Aşka âşık adam...

Aşka âşık adam...

3 Haziran 2022 Cuma  |   Köşe Yazıları

İlhan İlmenöz

3 Haziran 1963 

Saat: 6.30

Yer: Moskova

Hikmet Bey ve Ayşe Celile Hanım'ın oğlu 1902 doğumlu Nâzım Hikmet gazetesini almak isterken dairesinin önünde geçirdiği bir kalp krizi sonucu yaşama veda eder.

O günden bugüne tam 59 yıl geçti. 59 yıldır büyük ustanın şiirleri binlerce kez farklı dillerde basıldı ve milyonlarca insan tarafından okundu. Farklı sanatçılar tarafından bestelendi. Şiirleri ve bestelenen ezgiler birçok insanın dilinde ve yüreğinde yer etti.

Türk ve dünya şiirinin en büyük ustalarından olan Nâzım Hikmet aşkı, özgürlüğü, sevdayı, hasreti, tutkuyu ve memleket  özlemini belki de en iyi anlatan şairlerin başında gelir. Farklı siyasi görüşten olsalar da  politikacılar işlerine geldiği zaman onun şiirlerini konuşmalarında kullanmaktan hiç çekinmediler. Söylerken bunlara inanmasalar bile...

Burada Nazım Hikmet'in ne edebi yönünü, şiirlerini, aşklarını, ne de siyasi düşüncelerini derinlemesine anlatacak, edebi analizler yapacak değilim. Zaten bunlar defalarca anlatıldı, yazıldı. Her ölüm gününde onu saygıyla anabilmek için hakkında birkaç satır yazmak, o güzel şiirlerinden okumak yeter bence... Nâzım"ı anlatabilmenin en iyi ve en kolay yolu onun şiirleri ile olur. 

"Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni 

ve de uyarına gelirse, tepemde bir de çınar olursa

taş maş da istemez hani..."

diyen Nazım Hikmet'in tüm şiirlerinde genel olarak 3 ana tema göze çarpar. Kadınlarına duyduğu aşk, memleket sevdası ve sosyalizme olan inancı...

Kimilerine göre "Aşka aşık adam" Nâzım Hikmet'in yaşamı boyunca sevdiği kadınlara yazdığı şiirleri bilirsiniz;

“Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey

Dünyanın en güzel sesinden

En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey

Fakat artık ümit yetmiyor bana,

Ben artık şarkı dinlemek değil

Şarkı söylemek istiyorum…”

Nâzım Hikmet’in belki de hayatı boyunca aldatmadığı tek kadın Vera"ya yazdığı şiirlerden biri;

“Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldüm”

Mayıs 1959 tarihli bir notta, Nâzım Hikmet Vera’ya şöyle sesleniyor:

“Lanet olsun, ne muazzam şey seni sevmek! Sen benim aşkım, sen benim kızım, sen benim yoldaşım, sen benim küçük annemsin. Canım, bir tanem, seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum. Bu şehir güzelse senin yüzünden, bu elma tatlıysa senin yüzünden, bu insan akıllıysa senin yüzünden…

Nâzım'ın dizelerinde en çok rastlanan ögelerden biri de memleket hasreti ve sevdasıdır.

"Dört nala gelip uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde

Dişler kenetli

Ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak

Bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansın el kapıları

Bir daha açılmasın

Yok edin insanın insana kulluğunu

Bu davet bizim

Yasamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine

Bu hasret bizim..."

Son olarak kendisine vatan haini diyenlere bakın ne diyor Nâzım Usta;

"Vatan çiftliklerinizse,

kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,

ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,

Amerikan donanması, topuysa,

vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,

ben vatan hainiyim.

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Bizler ne kadar şanslı insanlarız ki, dünyanın tüm dillerinde okunabilen Nâzım'ı, şiirlerini yazdığı dilde, yani kendi ana dilimizde okuyabiliyoruz. 

"O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi."

İyi ki yazdın Nâzım Usta...İyi ki seni tanıdık...