Azerbaycan diliyle aramızdaki sevimli farklar

Azerbaycan diliyle aramızdaki sevimli farklar

3 Ağustos 2021 Salı  |   MG Özel

Ömer Yalçınkaya

İlk olarak konuya dilin adından girelim: Azerbaycanca da deniyor, Azerbaycan Türkçesi de. Peki hangisi doğru? 

1995 yılında kabul edilen Azerbaycan Anayasası’na göre “Azərbaycan Respublikasının dövlət dili Azərbaycan dilidir.” 

Azerbaycan’da konuşulan dil Türkçedir. Türkiye’de konuşulan Türkçeden ancak bir lehçe uzaklığındadır. Yüzde doksan karşılıklı anlama oranı olan iki dile diyalekt ya da lehçe denir. Ayrı bir dil olarak adlandırılması ve sınıflandırılması doğru değildir. Bu nedenle Azerbaycan Türkçesi olarak adlandırmak yanlış değildir. Ebulfez Elçibey döneminde devletin resmî belgelerinde Azerbaycan Türkçesi ifadesi çokça kullanılmıştır.  

Dil bilimi çalışmalarında uluslararası olarak benimsenen tanım ise İngilizcesiyle Azerbaijanian, Türkçesiyle Azerbaycancadır.

Bunun biraz politize edilmiş bir konu olduğunu ve bazı dilbilgisi kural farklılıklarına rağmen bu dilin katışıksız Türkçe olduğunu belirtelim ve devam edelim... 

Ancak devam ederken ülkemizde yapılan yaygın iki yanlışı da belirtelim:  

Birincisi çok yaygın olarak Azerbaycan’a Azerbeycan denmesidir. Doğrusu ve resmî olanı Azerbaycan’dır. Siyasetçilerin bu konuda yanlış söylemeleri bir derece anlaşılabilir ama akademisyenlerin ve medyanın bu şekilde kullanması pek de anlaşılır değildir.  

İkincisi ise, tam bir yanlış olmasa da, dilimizde geleneksel olarak Azeri ve Azerice sözlerinin yerleşmiş olmasıdır. Farsça kaynaklı bu ifade Azerbaycanlılar tarafından hoş karşılanmamaktadır. Azerbaycan Türkü olarak adlandırmak hiç de yanlış olmaz. İran Azerbaycanı’nda birisine “Siz kendinize ne dersiniz?” diye sorduğunuzda aldığınız yanıt Azeri değil Türk’tür. Dillerine de açık seçik Türkçe derler.  

Burada Azerbaycan Türkçesi ile İstanbul Türkçesi arasındaki sevimli farklılıkları göstermek istiyorum. Özellikle İstanbul Türkçesi diyorum çünkü Kars, Erzurum ağızları gibi Doğu Anadolu’da konuşulan yerel ağızlar, Azerbaycan Türkçesine çok daha yakındır.

Bu farklılıklar bazen kulağa çok hoş gelen hatta komik diyebileceğimiz durumların ortaya çıkmasına neden oluyorlar.  

Benim hayatımda Azerbaycan’ın dili, edebiyatı, müziği, sanatı çok özel bir yer tutar. Bunların hepsinin kökeninde bu kültüre duyduğum yakınlık ve sevgi vardır.  
 

 

Şimdi hikâyenin başlangıcına gidip bu sevimli farklılıkları anlatayım: 

1980’li yılların başlarında ODTÜ’de okurken Yaşar adında Tebrizli bir dostum vardı. Azerbaycan Türkçesi ile ilk kez onun sayesinde tanıştım. Bana çok ilginç ve sempatik gelmişti. Ardından sınıf arkadaşım Kenan’ın bana hediye ettiği Azerbaycan’ın ünlü halk sanatçısı Reşid Behbudov’un bir kaseti ile o yıllarda Azerbaycan mahnılarıyla tanıştım ve ilgim giderek arttı. Bu ilgi, diğer Türk dilleri üzerine de araştırmalar yapmama vesile oldu ve bir bakıma kariyer hayatımın akışını etkiledi. 

Yaşar’ın kulaklarını da çınlatarak yaşanmış bazı komik durumları aktarmak istiyorum: 

Yaşar, Ankara’ya ilk geldiğinde şehri fazla tanımaz. Bindiği belediye otobüsünün gideceği yeri geçtiğini fark edince telaşla şoföre seslenir: “Şoför bey ben düşeceğim!” Şoför de gülerek, “Sıkı tutun, korkma düşmezsin” diye cevap verir. Yaşar’ın orada inmek istediği anlatması hayli zaman alır. Sonradan bu hikayeyi gülerek anımsar. 

Yaşar kaldığı yurttan çıkarken arkadaşı, "Şemsiyeni al yağmur yağar” der. Yaşar “yağır mı, yağmır mı?” diye sorar. Arkadaşı “Yağar yağar sen al” diye ısrar eder. Yaşar bu olayı da gülerek anlatıyordu, çünkü Azerbaycan Türkçesinde yağmır sözü yağmıyor anlamına geliyordu. “Yağmur yağar” denince “yağmıyor, yağıyor” gibi anlıyorlardı. Bu karışıklığı önlemek için Azerbaycan’da "yağış yağır" diyorlar. 

Yaşar’a böyle başka sözler olup olmadığını soruyorum. Çok fazla olduğunu söylüyor. “Mesela kız istemeye gidildiğinde elçi düşmüş derler.” Bu bilgi üzerine Behbudov’un okuduğu Laçın mahnısındaki “Elçileri kırılmış, özü elçi düşen yar” sözleri anlam kazanıyor. 

“Çatmak sözü sizdeki anlamından farklıdır. Bizde ermek, ulaşmak manasındadır. Ayrılık mahnısında “Neyleyim ki sene çata bilmirem” diyor. Bu mahnıda anlatılan ayrılık Kuzey ve Güney Azerbaycan’ın ayrılığıdır. Bu mahnı sizde de çok seviliyor ama bizim için çok daha büyük bir anlamı vardır.” 

“Kabak sözü ön anlamlarındadır. “Bu işin kabağını almalı” denince “Bu işin önüne geçilmeli, önlenmeli” demek istenir. “Üç gün bundan kabak gelmişem”, “Üç gün önce geldim”, “Gabagkı müdafie naziri” dersek “Bundan önceki savunma bakanı” demek olur." 

Yaşar devam ediyor: “Kış için hiyarı bankada saklarız”. Bu komik anlam Rusçadan alınan banka sözünün kavanoz anlamında olmasından kaynaklanıyor. 

Yaşar durmuyor: “Ben sana yazda gel desem sen yazın anlarsın ama ben aslında baharda gel diyorum.” Ben de, “O zaman yazın gel nasıl diyorsunuz?” diye soruyorum, “Yayda gel” deriz diyor. 

“Kişi sizde kadın için de kullanılır, erkek için de. Azerbaycan’da kişi dendiğinde sadece erkek anlaşılır. Kadına kişi denmez. Güzel bir sözümüz vardır: 'Yahşılığa yahşılık her kişinin işidi, yamanlığa yahşılık er kişinin işidi.' Bizim Türkçemizle “İyiliğe iyilik herkesin işidir, kötülüğe iyilik er kişinin işidir.” 

Gerçekten örnekler çok fazlaydı. Yaşar’ı tanımamın üzerinden yıllar geçti ve 1992 yılının Nisan ayında Azerbaycan’a giden ilk Türk heyetinin içinde yer aldım. Azerbaycan’ı görme aşkıyla yanıp tutuşuyordum... 

Geziye benimle katılan dostum Kemal ile birlikte bir restoranda kuzu şiş sipariş etmek istedik. Garsonun sorusu bizi şoke etmişti: “Sümüklü mü olsun, sümüksüz mü?” O günlerde Bakü’de Türkiye’den gelen hiç kimse olmadığı için garson da bizim tepkimiz karşısında şaşırıp kalmıştı. Sonradan anladık ki sorduğu “Kemikli mi olsun, kemiksiz mi?” demekten ibaretti. 

Aynı yıllarda Azerbaycan’a iş için giden bir dostumun da başından ilginç bir olay geçmişti. Bir süre kalacağı Bakü’de bir daire tutmak istemiş. Gezdiği bir evin sahibi kendisinin subay olup olmadığını sormuş. Şaşırıp, “Hayır ben iş adamıyım” demiş. Bu defa da ev sahibi şaşırmış. Çünkü sorduğu aslında bekar olup olmadığıydı. 

İlk aldığım Azerbaycan vizesindeki meslek bölümünde işgüzar yazdığını görmek beni çok güldürmüştü. Bu söz Azerbaycan’da iş adamı demekti. 

Bir Azerbaycan filminde adam kadına, “Bu çetin zamanda sana bir dayak lazım” diyor. Bir Türkiyeli bu sözleri duyunca adamın kötü niyetle kadına dayak atacağı hissine kapılabilir. Ama adamcağızın dediği sadece “Bu zor zamanda sana bir destek lazım” gibi iyi niyetli bir söz. 

Bu konuda iki halk arasında yaşanmış daha pek çok sevimli anekdot vardır.  

Şimdi dillerimizde ortak ya da benzer olup da farklı anlamlara gelen sözlere örnekler verelim: (Azerbaycan alfabesinde bulunan ə, x ve q harfleri yerine, kolay okunması amacıyla e, h ve k harfleri kullanılmıştır.)   

Ad günü - Doğum günü 

Allah koysun - İnşallah 

Bağlamak - Kapatmak  

Bağlı - Kapalı 

Bahar - Yaz 

Balaca - Küçük 

Banka - Kavanoz, konserve (Rusçadan) 

Başa düşmek - Anlamak 

Beli - Evet (Farsçadan) 

Böyrek - Böbrek 

Canavar - Kurt 

Cinayet - Suç 

Cüme ahşamı - Perşembe 

Çap etmek - Yayımlamak (Farsça çap: basım) 

Çatmak - Ermek, ulaşmak 

Çatdırmak - Ulaştırmak, teslim etmek 

Çengel - Çatal 

Çerşenbe ahşamı - Salı 

Çetir (çadır) - Şemsiye (dilimizde de bu anlam vardır ama pek kullanılmaz) 

Çoh sağ ol - Hoşçakal 

Çöl - Dışarı 

Çörek - Ekmek 

Dal - Arka 

Dal otak - Arka oda 

Danışık aparmak - Sohbet etmek 

Danışmak - Konuşmak 

Dayak - Destek 

Dayanacağa koymak - Park etmek 

Dayanacak - Otopark 

Demeli - Demek ki 

Doğma - Yerli 

Doğmak - Doğurmak 

Doğulmak - Doğmak 

Düşmek - İnmek 

Düz - Doğru 

Düz danış! - Doğru konuş! 

Elake - İletişim 

Elçi - Dünürcü, kız istemeye giden 

Fil sümüyü - Fil dişi 

Fotoşekil - Fotoğraf 

Gözlemek - Beklemek 

Gül - Çiçek (gül anlamı da vardır) 

Heyat - Evin avlusu 

Heyat yoldaşı - Eş, zevce 

Hırda - Bozuk para, ufaklık 

İl - Yıl 

İlan - Yılan 

İreli - Önce 

İşgüzar - İş adamı 

İtmek - Yitmek 

Kabak - Ön, öndeki 

Kabak kabağa gelmek - Yüz yüze gelmek 

Kabaklar - Önceleri 

Karhana - İmalathane 

Katık - Yoğurt (Türkçede de bu anlamı vardır fakat çok kullanılmaz)  

Kaytarmak - Geri dönmek 

Kend - Köy 

Kend tasarrüfatı - Ziraat 

Kepenek - Kelebek 

Kimi - Gibi 

Kırmızı Aypara - Kızılay 

Kişi - Erkek 

Kızıl - Altın 

Kızılgül - Gül 

Konak - Konuk 

Konak evi - Otel 

Kulak asmak - Dinlemek 

Maraglı - İlginç 

Menzil - Aralık 

Mertebe - Kat 

Muhtar - Özerk 

Nefer - Kişi 

Pis - Kötü 

Pul - Para (Farsçada pul para demektir) 

Rabite - Haberleşme 

Rayon - İlçe (Rusçadan) 

Rehber - Lider 

Sabah - Yarın 

Sahlamak - Alıkoymak 

Seçki - Seçim 

Seher - Sabah 

Sesverme - Oy verme 

Sözsüz - Elbette, kesinlikle (Rusçadan uyarlanmış) 

Subay - Bekar 

Sümük - Kemik 

Şalvar - Pantolon 

Şekil - Resim 

Tahta kepeği - Talaş 

Tahta şapşap - Takunya 

Tapmaca - Bilmece 

Tapmak - Bulmak 

Taze - Yeni 

Tehlükesizlik - Güvenlik 

Temiz - Saf (temiz anlamı da vardır) 

Temiz kızıl - Saf altın 

Tikinti - İnşaat 

Tikmek - İnşa etmek 

Tutukuşu - Papağan 

Uşak - Çocuk 

Uşak bağçası - Kreş, anaokulu (Rusçadan uyarlanmış) 

Ünvan - Adres 

Üzmek - Yüzmek 

Vasiteçi - Aracı 

Yaman - Kötü 

Yanacak - Akaryakıt 

Yaranmak - Ortaya çıkmak 

Yay - Yaz 

Yerkökü - Havuç 

Zehmetkeş - Emekçi 

Ziyalı - Aydın 
 

 

Azerbaycan'da konuşulan Türkçe ile aramızda başka farklılıklar da var. Burada dilbilgisi kurallarındaki farklara girmeyeceğim. O daha teknik bir konu. Rusçadan alınan sözleri de bir kenara koyuyorum. Sadece çok yaygın kullanılan bazı sözcükler üzerinden fikir vermeyi amaçlıyorum. 

Aynı anlamı taşıyan fakat farklı yazılan ve söylenen sözlere örnekler:

Addım - Adım 

Alov - Alev 

Basdırma - Pastırma 

Bülöv - Bileği 

Böyük - Büyük 

Buğa - Boğa 

Bürünc  - Pirinç (metal) 

Ceyran - Ceylan 

Cırmalamak - Tırmalamak 

Cövüz - Ceviz 

Çarşab - Çarşaf 

Çirkab - Çirkef (Farsça aslı çirkab) 

Çovdar - Çavdar 

Dıngıldamak - Tıngırdamak 

Dodak - Dudak 

Dohsan - Doksan 

Dokkuz - Dokuz 

Dovşan - Tavşan 

Dövlet - Devlet 

Döymek - Dövmek 

Dövür - Devir 

Ehtiyac - İhtiyaç 

Elm - İlim, bilim 

Eşitmek - İşitmek 

Eşk - Aşk 

Eyni - Aynı 

Fesil - Mevsim 

Fişeng - Fişek (Farsça aslı fişeng) 

Fövkelade - Fevkalade 

Gelebe - Galibiyet 

Geminin yanalması - Geminin yanaşması 

Gilaf - Kılıf (Arapça aslı gilaf) 

Göy - Gök, mavi 

Göyerçin - Güvercin 

Gözel - Güzel 

Gömrük - Gümrük 

Halça - Halı 

Heç kes - Hiç kimse 

Heç vaht - Hiçbir zaman 

Hidmet - Hizmet (Arapça aslı hidmet) 

Horuz - Horoz (Farsça aslı horuz) 

Hoşuna gelmek - Hoşuna gitmek 

Hovuz - Havuz 

Hökümet - Hükümet 

Hörmet - Hürmet 

İyirmi - Yirmi 

Kabık - Kabuk 

Kağız - Kağıt (Farsça aslı kağaz) 

Keskinlikle - Kesinlikle 

Kırh - Kırk 

Kiçik - Küçük 

Kocalmak - Kocamak, yaşlanmak 

Köks - Göğüs 

Kövser - Kevser 

Köynek - Gömlek 

Lazımlı - Gerekli 

Mahnı - Mani, türkü 

Men - Ben 

Min - Bin 

Möhteşem - Muhteşem 

Mövsüm - Mevsim 

Nümayiş - Protesto gösterisi, yürüyüş (Farsçadan) 

Nömre - Numara 

Növ - Nev, cins 

Otak - Oda 

Ovçu - Avcı 

Ovuç - Avuc 

Pahlalılar - Bakliyat 

Pendir - Peynir 

Sakkız - Sakkız 

Say - Sayı 

Sekkiz - Sekiz 

Sifariş - Sipariş 

Sıgallamak - Sıvazlamak 

Solak - Solahay 

Sovuşmak - Sıvışmak 

Soyudmak - Soğutmak 

Soyuk - Soğuk 

Şerkşünaslık - Şarkiyat, oryantalizm  

Şorba - Çorba 

Şüşe - Şişe 

Tamaşa - Gösteri 

Tamaşa etmek - Seyretmek (Ayrıca seyr etmek sözü de vardır) 

Tıbb - Tıp (Arapça aslı tıbb) 

Toyug - Tavuk 

Tüfeng - Tüfek (Farsça aslı tüfeng) 

Tülkü - Tilki 

Tüpürük - Tükürük 

Üçün - İçin 

Üfük - Ufuk 

Ünsür - Unsur 

Ürfan - İrfan 

Üsyan - İsyan 

Yalgız - Yalnız 

Yandırmak - Yakmak 

Yeddi - Yedi 

Yeni uşak doğmuş kadın - Yeni çocuk doğurmuş kadın, loğusa 

Türkçeden farklı olan sözlere örnekler: 

Asan - Kolay (Farsçadan) 

Bare - Hakkında (bu barede: bu konuda) 

Dözmek - Katlanmak, dayanmak 

Dözümlü - Sabırlı, dayanıklı 

Düyü - Pirinç (tahıl) 

Gadagan - Yasak 

Geşeng - Güzel, hoş (Farsçadan) 

Güzgü - Ayna 

Hahış etmek - Rica etmek (Farsçadan) 

Hamı - Hepsi, herkes 

Hansı - Hangisi 

Harada - Nerede 

Hemişe - Hep 

Hiyaban - Yol (Farsçadan) 

Hoşbeht - Mutlu (Farsçadan) 

Hudahafis - Allah korusun, Allaha ısmarladık (Farsçadan) 

Kömek - Yardım 

Kövrek - Yufka 

Küçe - Sokak 

Nece - Nasıl 

Neçe - Kaç 

Özüne hidmet - Self-service (ne kadar güzel değil mi?) 

Papiros - Sigara (Rusçadan) 

Payız - Sonbahar 

Şirniyyat - Tatlılar (Farsçadan) 

Şirniyyat mağazası - Pastane 

Ülgüç - Tıraş bıçağı 

Üns verin - Dikkat edin 

Yuhu - Uyku 

Yuhulamak - Uyuklamak 

Yumak - Yıkamak (Türkçede halk ağzında kullanılır) 

Yuyunmak - Yıkanmak (Eski Türkçede ve halk ağzında yunmak sözü vardır) 

Zeng etmek - Telefon etme (Farsça zeng: çan) 

Zerger - Kuyumcu (Farsçadan) 
 

 

Türkiye’de h- önsesinin düştüğü Azerbaycan’da korunduğu sözlere örnekler: 

Heyva - Ayva 

Hörmek - Örmek 

Hörümcek - Örümcek 

Hürkmek - Ürkmek 

Azerbaycan’da y- önsesi düşümüne örnekler: 

İl - Yıl 

İlan - Yılan 

İldirim - Yıldırım 

İtmek - Yitmek 

İyid - Yiğit 

Uca - Yüce 

Udmak - Yutmak 

Ulduz - Yıldız 

Ürek - Yürek 

Üskük - Yüksük 

Üz - Yüz, surat 

Üzgeç - Yüzgeç 

Üzleşmek - Yüzleşmek 

Üzmek - Yüzmek 

Üzük - Yüzük 

Üzügoylu - Yüzükoyun 

Sözün içinde seslerin yer değiştirmesine örnekler: 

Arvad - Avrat 

Çarpaz - Çapraz 

Çılpak - Çıplak 

İleri - İreli 

Körpü - Köprü 

Pehriz - Perhiz 

Torpak - Toprak 

Üskük - Yüksük 

Yarpak - Yaprak 

Yenceg - Yengeç 

Bunların dışında küçük ama önemli bir fark daha var:  

Türkçe morfolojik olarak eklemeli bir dildir. Bunun anlamı, bir kök sözcüğün önüne ve arkasına yapılan eklemelerle yeni sözcükler ve anlamlar türetilmesidir. Kural olarak, ek aldığında kök sözcük değişmez. Bu tüm Türk dillerinin ve Altay Dil Ailesi’nin ortak özelliğidir. Türkçede bu kuralın sadece iki istisnası vardır: Bana ve sana derken ben ve sen kök sözleri değişime uğrar. Azerbaycan Türkçesinde ise men mene, sen sene olarak çekilir. Bu değişime uğramaz. Bu da Azerbaycan dilinin bizim Türkçemizden pozitif olarak ayrıştığı bir durumdur. 

Bu yazıda sadece dillerimiz arasındaki farklılıklara değindim. Yukarıdaki listelerin aramızdaki farklılıkları büyük ölçüde ortaya koyduğuna inanıyorum. Farklılıkların bir kaç sayfalık bir yazıya sığabilmesi bile dillerimizin aslında ne kadar yakın olduğunu gösteriyor. Sadece kardeş kadar değil, ikiz kardeş kadar yakınız birbirimize. Farklar da coğrafî ve kültürel etkileşim alanlarımızın farklılığından kaynaklanıyor. Azerbaycan’da, bizim dilimizde eskimiş, özellikle Farsça kökenli sözlerin fazlalığı dikkat çekiyor. Bu da çok doğal. İran ile tarihî ve kültürel yakınlığı bir tarafa bırakın, İran’ın bir bölümü zaten Azerbaycan ve çok büyük bir Türk nüfusu orada yaşıyor. 
 

Zeynep Hanlorova-Ömer Yalçınkaya

 

Kırk yıla yakın bir süredir Azerbaycan Türkçesine çok büyük bir duygusal yakınlığım oldu. Bunun nedeni Azerbaycan Türkçesinin çok içe dokunan bir dil olması. Sanıyorum ki Azerbaycan halk müziğinin ülkemizde çok sevilmesinin de altında bu yatıyor. Reşid Behbotuv’u ve pek çok diğer Azerbaycan sanatçısını dinlemekten hiç bir zaman bıkmadım ve her dinleyişimde aynı duyguları yaşarım. 

1985 yılında AIESEC stajı için gittiğim Polonya’nın başkenti Varşova’da Türk arkadaşlarımla birlikte bir kafede bir şeyler içiyorduk. Yanımıza kırk yaşlarında bir kişi yanaşarak “Türkiye’den mi geldiniz” diye sordu. Adı Sabir idi. Bakü’den iş ziyaretine gelmişti. Fizik profesörüydü. Sovyetler Birliği’nden bu denli yakından tanıma fırsatı bulduğum ilk insandı. Kısa sohbetimizden sonra adreslerimizi aldık. Biz Türkiye’ye döndük, o da Bakü’ye. Kendisiyle yıllarca mektuplaştık. Azerbaycan’ı ilk olarak Sabir Ağabeyimle tanıdım. Yıllar sonra Bakü’de iki eski dost olarak tekrar buluştuk. 

1989 yılında Sovyetler Birliği dağılmadan önceki günlerde Azerbaycan’ın Devlet Sanatçısı Zeynep Hanlarova Türkiye’ye gelmişti. Ben o dönemde Bursa’da yaşıyordum ve kendisiyle Olay Gazetesi için bir röportaj yaptım. O röportajda bana, “Siz şimdi Bakü’ye gitseniz uçaktan indiğinizde bir taksiye bineceksiniz ve otelinize gitmek isteyeceksiniz. Ancak şoför sizi otelinize değil kendi evine götürecek. Çünkü Türkiye’den gelen bir konuk bizim için mukaddestir” demişti.  

1992’de Kemal ile birlikte yaptığımız Bakü ziyaretimizde bindiğimiz bir özel aracın sürücüsü gerçekten de bizi evine götürmek istedi. İşlerimiz olduğunu söyleyerek af diledik ama ısrarı karşısında dayanamadık. “Bir çörek yiyelim” dedi, biz de bir çay içeceğimizi düşünerek kabul ettik. Evine geldiğimizde çok kısa bir süre içinde bir çilingir sofrası kuruldu ve komşular da katıldı. Karşılıklı olarak yaşantımızdan kesitler paylaştık. Kâh güldük, kâh ağladık. Ama hayatımız boyunca unutamayacağımız bir gün yaşadık. Bizi evine getiren kişinin bir cerrah olduğunu öğrendik. Bir taraftan Karabağ savaşının devam ettiği ve büyük ekonomik sıkıntıların yaşandığı bu dönemde eski Lada marka arabasıyla ek iş olarak taksicilik yapıyordu. Böylesine zor günlerde bile konukseverliğini, sıcaklığını ve içtenliğini bizden esirgemeyen bu insanları ve gönüllere işleyen dillerini sevmemek mümkün mü?

Not: Bu yazı Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmıştır.

Etiketler:  Türkçe