Aynı durumda neden farklı hissederiz?

Aynı durumda neden farklı hissederiz?

13 Ağustos 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Duygu (emotion) kavramı “uyandırma” ve “hareket” köklerinden geliyor ve karşılaştığımız bir durumun iç dünyamızda harekete geçirdiği izlenim ve tepkiler olarak tanımlanıyor. Duygular aslında ihtiyaçlarımızı, beklentilerimizi, karşılaştığımız tehditleri ve yapılması gerekenleri gündeme getiriyor. Ayrıca uyum sağlamamıza yardımcı oluyor. 

Merak, tatmin, sevinç, gurur, kıskançlık, utanç, mutluluk, korku, tutku, merhamet, bencillik, acıma, öfke gibi duygular hem gerçek hayatta hem de sanatta davranışlara etki eden çok önemli faktörler.  

Araştırmalara göre yüzde otuzu doğuştan gelen, kalan bölüm ise çocukluk döneminde aile, eğitim ve çevre temelinde şekillenen karakterin belirtilen duygularla ilişkisi ise ilginç bir konu. Çünkü bir duruma özgü ortaya çıktığını düşündüğümüz duyguların genelleşip insanların karakter özellikleri ile anılması da söz konusu. Örneğin hep meraklı ya da utangaç birinden söz etmek gibi. 

Genel olarak duygular insanın hayatta kalmasını ve kendini gerçekleştirmesini sağlıyorlar. Örneğin korku veya kaygı ortamdan kaçmamızı veya savaşmamız gerektiğini gündeme getiriyor. Ya da merak araştırma ve keşfetmeyi beraberinde getiriyor. 

Peki duyguların seviyeleri neden kişiden kişiye değişiyor? Yani iki insan aynı durumla karşı karşıya kaldığında neden farklı hissediyor? Duyguları belirleyen ne? 

Konuyla ilgili okuduğum makalelerde, aynı durumda farklı duygular oluşmasının farklı düşüncelerden kaynaklandığı anlatılıyor. Yani durumu analiz ve algılama biçimi duyguların farklı derecelerde ortaya çıkmasına neden oluyor. 

Örneğin ıssız bir sokakta ansızın bir köpekle karşılaşıldığında korku duyulup duyulmaması ya da korkunun derecesi kişiden kişiye değişiyor. Çünkü kişinin genel olarak köpeklere bakış açısı, geçmiş deneyimleri, karakteri gibi hususlar durumu algılama biçimini değiştiriyor. 

Çoğu durumda ise aynı düşünceler aynı duyguların oluşmasına neden oluyor. Örneğin biri tehlikede olduğunu düşündüğünde korkuya kapılıyor. Ya da biri istediğimi elde ettim diye düşündüğünde mutlu oluyor. Kişilerin elde ettikleri şeyi geçmişte ne kadar arzuladığı, bunun için ne kadar emek sarf ettiği, o şeye verdiği değer gibi hususlar mutluluğunun derecesini belirliyor. 

Yani aynı durumda farklı hissetmemizin nedeni beynimizin bir takım soruları nasıl cevapladığına bağlı. Örneğin durum ansızın mı ortaya çıktı, bu durumu kontrol edip yönetebilecek miyim, ortaya çıkan durum istediğim şeye ulaşmamı zorlaştıracak mı gibi sorulara verilen yanıtlar farklı duygular oluşmasına neden oluyor. 

Zihnimizin durumları algılama ve değerlendirme süreci, kişinin olayı yönetme yeteneğine sahip olup olmaması, olaya atfettiği değer gibi hususlar soruların farklı yanıtlanmasına ve farklı derecede duygu oluşmasına neden oluyor. 

Duygular vücudumuzda bir takım etkiler doğuruyor kuşkusuz. Bazen kalbimiz hızla atmaya başlıyor, bazen gözlerimizden yaşlar geliyor, bazen gülmeye başlıyoruz, bazen de kaslarımız geriliyor örneğin. 

Dolayısıyla duyguların belirli bir olaydan kaynaklandığı ve bunu yaşayan kişinin nedenin farkında olduğu açık. Örneğin bir çocuğun bisiklet ziline duyduğu heyecan gibi.  

Fakat araştırmalar, duyguların bilinçsizce uyarılabileceğini ve manipüle edilebileceğini de gösteriyor. Söz konusu araştırmalar belirli duyguların nedenin farkında olmadan harekete geçebileceğine ve kişinin genel ruh halinin belirli bir duyguya dönüşebileceğine işaret ediyor. 

Neticede insan karmaşık bir varlık ve geçmişten, bilinç altından, çevreden ve eğitiminden bağımsız değil. Bazen de bir duygunun ya da kararın oluşumu ileri sürdüğümüz nedenin dışındaki bir nedene dayanabiliyor. 

Söylenmesi gereken başka bir şey ise duyguların bastırılmaması gerektiği. Tamamen duyguların etkisi altında karar vermek doğru olmasa da kararlarımıza duygularımızı da katmanın karşılaştığımız durumların yönetilmesi açısından yararı oluyor.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın