Bağdat–İstanbul–Minsk göç hattı

Bağdat–İstanbul–Minsk göç hattı

28 Eylül 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Okay Deprem

Bugünlerde hatta son haftalarda gözlerden oldukça uzak bir güzergâhta sessiz sedasız bir iltica dalgası yaşanıyor. Şu ana kadar değil Türkiye basınına, uluslararası basına da fazla yansımayan bu yeni misragyon rotasyonunun merkezi Belarus Cumhuriyeti’nin (Belarus) başkenti Minsk şehri.

Minsk, Ukrayna’nın belirli şehirleri kadar seks turizminin merkezinde yer almasa da, gene de “eğlence” çerçevesi altında Türkiye, Irak, İran, vs. gibi Orta Doğu ülkelerinin uzunca bir süredir ilgisine az çok mazhar. Bundan dolayı; Minsk’in merkezinin “eski tüfek” otellerinden bir tanıdığım bana, son zamanlarda otelin kapasitesinin çok üzerinde ve her gün adeta katlanır sayıda Arap ziyaretçinin gelmekte olduğunu bildirince, temel nedenine dair bilindik tepkimi vermekte açıkçası gecikmedim. Ne var ki çok geçmeden işin renginin çok başka olduğunu anladım…  

Aynı kente yani Minsk’e yaz aylarında; oldukça güzel giyimli, şık aksesuarlı, paralı Arap turistleri gerçekten de gezmeye tozmaya geliyor olsa da, bu kez çoluk çocuk ve genelde de aileler halinde geliyorlardı. Aslında henüz bu yaz bana konuya dair söylenenler şu şekildeydi:

"Efendim özellikle Irak’ın başkenti Bağdat–Minsk seferi yolcuları kafileler halinde, turist grubu şeklinde gelmek suretiyle şehrin kalbindeki büyükçe demirbaş bir otele yerleşiyor. Burada birkaç gün konaklandıktan sonra pasaportları organize/toplu halde otelin özel bir kasasına, en azından bir süreliğine saklanmak üzere konuluyor. Ardından söz konusu gruplar, en yakın Avrupa Birliği ülkeleri konumundaki komşu Litvanya ve Polonya’ya geçmek üzere, orman ve arazi üzerinden yürüyüşlerine başlıyor ve birkaç gün içinde de bu iki ülkenin sınırlarını geçmeye çalışıyorlar 'gayrinizamî' şekilde…"  

Ortalama iki hafta öncesine kadar, Minsk merkezin birbirlerine yakın temel noktalarında yer almakta olan ve hepsi de Sovyet döneminden kalma üç yıldızlı ve büyük kapasiteli otellere adı geçen maksatla “Arap turistler” her gün aşağı yukarı birkaç on kişilik kafileler halinde gelmeyi sürdürüyorlardı. Lakin bu durum, özellikle son 2-3 hafta içerinde hemen hemen geometrik olarak artmaya başladı. Öyle ki; tek bir eski Sovyet oteline önce günde elliye yakın, ardından yüz, sonrasında ise yüz elli hatta iki yüz küsur, çoğunluğunu Irak ve Suriyelilerin oluşturduğu Arap “turistler” gelmeye başladı. Nispeten yakın zamana kadar Bağdat- Minsk arası karşılıklı uçak seferleri varken, bunun kesilmesi üzerine şimdilerle hepsi de İstanbul aktarmalı şekilde buraya uçuyor. Yola çıktıkları iki Arap ülkesinin ilgili şehirlerindeki konsolosluklardan veya acentelerden sadece birkaç günlük turistik vizeyi aldıktan sonra önce İstanbul, ardından da Minsk yapıyorlar.  

