Aynen katılınca ne oluyor?

Aynen katılınca ne oluyor?

8 Temmuz 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Cumhur Deliceırmak, Girne

"Aynen katılıyorum" giderek artan bu söylem, "Ben konu hakkında hiç düşünmedim, düşünme zahmetine katlanmaya da hiç mi hiç niyetim yok, söylediğinizi yazdığınızı anlamış mıyım o da şüpheli, yormayın beni, katılıyorum söylenene, yazılana hem de aynen" demiş olmayı da içeriyor. 

"Aynen katılmak" diye bir durum söz konusu bile olmaz, olamaz, olmamalıdır, aynen katılmış olmak, tamamıyla aynı şeyi- şeyleri düşünmüş olmak, bir yandan düşünme etkinliğinin-eylemenin doğasına aykırıdır diğer yandan da insan oluş–ben–kişi oluş tabiatına da aykırıdır. 

Kabuğunun içindeki beş adet bezelye ya da börülce tanesi aynı oranda ve şekilde faydalanmadığı gibi köklerin çektiği sudan, vitaminlerden, aynı oranda ve şekilde gelişmezlerken insanların aynen katılması mümkün değildir. 

Başta ABD olmak üzere önde gelen kapitalin sahibi tüm devletler ve bu devletlerin anlı şanlı "think-tank" ( sözüm ona düşünce kuruluşu demekmiş think-tank’ler) 1980’lere kadar kendi halkları da dahil olmak üzere bütün halkları "komünizm insanlar arasındaki farkları ayrılıkları, aykırılıkları kaldıracak, bütün insanları tek tipleştirecek" korkusu ile ambale ediyorlardı. 

Gündelik hayattan bir örnek olması için kola diyorum. Ne zaman ki kola girdi Kruşçev hazretlerinin (manşet fotoğrafı) yüksek damak tadı ve emri ile Moskova’ya, Varşova Paktı’nın kontrolü altında ömür tüketenler "domino taşı gibi art arda devrildiler" Batılı yaşam tarzına. 

"Batılı yaşam tarzı" diye bir tarz var ve keşke bu tarz bir Afrikalı ile bir İskandinav’ın aynı model ve marka jeans (cin) pantolon ve aynı marka spor ayakkabı giymesi gibi masumane bir durumda kalsaydı. 

Batılı yaşam tarzı her şeyden önce Batılı gibi düşünme dayatmasını taşır bünyesinde. Nedir Batılı düşünme tarzı diye sorulursa, bu herhangi bir İngiliz, Alman, Fransız Amerikan vatandaşı gibi düşünmek değildir, sakın ha. 

Batılı düşünme, neredeyse tüm Batılı insanların aynı şeyi önce duymaya sonra da söylemeye ve ondan sonra da takati kalırsa düşünmeye başlaması demektir. 

11 Eylül olaylarının sonrasında nasıl da bütün Batı ağız birliği içinde aynı sözlerden oluşturulan aynı cümleleri kurdular hatırlayın. Uçaklara ya da gemilere binecek olan yolcular arasında Batılı olmayanların diş macunu tüpleri nasıl da didik didik arandı, arayanlar aradıklarını o tüplerde bulmayacaklarını bilmiyorlar mıydı, bilmeliydiler buna rağmen aradılar. Niye mi? Çünkü Batılı düşünce tarzı, Batılı davranışı da ve Batılı söylenceyi de beraberinde taşır. 

Batılı düşünce tarzının en yakıcı sonucu da, Batılı olmayan insanların kendi ülkelerinde, kendi hayatlarındaki sorunların çözümünü de artık bir Türk, bir Kürt, bir Yunan, bir Hindu, Bir Eskimo olarak düşünmekten vazgeçip, örneğin Kıbrıs Sorununa, Kürt Sorununa, Kutupların erimesine, herhangi bir Batılı gibi değil, çok özel, en özel, özellerin özeli Batılı şirketlerin yüksek çıkarlarını önceleyerek bakması demektir. 

Bu satırları yazanın Batılı Henry, Michael, Despina, Mary gibi insanlarla bir sorunu yok ve fakat, Adidas, Nike. Rockfeller, Exxon, Shell, Mirage, Krupp gibi Batılı şirketlerin bu satırları yazanın ülkesine ve Batılı olmayan bütün ülkelere karşı haince, düşmanca derdi var ve hep de olacak. 

Hepinizi tek tipleştirmekte Mao’nun elbiselerine beş basan BATI kıyafetleri ve düşünce tarzları ile kendine esir ettiği kalabalıklarla yetinmeyecektir.

"Despotluk nedir" diye sorsalar...  

Zorbalık, despotluk, ceberutluk herkesin aynı şeyi düşünmesini, söylemesini, istemesini istemek bunun için de gerekirse eylemli şiddet dahil her türlü baskıyı uygulamaktır derim