Balkan seçimleri ve Türkiye

Balkan seçimleri ve Türkiye

12 Ekim 2022 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Erdem Eren (tasam.org)

2 Ekim Pazar günü Balkanlar'da hem Bosna-Hersek hem de Bulgaristan’da ulusal seçimler yapıldı. Tabii söz konusu bu iki ülkedeki seçim sonuçları Türk ve Boşnak toplumları nedeniyle ülkemizde de yakinen takip edildi.

Bosna-Hersek’teki seçim sonuçlarının Devlet Başkanlığı Konseyi üyeliği için SDP (Sosyal Demokrat Partisi) adayı Becirovic ile yarışan SDA (Demokratik Eylem Partisi) adayı ve rahmetli Alija İzetbegoviç’in oğlu Bakir İzetbegoviç için hüsranla sonuçlandığını söylemek yanlış olmaz. İzetbegoviç yarışı yaklaşık %20 oy oranı ve 100 bine yakın oy sayısı ile geride tamamlamıştır.

Bu seçimde: SDA adayı Bakir İzetbegoviç yaklaşık %38 oy ile 200 bin, SDP adayı Denis Beçiroviç yaklaşık %58 oy ile 280 bin ve Mirsad Hacıkadiç yaklaşık %5 oy ile 26 bin civarında oy aldı. Ayrıca bu seçimlerde Fahrudin Radonçiç liderliğindeki SBB, Beçiroviç’i ve Senad Şepiç ise Mirsad Hacıkadiç’i destekledi.

Özetle bakıldığında seçim sonuçları Bakir İzetbegoviç’in şahsına ve yürüttüğü siyasi yaklaşıma açık ve net bir uyarı olmuştur. Boşnak seçmen uyarısında SDA’yı kendi partisi olarak gördüğünü ancak İzetbegoviç’i desteklemediğini ifade etmiştir.

Bosna-Hersek’teki seçimler öncesinde eşi benzeri görülmemiş bir seçim ittifakı kurulmuş, SDA ve adayı Bakir İzetbegoviç’e karşı SDP öncülüğünde ve adayları Denis Beciroviç etrafında toplamda 11 parti bir araya gelmiştir. Ayrıca bu muhalif ittifaka ABD ve Avrupa Birliği (AB) de açık destek ilan etmiştir. 

Beciroviç ülkedeki SDA ve İzetbegoviç karşıtı siyasi oluşumların umudu haline gelmiş, nitekim topladığı tepki oylarıyla Devlet Başkanlığı Konseyi üyeliğine seçilmiştir. İzetbegoviç karşıtı ittifak, seçim atmosferini toplumsal tepki üzerine inşa etmiştir. Nitekim ülkede SDA ve İzetbegoviç ile yöneticileri hakkında birçok olumsuz iddianın dillendirildiği bilinmektedir. Bunlar arasında kara para aklama, yolsuzluklar, organize suçlar, kadrolaşma gibi iddialar önde gelmektedir. Bunların gerçek olup olmadığı yargı konusu olsa da toplumda tepkiye neden olduğu görülmektedir.

Bosna-Hersek’teki seçimlerle ilgili en büyük merak konularından biri de son 1-2 yılda adını sıklıkla duyduğumuz Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Milorad Dodik’in durumu idi. Dodik bu seçimlerde Konsey üyeliğine aday olmadı. Daha önce Sırp Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Jelyka Tsciyanoviç, bu sefer Sosyal Demokratlar Birliği-SNSD adına katıldığı yarışta, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Sırp üyeliğine seçildi. Daha önce Cumhurbaşkanlığı Konseyi Sırp üyesi olan Milorad Dodik ise Sırp Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı koltuğuna geri döndü.

Türkiye’de Bosna-Hersek seçimleri genel olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Bosna-Hersek ziyareti ve SDA Genel Başkanı Bakir İzetbegoviç ile olan dostluğu üzerinden okundu. Erdoğan ziyaretinde İzetbegoviç’e seçimler öncesinde desteğini açıklarken, Batı’yı ise Boşnak toplumu bölmeye çalışmakla suçladı.

İlk olarak Erdoğan’ın aynı zamanda bir Parti Genel Başkanı olarak dostu İzetbegoviç’i desteklediğini açıklaması normal görülse de, Türkiye’nin Bosna-Hersek özelinde Balkanlar'da dış politikasını Batı karşıtı bir eksende konumlandırması son derece hatalı bir politikadır denilebilir. Çünkü bugün hangi Balkan ülkesinin sokaklarında anket yapacak olursanız Balkan toplumlarının geleceğini, barış, istikrar ve refahını ABD ya da AB ekseninde gördüğü sonucuna rahatlıkla erişirsiniz.

Türkiye’nin kendini Balkanlar'da Batı karşı bir eksende konumlandırması ister istemez Balkan toplumlarını ve siyasetini Türkiye’den uzaklaştıracaktır. Son Bosna-Hersek seçimleri de bir nebze bunun açık bir göstergesi olmuştur. Öte yandan Türkiye ve Erdoğan İzetbegoviç’i açıkça destekleyerek bir nevi kendini ülkedeki siyasal kutuplaşmanın tarafı haline getirmiştir. Buradan İzetbegoviç karşıtı kutbun Türkiye karşıtı da olduğu sonucu çıkmamaktadır. Ancak İzetbegoviç karşıtı toplumun siyasal yaklaşımları, tepki ve beklentileri de Ankara tarafından sağlıklıca ölçülmelidir. İzetbegoviç önümüzdeki başka bir seçimde tekrardan iktidara gelebilir ancak Türkiye’nin Balkan siyasetini tek bir adaya indirgeme lüksü bulunmamaktadır.

