 3 milyardan fazla bir nüfusu içine alan ve Batıyı endişelendiren bir proje. 

12. Çin ekonomisi büyüdükçe ve devletin bütçe imkanları arttıkça Çin askeri harcamalarını da artıyor ve hali hazırda dünyanın üçüncü en büyük askeri gücü olmasıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Hali hazırda ABD’nin 740 milyar dolar, Çin’inse 178 milyar dolar askeri harcama bütçesi olsa da 2,1 milyon askeri personel ile en fazla askeri olan ülke Çin. 

13. Çin insan kaynağı, eğitim kalitesi, üniversiteleri, Batı'da doktora derecesi almış kişi sayısı, bilim adamı ve araştırmacı sayısı gibi göstergeler dikkate alındığında teknolojik açıdan önemli bir potansiyeli işaret ediyor. Bu ise Çin’in teknoloji konusunda geri döndürülemez bir yol içinde olması, hem ekonominin daha fazla gelişmesi hem de askeri atılımların daha güçlü hale gelmesi anlamına geliyor. 

14. Batılı ülkeler Çin’in gelecekte daha da güçleneceği anlaşılan konumuna karşı kendi aralarında iş birliği yaparak bir takım tedbirler almaya çalışıyor. Hali hazırda ABD ve Avrupalı ülkelerin aldığı yaptırım kararlarının sınırlı etkileri olsa da gelecekte daha farklı kararların alınması ihtimali beliriyor. 

15. Diğer taraftan, uluslararası basında Uygur Türkleri hakkında rahatsız edici bir iddia söz konusu. Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesinde çoğu Müslüman olan yaklaşık 12 milyon Uygur Türkü yaşıyor malum. İddialara göre Çin tarafından açılan bir takım kamplarda bir milyondan fazla Uygur Türkü yeniden eğitim adı altında kötü muamele ve zorla çalıştırmaya  tabi tutuluyor. Uluslararası basın yapılanları insanlığa karşı bir suç olarak ele alıyor. Çin ise iddiaları reddederek ayrılıkçılığa ve radikal İslamcı gruplara karşı mücadele yürüttüğünü söylüyor. 

16. Anlaşılan o ki değişen bu ekonomik güç dengeleri dünya genelinde yeni bir soğuk savaş başlatacak ve yeni gelişmeleri de gündeme getirecek. Konuyla ilgili görüşlerini dinlediğim ABD’li akademisyenlerden bazıları ise Çin’in ekonomik yükselişinin durdurulamayacağını, ABD’nin bir yandan kendi ekonomisini güçlendirmeye çalışırken bir yandan da Çin ile daha fazla işbirliğine yönelip dünya sorunlarına yoğunlaşması gerektiğini söylüyor. 

17. Peki Çin’in kafasında olan şey ne? Dünyanın hakimi olup kendi isteğine göre bir siyasi düzen mi kurmak istiyor? Daha önce Batıların yaptığı gibi dünyanın çeşitli bölgelerine müdahale ederek kendi çıkarlarını artırmayı mı planlıyor? Batı-Çin gerilimi nasıl sonuçlanacak? Kimileri Çin'in tarihsel ve kültürel özellikleri dikkate alındığında başka topraklarda çatışma istekleri bulunmadığını ileri sürerken, kimileri de hegemon olan veya olmaya çalışan güçlerin önünde sonunda sıcak çatışmalarla yüzleşeceği yönünde görüşler ileri sürüyor.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın