Aynalar ve pencereler

Aynalar ve pencereler

15 Nisan 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

İnsan doğal bir eğilimle ve her durumda, aynaya bakarcasına kendisine benzeyeni, kendisi gibi olanı yani yabancı olmayanı görmek ister. Tanıdık olanla kurulan ilişki; şüphe götürmeyen, güvenli ve rahatlatıcıdır çünkü. 

Pencereden bakıp; kendisine benzemeyeni, farklı olanı görmek, öteki olanla karşılaşmak ise, şüphe barındırdığı için güvensiz ve rahatsız edicidir. Bunun içindir ki; kendisine benzeyene yakınlık duyan kişi yabancı olanın karşısında geri çekilecek, içine kapanacaktır 

İçgüdüsel mi yoksa öğretilen bir şey mi olduğu bilinmez, bizleri birbirimize yaklaştıran şeyleri görmektense uzaklaştıran şeyleri görüp bunlar üzerinde durmak hep daha kolaydır. 

Bauman’ın da dediği gibi, "İnsanlar başkalarındaki küçücük bir lekeyi dahi fark etme eğilimindelerken, kendilerindeki büyük bir kusuru genellikle görmezden gelirler.” 

Girdiği her ortamda ayna arayan, benzerini görmek ve onunla iletişime geçmek isteyen, aslında bir nevi kendini arayan birey, böyle davranarak kendini yeniden ürettiğinin, durmadan kendini tekrarladığının farkında değildir çoğu zaman. 

Modernizm, bir yandan cemaatçilik ve hemşehricilik gibi benzer insanları birbirine bağlayan geleneksel ipleri söküp atarak kişiyi dışa açıp öteki olanlarla devamlı bir ilişkiye zorlarken, diğer yandan da yaman bir çelişki olarak; bireyi gittikçe daha fazla içine kapatmakta ve de yalnızlaştırmaktadır.  

Halbuki ön yargılarla hareket etmeden farklı olanlara kendini açan, onları şüphe kaynağı olarak görmektense tanımaya, daha da önemlisi anlamaya çalışan kişi, herkesin değerli bir yanının olduğu ve herkesin herkesten alabileceği şeylerin bulunduğu gerçeğini göz önüne alırsak, yeni şeyler görecek, öğrenecek yani ilerleyecek ve kazanacaktır aslında. 

Başkasındaki değerli olanı görmeye çalışan, ötekinde de iletişime geçmeye değecek saygıdeğer bir şeyler olabileceğini düşünen ön yargısız ve açık görüşlü bireyler, gerek özel yaşamlarında ve gerekse iş yaşamlarında sağlıklı ilişkiler geliştirebilecek, dolayısıyla daha mutlu olabileceklerdir. 

Gerçekten de mutlu ve başarılı gözüken kişilere dikkatli bir  biçimde bakarsak, her durum da ön yargısız olduklarını, iletişimden kaçınmadıklarını, sık sık empati yaptıklarını ve tüm bu özelliklerinin bir sonucu olarak iyi insan ilişkileri geliştirdiklerini görürüz. 

Günümüzde; yaşamını yönetemeyen, sorunlarıyla baş edemeyen, mutsuz ve başarısız bir yığın kişinin, sorunlarına çözüm bulabilmek için başvurdukları psikologlar ya da son yıllarda revaçta olan yaşam koçları da, sıklıkla iletişimin eşsiz önemine vurgu yapmakta ve ilişkisel tavrı öğütleyip durmaktalar. 

Kısacası; farklılıklarımızı reddetmeyip kabul etmek, bununla birlikte benzerliklerimizi ve ortak noktalarımızı bularak ön plana çıkarmak ve sürekli vurgulamak yani diğerleriyle aramıza duvarlar örmeyip köprüler kurmak yapabileceğimiz en akıllıca iş olacak, yaşamın önümüze çıkarıp durduğu sorunları çözebilmemiz için bizlere altın bir anahtar verecektir.