Türkiye’nin güney komşularının bu “transit turistleri”ni havalimanından şehir merkezine taşıyan taksicilerin aktardıklarına bakılırsa, Iraklı ve Suriyelilerin geldiklerinde kalacakları otelleri de tam olarak belli değil. Ya ülkelerindeki aracıların kendilerini aldatmasından ya da bu hizmeti vermemelerinden dolayı bindikleri arabaya diyebildikleri ana kelimeler “merkez” ve “otel”den ibaret esas olarak. Daha hesaplı olması bir tarafa; hem güvenlik endişesinden hem de transfer ve sair zorluğundan dolayı muhakkak merkezdeki otellere intikal ediyorlar ilk etapta. Çoğunun rezervasyonu olmadığı için, daha da ötesi otellerin kapasitesi çoktan dolduğundan gecenin köründe resmen ortada kalıyorlar. Belli bir saatten sonra başka otellere gitmenin hem masraflı hem de yorucu olması; pek çoğunun, boş odanın olmadığını kesinkes öğrenir öğrenmez büyük otel lobilerinde bulabildiği ilk köşeye çökmesine, herhangi bir divan veya kanepeye topluca sıkışıp oracıkta uyuklamaya başlamasına yol açıyor. Aralarında bir-iki yaşındaki çocukların dahi olması durumun vahametini ekseriyetle göstermeye kâfi geliyor. Gene ezici çoğunun değil Rusçayı, İngiliz dilini dahi, belli kalıp ve sözler dışında bilmemesi; Belarus otelleri koşullarında Arapça bilen personelin olmaması haliyle de birleşince, çok ciddi komünikasyon sorunu ortaya çıkıyor.  

Son günlerde 24 saat içinde sadece tek bir otele iki yüze yakın Arap “transit turistin” geldiği, daha doğru bir ifadeyle yığıldığı dikkate alındığında, yüksek kapasiteli diğer merkez otellerinde de aynı durumunda yaşandığından yola çıkıldığında; çoklu yüzlerce kişi gün aşırı, Belarus üzerinden komşu ülkelere veya onlar üzerinden de Almanya’ya gitmeye çalışacakları uzun, maceralı ve az çok tehlikeli bir yolculuğa çıkmak üzere, tabiri caiz ise “son kamplarına” Minsk’te giriyor. Kısacası, her birinin günde iki seferinin olduğu Belarus resmi havayolları “Belavia” ile THY’nin son haftalarda İstanbul’dan Minsk’e fahiş fiyatlarla taşıdığı yolcuların önemli bir oranını göçmen/ ilticacı adayı Suriye ve Irak vatandaşları teşkil ediyor. Minsk’te bir otele güç bela yerleştikten en kısa zaman sonra, kimisi iki kimisi ise en çok üç–dört gün zarfında kentin batı ve kuzey batı güzergâhları yönünde taksiyle/özel araç ile bir şekilde gittikten sonra, ormanın başladığı hatta inip buradan itibaren gidebildikleri yere kadar yürümek suretiyle birincil nihai amaçları olan Litvanya veya Polonya hududunu geçmeye çabalıyorlar. Minsk’in hemen her tarafı ormanlarla çevrili. Trafik adlı kavramın olmadığı şehirde, merkezi çepere bağlayan geniş ana arterlerde en fazla yarım saat seyahat edildikten sonra ormanlık alanlara ulaşılmış olunuyor.  

Bağdat-İstanbul-Minsk hattında giderek artan transit göç trafiğinin son birkaç haftadır giderek katlanarak artmasının altında, son bir buçuk yıldır dünyayı sarsan malum vakanın koşullarının bir derece azalmaya başlaması olduğu kadar, daha çok da havaların adı geçen kuzey ülkelerinde hızla soğumakta oluşu yatıyor. Henüz geçen hafta, günler boyunca gündüzleri havanın on derecenin altında, dahası hissedilen derecenin de + 2-4'lerde seyrettiği düşünüldüğünde, belirtilen durum daha iyi anlaşılabilecektir. Öte yandan, Minsk ve Belarus resmi otoritelerinin tüm bu yaşananların epeydir ve fazlasıyla farkında olmasına karşın, durdurma veya engelleme açısından herhangi bir müdahalede bulunmaması ise üzerinde durulması gereken ayrı bir nokta. Çoktandır Litvanya ve Polonya ile aralarında soğuk rüzgarların estiği, karşılıklı ilişkilerin en alt seviyede olduğu Belarus devleti, en yakın ve temel müttefiki Rusya Federasyonu’nun da bilgi, himaye ve dolaylı desteği ile; tarif edilen ve giderek artacağa benzeyen insan göçünün ilgili ülkelerin destabilize olmasına hizmet etmesini pekala arzu eder görünüyor, tablo da bunu kanıtlayıcı mahiyette.