Bulgaristan’daki seçimler

Bulgaristan 18 ayda dördüncü kez kurulan seçim sandığıyla ülkede neredeyse bitmek bilmeyen seçim çıkmazını devam ettirdi. Ancak seçim sonuçlarından yine bir iktidar dolayısı ile bir istikrar çıkmadı. Kasım 2021’de gerçekleşen son seçimlerden sonra kurulan hükûmetin ömrü sadece altı ay sürmüş, 2 Ekim’de gerçekleşen seçimlerin sonuçları itibarıyla ülkenin 240 üyeli meclisine yüzde 4 barajını aşan 7 siyasi parti girmeye hak kazanmıştır. 

Geçerli oy sayısının yaklaşık 2,5 milyon olduğu ülkede, katılım oranının yüzde 39,5 gibi düşük bir oranda gerçekleştiği seçimlerde oyların yüzde 25,37’sini alan eski Başbakanlardan Boyko Borisov’un lideri olduğu Bulgaristan’ın Avrupalı Gelişimi Yurttaşlar (GERB) Partisi, parlamentonun en büyük gücü olarak birinci sırada yer aldı. Eski Başbakan Kiril Petkov’un eş başkanlığını yaptığı Değişime Devam (PP) Partisi oyların yüzde 20,21’i ile ikinci oldu. 

Seçimde büyük başarı kaydeden ve üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Partisi, oyların yüzde 13,66’sını alarak ülkenin üçüncü en büyük siyasi gücü oldu. Rusya yanlısı, Avrupa Birliği ve NATO karşıtı, popülist Yeniden Doğuş partisi oyların yüzde 10,17’si ile dördüncü, eski Komünist partinin çizgisinde siyaset yürüten ve yine Rusya yanlısı olan Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) oyların yüzde 9,32’si ile beşinci sırada yer aldı. Demokratik Bulgaristan (DB) partisi yüzde 7,46 oy oranı ile parlamentonun altıncı oldu. Son olarak Rusya yanlısı Bulgar Yükselişi (BV) partisi, yüzde 4,64 oy oranı ile parlamentonun en küçük yedinci grubuna sahip oldu. 

Seçim sonuçları incelendiğinde ülke siyasetinin genel olarak Batı ve Rusya yanlısı iki cepheye bölündüğü açıkça görülmektedir. Bu durum hükûmetlerin kurulması noktasında koalisyon ortaklıklarını ve pazarlıklarını da zorlaştırmaktadır. Ülkede kurulacak yeni kabinenin en az 121 milletvekilinin desteği ile güvenoyu alması gerekmektedir. Rusya – Ukrayna Savaşı’nın yanı sıra Avrupa’da yaşanan enerji krizinin atmosferinde ülkede bir hükûmetin kurulup kurulamayacağı ve kurulursa ömrünün ne kadar olacağı hâlâ bir bilinmezliktir.

Bu seçimler nazarında olmasa da elbet ileri dönemdeki bir seçimde Bulgaristan’daki Türk siyasal hareketi kendini bir yol ayrımında bulabilir. Bulgaristan nüfusu Ulusal İstatistik Enstitüsünün (NSİ) verilerine göre, 2021 yılı sonu itibarıyla 6,8 milyon olarak tespit edilmiş olup giderek azalmaktadır. Ülkenin etnik olarak çoğunluğunu oluşturan Bulgar nüfusu giderek azalmaktayken, azınlık durumunda olan Türk, Roman, Pomak gibi azınlıkların nüfusu ise giderek artmaktadır. Hâlihazırda Müslüman ve Türk azınlığın ülkedeki toplam nüfusunun 1,5 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bugün Bulgaristan seçimlerinde birinci olan partilerin 1 milyon oy bile alamadığı düşünüldüğünde ülkedeki hem Türk nüfusunun kendisi hem de Müslüman ve Türk azınlığının bütünü Bulgaristan’daki siyasal iktidar için potansiyel bir adaydır.

Nüfus projeksiyonu tam olarak bilinmese de Bulgaristan’da da Kuzey Makedonya’da olduğu gibi Müslüman ve Türk azınlığın çoğunluk duruma geçmesi muhtemel bir senaryodur. Bu senaryonun siyasal izdüşümü üzerinde çalışılması hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Bulgaristan’daki Türk siyasal hareketi tarafından elzem görülmelidir. Bu noktada analiz edilmesi gereken temel husus Bulgaristan’daki Türklerin Bulgarlarla entegre bir siyasal ve toplumsal bir hareket mi oluşturacağı ya da Roman ve Pomakların da yer aldığı bir siyasal harekete liderlik mi edeceği senaryosudur.

Ankara yakın dönemde Bulgaristan’daki Türk siyasal hareketinin lideri konumunda yer alan HÖH ile ilişkilerini yeni bir zeminde inşa ederek doğru bir süreci başlatmış, bu süreci kuvvetlendirecek yeni adımları da beraberinde atmak üzere çalışmalıdır. Türkiye Bulgaristan’da olduğu gibi tüm Balkanlarda Türk siyasal hareketlerinin güçlenmesi için zemin inşa etmelidir.

Makalenin tamamını okumak için tıklayın